ataturk-un-yalnizligi_1

Sevgili okurlarım, Cumhuriyet tarihi ve Atatürk dönemi irdelenirken (belki de bilinçli olarak) yapılan en önemli hatalardan biri de o günün koşullarını düşünmemek, bugünün değer yargıları ve koşullarıyla o günleri eleştirmektir.

Şimdi soğukkanlı bir biçimde Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i ilan ederken önündeki öteki seçeneklere kısaca bir göz atalım; böylece onun devrimci yalnızlığı daha iyi anlaşılacaktır.

Hilafet Seçeneği

1) Mustafa Kemal’in önündeki ilk seçenek Hilafetin devam ettirilmesidir.

Aralarında Kurtuluş Savaşı komutanlarının da bulunduğu büyük bir kesim bu seçeneği savunmaktadır. Bunlara göre Hilafet, sadece Osmanlı İmparatorluğu döneminde toplumun alışageldiği bir yönetim biçimi olmakla kalmayıp aynı zamanda Türkiye’nin bütün İslam coğrafyasındaki liderliğinin de güvencesi olacaktır.

Yani hem toplumda kabul görmesi daha kolaydır, hem de Türkiye’ye, dünyadaki İslam ülkelerinin liderliğini sağlayacaktır.

Bu model, aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün halifelik görevini yüklenebilmesine de olanak vermektedir:

Büyük Millet Meclisi, halkın ve milletin temsilcisi olarak Hilafetin de temsilcisidir, Büyük Millet Meclisi Başkanı da, bu kimliğiyle Büyük Millet Meclisi adına temsil görevini yerine getirebilir; kısacası, Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi Başkanı kimliği ile devlet başkanı ve halife olabilir.

Mustafa Kemal bu öneriyi doğru bulmaz, çünkü onun anlayışına göre, artık din-tarım imparatorluklarının dönemi kapanmış, iktidarın meşruiyet kaynağını halktan, milletten alan çağdaş ulus devletler dönemi başlamıştır.

Tabii İslam ülkelerinin liderliği açısından da bu önerinin ne denli anlamsız olduğunu bilir; Osmanlı Padişah’ı V. Mehmet Reşat’ın Birinci Dünya Savaşı’na girerken ilan ettiği “cihad” karşısında Müslüman Arapların, İngilizlerle işbirliği yaparak Halife’nin ordularına karşı savaştığı gerçeğini unutmamıştır.

Komünizm Seçeneği

2) Mustafa Kemal’in önündeki ikinci seçenek, o sırada yükselişte olan ve Kurtuluş Savaşı’na da destek veren Rusya’nın da kabul ettiği rejim olan Komünizm’in (Bolşevikliğin) kabulüdür.

Bu modele göre Türkiye Sosyalist Cumhuriyeti ilan edilir, kendisi de Yoldaş Kemal olarak bu devletin başına geçer.

Bu model, hem o dönemde emperyalist güçlerle savaşan Kuvayı Milliyeciler için ideolojik açıdan uygundur, hem “yükselen deneyim” olarak dünyanın gündemindedir, hem de Kurtuluş Savaşı’na para ve silah desteği veren Rusya’nın yeni rejimi olarak, oradan alınacak yardımla, kolayca uygulanabilir.

Üstelik Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle Türkiye Komünist Partisi de kurulmuştur.

Mustafa Kemal’in, Komünist modeli derinliğine incelediği ve son derece bilinçli bir biçimde yeni devlet yapısı olarak tercih etmediği bilinmektedir.

O sıralarda Lenin’in Türk Kurtuluş Savaşı da anti-emperyalist nitelikle olduğu için Mustafa Kemal’e yardım amacıyla yolladığı Büyükelçi Aralov, Atatürk’ün bu konudaki görüşlerini kendisine açıkça anlattığını, anılarında yazar.

Bu anılara göre, Mustafa Kemal, cepheyi göstermek için Aralov ile birlikte gittiği bir tetkik gezisinde ona, Sovyetler Birliği’ndeki rejimin işçilere dayandığını, oysa kendi elinde sade-
ce köylülerin bulunduğunu, köylülerle ise Bolşevizm’in kurulamayacağını açıkça söylemiştir.

Böylece 1917’de dünyanın gündemine bomba gibi düşen “Komünizm” de bir seçenek olarak elenmiş olmaktadır.

Faşizm Seçeneği

3) Dönem, ırkçı kuramların moda olduğu, Almanya’da Hitler’in örgütlenmeye başladığı dönemdir.

