12 Eylül’e Nasıl Geldik?

12 Eylül 1980 harekâtı, 20. yüzyıl Türkiye tarihindeki dördüncü askerî darbedir. Birincisi 1908 Temmuz’undaki, tarihimizde II. Meşrutiyet olarak bilinen ihtilâldi. Bu anayasal hareketin üzerinden bir yıl geçmemişken, 31 Mart 1909’da İstanbul’daki kanlı çatışma, Selanik’ten yürüyen düzenli ordunun birkaç taburundan ve yardımcı sivil çetecilerden oluşan küçük Hareket Ordusunun başkente gelip vaziyete hâkim olması ile bastınldı. Balkan Savaşı sırasındaki Bâb-ı Âlî Baskını dediğimiz, gerçek anlamdaki üçüncü dünya tipi bir hükümet darbesiyle II. Meşrutiyet’in çalkantılı tarihi devam etmiştir. Her üç olayda da aktörler hemen hemen aynıdır, çekirdek İttihat ve Terakki Cemiyeti’dir. Son darbede Bâb-ı Âlîye giren silahşörler ve başlanndaki Enver Bey, Harbiye Nazırı Nazım Paşayı katlettiler, sadrazama silah zoruyla istifaname yazdırdılar. Dahası Enver’in görülmemiş bir cüretle silahlı olarak padişahın karşısına dikilip Mahmut Şevket Paşayı Sadrazam tayin ettirmesiyle bu darbecilik geleneği doruğa çıkmıştır.

O kadar kanlı çatışmalar ve pahalı tedbirlerle 1826 yılında kaldırdığımız yeniçeri ihtilâli geleneği, maalesef daha 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülaziz’i deviren Hüseyin Avni Paşanın hükümet darbesiyle yeniden dirilmişti. Sultan II. Abdülhamid’in diktatör rejimi bu kırılmanın devamını ancak otuz iki sene geciktirebildi.

II. Meşrutiyet, darbeler zinciriyle on sene kadar sürmüştür; sonunda Adriyatik’ten, yani Preveze ve Arnavutluk’tan Basra Körfezi’ne kadar uzanan bir imparatorluğun cenaze namazı kılınmıştır. Elbette ki imparatorluklar yıkılır ama bu yönetimin bilgisizliği işi çabuklaştırıp savaşı getirmese, Arabistan daha onurlu ve oturaklı bir idareyle bağımsız olur, asıl unsur Türk halkı da 20. yüzyıla daha hazırlıklı ve savaşta kaybetmediği kadroların yapıcılığı ile girerdi.

Cumhuriyetin kurucu öncü kadroları İttihatçılığı yakından tanıdıkları ve hatta bir ara bu muhalif harekete üye oldukları için bu talihsiz olaylardan yeterince ders çıkarmışlardı ve askerin siyasete karışması konusunda son derece temkinliydiler. Askerlikle idarî görevler arasına kesin sınırlar çektiler; askerlerin mebus olamaması gibi kanuni tedbirlerin yanı sıra ustalıklı politik manevralarla askerî müdahaleleri önlediler.

1960 darbesi, siyasetin değişen ortamına ayak uyduramayan Türkiye’nin siyasî ve idarî kadrolarının ortak hatasıdır. İnsanlar Ankara ve İstanbul’daki talebe nümayişinden ürktü; iktidar ve muhalefet ise çok partili hayatı sağlıklı olarak götürme olgunluğundan uzaktı. Abartılı ve çiğ bir siyaset güdülüyordu, muhalefetin çıkışları da iktidarın tedbirleri kadar olgunluktan uzaktı.

Mayıs’tan sonraki Yassıada safhası iç açıcı olmayan görüntüler ortaya çıkardı. Sonuçları itibarıyla kırgın bir yönetici sınıf ve onların çocukları sonra ki dönemde siyaset yaptılar.

