Nobel Edebiyat Ödülü kime verilse hemen bir tartışma başlamıştır. Ödülü alanları bir kenara bırakırsak, dünya edebiyatına damga vuran, ama ödülü alamadan ölen pek çok isim de var .
1901’den bu yana, Nobel Komitesi yazarları madalya, diploma ve para ödülüyle, bir de elbette zaruri şöhretle ödüllendiriyor. Vasiyetinde Alfred Nobel, edebiyatın dördüncü ödül alanı olacağını belirtmiş ve İsveç Akademisi, o tarihten günümüze geniş sosyal, kültürel ve hassas alanlardaki saygı değer yazarları ödüllendiriyor.
Fakat buna rağmen, yine de dünya edebiyatına damgasını vuran Henrik Ibsen, Tomas Hardy ve W.H. Auden gibi birçok yazar da hayatları süresince Nobel Ödülü’ne değer görülmedi. Her ödülün eksiklikleri vardır mutlaka, ancak ödüle layık görülen bazı yazarları gözünüzün önüne getirdiğinizde Nobel’in masum olduğunu söylemek zor.
Sadece birkaç örnek:
Değindiğimiz konuya birkaç örnek vermek de elzem oldu artık. Önceki gün Mario Vargas Llosa’nın Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldüğünün açıklanmasının ardından biz de hangi yazarların ödülü alması gerektiği fakat alamadığı sorusunu cevaplamaya çalıştık ve bir liste derledik:
Lev Tolstoy
Listenin ilk sırasına dünya edebiyatına damgasını vuran Tanrı Lev Tolstoy’u koyduk. 1901 ve 1902 yıllarında Nobel’e aday olan Tolstoy, tuhaf dini inaçları ve radikal görüşleri nedeniyle es geçilmiş olabilir. Fakat mevkidaşı ve vatandaşı Anton Çehov gibi İsveç ve Rusya arasındaki tarihî nefrete kurban da gitmiş olabilir.
Mark Twain
1901’den 1912’ye dek, Nobel Ödülü’nün amacı bir üye tarafından yüksek ve güçlü bir idealizm olarak şekillendirilmişti. Pek muhtemeldir ki, Twain’in eserleri, kilise, devlet ve aileyi kutsallaştıran duyarlılığı içermiyordu.
Anton Çehov
Modern kısa öykünün babası Çehov’un da İsveç ve Rusya arasındaki tarihî gerginlik dolayısıyla Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülmediğine inanılıyor.
James Joyce
Samuel Beckett ve Saul Bellow’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında büyük etkisi olduğu söylenegelir Joyce’un. Fakat kendi bu ödüle erişme şerefine nail olamadı ömrü boyunca. Fakat bu, Joyce’un edebiyattaki modernist hareketin öncüsü olmadığı anlamına gelmez.
Vladimir Nabokov
Lolita’nın yazarı Viladimir Nabokov, 1974 yılında aday gösterilmişti ödüle, fakat İsveçli yazar Eyvind Johnson ve Harry Martinson’a kaybetmişti. Söz konusu yazarların ikisinin de Nobel jürisinde yer aldığını söylemekte yarar var.
Marcel Proust
Son yüzyılın en güçlü eserlerinden birini yazmasına rağmen, Kayıp Zamanın İzinde’nin yazarı Marcel Proust’a hiçbir zaman Nobel verilmedi. Birçokları eserlerindeki tartışmalı konuların buna gerekçe olduğunu söyledi.
Jorge Luis Borges
Bazıları, Borges’in birçok kez aday gösterilmesine rağmen, Augusto Pinochet’nin de aralarında bulunduğu sağ görüşlü askeri diktatörlükleri desteklediği için ödülü alamadığını söylüyor. Borges’in ödülü çok almak istediği ise bilinen bir gerçek. Ancak Borges ödülün maddi değerinden faydalanıp dünyayı gezmek derdindeydi.
Ezra Pound
Çığır açan bir şair ve eleştirmen Ezra Pound, aynı zamanda, Ernest Hemingway ve James Joyce’un da yakın dostu. The Cantos’un da aralarında bulunduğu eserleri, çağdaşları T.S. Eliot, W.B. Yeats ve Robert Frost’u oldukça etkiledi. Fakat Ezra Pound da faşizme kucak açması ve Yahudi aleyhtarı yorumları nedeniyle es geçilmiş olabilir.
Sonuç olarak; bugünlerde Türkiye’de alevlenen ‘üst kimlik sanatçı’ yorumlarını göz önüne alırsak, bazı büyük yazarların Nobel Ödülü’nü alamaması, gözümüzde ödülün değerini artırırken, bazı yazarların alamaması da komitenin hakim olan politik ortamdan bağımsız düşünemediği düşüncesini de aklımıza getirmiyor değil…
Joseph Brodski’nin 1987’de Nobel alan Rus yazar olarak tarihe geçtiği, fakat Gorkilerin, Çehovların es geçildiği Nobel’in aslında pek de masum olmadığı su götürmez bir gerçek olsa gerek…
Ama şunu da belirtmek gerekir ki, Orhan Pamuk’a değer görülen Nobel Ödülü’ne de saygı duymamak mümkün değil.
TARAF







