yoklukta
nefesim yettiğince bağırdım
gelmedi kulaklarıma sesim
çırpındım
çok korktum dipsiz karanlıktan
insanlara sordum
sesimi kim duyuyor
yoktular sanki
ben mi yoktum yoksa
ürperdi içim
derinliğin ürpertici rengi
içime sindi sanki
çaresiz koşuşturdum
yargılandım kendimde
beraat beklerken diplerden
karanlıklar çekti beni daha da dibe
kabuslar
korkunç sessizlik
yoktum
yokluğun diplerinde
yokluk duvarında bir taş
çok ezdim kendimi
üzerimdeki yoklar attıkça
ezildikçe beynimin altında
keyif almaya başladım kederlerden
keyfin tadıdır kendinden geçmek
diplerdeki ‘can’ yok artık
yokluğun duvarında taş olduk
gövdemizi duvar
beynimizi mimar
yüreğimizi hükümdar ettik
Sıfır Noktası
26.07.2009