1960’tan sonra siyasî hayatta görülen değişmeler; yeni partiler, yeni siyasî dernek ve tartışmalarla Türkiye’nin yeni bir anayasal döneme girdiği görülüyordu. Hiç kuşkusuz ki bazı safdil hatalar hayatı zorlaştırıyordu. Anayasa Mahkemesi dünyada örneği az bulunan bir kuruluştu, özlendiği gibi kurulup işlediğini söylemek mümkün değildir. Cumhuriyet Senatosunun kendinden bekleneni ifa eden bir organ olmadığı anlaşıldı. Anayasayı tamamen değiştirip yenisini yapmak 27 Mayıs döneminin getirdiği bir heyecandır. 1982 Anayasası da bir başka heyecanlı grubun eseridir. Oysa rahmetli Tahsin Bekir Balta ve bazı arkadaşlarının üstünde durduğu gibi 1924 Anayasası’nı tashih ve yeniden ilavelerle yürürlükte tutmak daha isabetli olurdu.

1971 askerî darbesi genelde siyasi partileri kapatmadı. Ne var ki Türkiye insanların evine kadar giren bir terör dalgasına maruz kaldı. Hükümetin çok iyi teşkil edildiği söylenemezdi. Başbakan yardımcısı, çıkartılacak yeni ceza kanununun geriye yönelik uygulanacağı gibi vahim hukuk hatası içeren tehditlerle siyasî partileri ve Meclis dışı grupları terörize etmeyi amaçlıyordu ama gerçekte hükümet güçsüzdü ve bakanlar arasında fikrî birlik yoktu. Bu dönemde iktisadî hayatta bir dinginlik olduğu görülüyor. Siyasî bakımdan ise insanlar huzursuz kılındı. Sonraki dönemin bakanlarından Altan Öymen’in uçak kaçırma suçuyla tutuklanması, operasyonlardaki acemiliğe bir örnektir. Bu örneklerin sayısı çoktu. Ankara, hava kirliliğine siyasî kirliliğin de eklenmesiyle entelektüeller tarafından âdeta boşaltıldı, istanbul ve İzmir’e göç başladı. Başkentin kültürel hayatında bir düşme görüldü.

Dönem içinde siyasî muhalefet Bülent Ecevit tarafından CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye ve askerlerle işbirliği yapan diğer siyasilere karşı yürütüldü. Hiç şüphesiz bu cehdi Ecevit’e serbest seçimlerde en büyük başarıyı getirdi. Darbeci rejim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Faruk Gürler’in garanti görülen cumhurbaşkanlığının, değişik kesimlerden politikacıların ortaklaşa çabası sonucu engellenmesiyle sona erdi.

Yukarıda serbest seçimden bahsettik. Serbest seçim Türkiye’deki askerî darbelerin sonunu getiren ve bizzat işin başındaki askerlerin mutlaka uydukları bir yükümlülüktür. Bunun da nedenlerinden birisi ordudaki terfi sistemi ve hiyerarşidir. Hiç kimse ilelebet askerî komuta mevkiinde kalamaz ve bu da sivil hayata geçişi hızlandıran süreçleri besleyen bir devlet ve toplum geleneğidir.

1973 seçimlerinden sonra umutlarla birlikte kanlı ve çatışma dolu bir dönem başladı. Çatışmanın üniversiteleri tahrip ettiği açıktır. Bu çatışmaların arkasında üniversite yönetimi ve öğretim üyelerinin rolü hemen hiç yokken en çok onlar suçlandı. Etrafta ölüm listeleri dolaşıyordu; en müessif olaylar Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu gibi sağla solla ilgisi olmayan veya Ümit Doğanay, Cahit Orhan Tütengil, Bedrettin Cömert gibi siyaset sahnesine çıkmayan hocaların öldürülmeleriydi.

Asayişsizlik ve cinayet üniversite hocasından taşradaki öğretmenlere, siyasî parti yöneticisinden fabrikatöre, partiliden bakana herkesi kurban diye yutuyordu. Silahlı çatışmanın ortasında kalanların serseri kurşunlara hedef olması kaçınılmazdı. İkinci Dünya Savaşı’nda Stalingrad savaşını gören bir sivil “Orada bile bu kadar korkmamıştım” dedi. Maraş ve Çorum gibi mezhep çatışması görünümlü iç savaş provaları, maalesef hükümetle ordu arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden asayiş ve sıkıyönetim konusunda gereken ani tedbirlerin alınmasını ve en başta sıkıyönetimin ilanını geciktiriyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise cumhurbaşkanını seçemiyordu; nerede kaldı ki olayları önleyecek bir millî hükümet kursun.

Türkiye’yi 12 Eylül darbesine sürükleyen olaylar ve kurumsal çatlamalar böyle gelişti.

İlber Ortaylı
Kırk Ambar Sohbetleri

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Kuzgun

Bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin Tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum, Yorgun ve sıkıntılı Uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki, Bir tıkırtı geldi birden, sanki...

Aşkım, Katilim

Boğazıma bıçağı dayadığında artık kabulleniş safhasındaydım. Beynim içerilerde bir yerde deli gibi haykırırken ben ve ruhum son derece sakindik. Mevsimlerden kıştı, hava çok soğuktu....

Arınma Odası

Şiirsel üst erkekliğimi ayaklandıran bu dişi, her gece beni içine alıyordu. Hem tecavüz, hem de aşk bir aradaydı. Keskinlik yoktu, sadece iki tenin arasında...

Arabalar ‘Ne Olurdu Acaba’ Diyen İnsanlarla Dolu

At yarışlarından dönerken yeşiller içinde bir kadın gördüm her tarafı göt ve meme--karşıdan karşıya geçen baygın bir ruh sarhoş ve yeşil bir antilop kadar seksi kaldırıma gelince ayağı takıldı...

Şiir Öldü mü?

Ülkemizde ve dünyada şiirin gerilediği iddialarının yaygınlaştığı bu günlerde, Şiir Sanatı gibi bir kitap yayımlamak, ne derece akılcı olurdu? Ama ben şiirin gerilediği kanısında...

Kimse “Genç” Olmak İstemiyor!

Şiirde yaşça “genç”lerden medet umma dönemi kapandı! Evet bu iddia (Hatta özgün bir önerme olarak da adlandırılabilir.) biraz mantıksız gelebilir; ancak son yılların şiir...

There Will Be Blood

19. yüzyılın sonlarında gümüş madeni arayan Daniel Plainview, (Daniel Day Lewis) bir arazide dinamitle patlattığı kuyudan şans eseri petrol çıkarmayı başaran bir adamdır. Hırsıyla ve...

Yabandan Gelen Kız

O dar vadideki yoksul çobanlar Arasına uzak ellerinden, Genç ve güzel bir kız baharla koşar Gelirdi ilk tarla kuşu öterken. Doğduğu yer onun başka ellerdi, Kimseler bilmezdi geldiği yeri; İzi...

Sarhoş Gemi

Ölü sularından iniyordum nehirlerin Baktım yedekçilerim iplerimi bırakmış; Cırlak kızılderililer, nişan atmak için Hepsini soyup alaca direklere çakmış. Bana ne tayfalardan; umurumda değildi Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve İngiltere; Bordamda gürültüler,...

Bir Yolcudur Dost

- Dost yok değil mi Hocam? - "Dost yok değil mi dostum" deseydin Aristoteles'ten Derrida'ya değin süren bir felsefe tartışmasına sokardın beni. Girmeyeceğim bu konuya....

Anarşist Böcekler

Dünyanın tüm çıplaklığıyla önümde striptiz yaptığı zamanlar ben henüz üç yaşındaydım ve ergenliğe girmemiştim. Dört yaşında mutluluğu oynuyordum, beş yaşında asiydim; öptürmek için uzattıkları...

Tanrı En İyi Büyücüdür!

Bazen sizin için gelenleri göremezsiniz veya duyamazsınız, onlar işaretlerle sizi takip ederler. Eğer siz bu işaretleri de göremezseniz diğer tarafa geçemezsiniz. Diğer taraf sadece...

Işık Getiren Sevgilim!

Sevgili Lucy; Işık getiren aşkım... Karanlıklardan geldiğini biliyorum. Islak ve nemli bir toprak gibi kokuyor nefesin. Ama artık öldürmeyi bırakmalısın. Bir aile kurup çocuk yapmalısın...

İnsanın Kararsızlığı

İnsanların davranışları üzerinde düşünce yürütmek isteyenler, bu davranışları birbirine uydurmakta, hepsini bir kalıba sokmakta çektikleri zorluğu hiçbir yerde çekmezler çünkü bu davranışlar çok zaman...

Eylem: Kurtuluşun Sistematiği

Eylemin Ruhu: Yok etmenin gidişatı kaosa gebe; bunu artık çok iyi biliyoruz. Her eylemin kanla bitmesi ve kanın arttıkça kutsallığını yitirmesi bu yüzden olsa...