Mustafa Kemal ise bir Orta Çağ imparatorluğundan, Türklük bilincinin geliştirildiği bir ulus devlet yaratmaya çalışacaktır:

Bu amaca en uygun model Türk ırkçılığına ve milliyetçiliğine dayalı faşist model gibi görünebilir: Bu modele göre Milliyetçi Sosyalist Türk Devleti kurulur, Mustafa Kemal, Führer olur, sorun çözülür.

Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun en ihmal edilmiş milleti olan Türklük de ön plana çıkarılmış ve yeni devletin ideolojik ve kültürel temeli yapılmış olur.

Mustafa Kemal Atatürk, pek çok sorununu çözecek olan bu modele de itibar etmemiştir. Üstelik onu sadece kuruluş döneminde kullanmamakla kalmaz, yıllar sonra Tek Parti Dönemi’nde, İtalya’daki faşist modeli irdeleyen ve bir öneri olarak önüne getirenlere de, onları azarlayarak, karşı çıkar.

Cumhuriyet Seçeneği

4) Dördüncü, son ve feodal bir toplumda uygulanması en zor olan seçenek Cumhuriyettir. İlk üç model, feodal bir toplumda çok daha kolay uygulanabilir seçeneklerdir, çünkü biri din, öteki sınıf, sonuncusu da ırk diktatörlüğüne dayalı olduğundan, din-tanm toplumlarının ilkel ve otoriter yapısına çok daha uygundur.

Ama Mustafa Kemal Atatürk, en zor olanını, Endüstrileşme ve Aydınlanma olmadan uygulanamayacak bir modeli, laik ve demokratik modeli, yani Cumhuriyet rejimini seçer.

Çünkü amacı, toplumu dönüştürmek, bir diktatörlük değil, çağdaş bir laik ve demokratik toplum kurmaktır.

Bu amaca varmaktaki çabalarında yalnız bir liderdir. Kurtuluş Savaşı’nın komutanları Hilafet yanlısı olduklarından, yanında sadece İsmet Paşa vardır.

Cumhuriyet’in kurulması ve toplumun laik ve demokratik ilkeler temelinde dönüştürülmesi son derece zor ve uzun bir süreçtir:

Altı yüzyıldır “kul” olarak yaşamış insanlara “vatandaş” bilincinin aşılanması, üstelik de bu dönüşümün Endüstrileşmeyi ve Aydınlanmayı yaşayamamış bir toplumda gerçekleştirilmesi, XX. yüzyılda eşi olmayan bir deneyimin yaşanmasına yol açar.

Bu dönüşümün temelinde kısaca Atatürk Devrimleri denen reformlar yatmaktadır:

Eğitim devrimi, Kıyafet devrimi, Yazı devrimi, Dil devrimi, Tarih Devrimi, Medeni yasanın kabulü gibi devrimler, dinci-gelenekçi bir Tarım toplumundan, çağdaş bir topluma geçişin, kısaca, “kulluktan’ “vatandaşlığa” dönüşümün alt yapısını kuran devrimlerdir.

Batı’da bu dönüşümü sağlayan (ve çok kanlı olan) Reform, Aydınlanma, Endüstrileşme, Kentleşme ve bunların sonucu olan Demokratikleşme gibi süreçler Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanmamış olduğu için, toplumun dönüştürülmesi, hukuk ve eğitim reformlarıyla gerçekleştirilmeye çalışılır; Aydınlanma, Endüstrileşme ve Kentleşme, bu devrimler sayesinde eşzamanlı yaşanır.

İşin en zor tarafı, Batı’da “aşağıdan yukarı”, geniş halk kitlelerinin desteğiyle (ve çok kanlı olarak) yaşanmış olan bu sürecin, Türkiye’de “yukardan aşağı” devrimlerle gerçekleştirilmek zorunda kalmışdır.

Laik ve demokratik rejimi kuran, toprak ağalığı ve köylülükle mücadele veren çağdaş sermaye ve işçi sınıfları henüz Türkiye’de gelişmemiş olduğu için bu savaşım, ancak sivil ve asker bir avuç bürokratın desteğiyle verilir.

Tabii bu dönüşümün en önemli öğesi ve desteği, Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük bir özenle kurduğu ve varlığını sakınarak sürdürdüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir:

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin varlığı, rejimin meşruiyet temellerini, dinci-gelenekçi yapıdan, (halife-sultan geleneğinden, yani padişahlıktan) ulusal temele (halk temeline), “demokratik temsil sistemine” aktarmayı olanaklı kılar.

Zaten Meşrutiyet’ler ile Cumhuriyet arasındaki en önemli fark da burada yatar:

Meşrutiyet rejimleri, Padişahlığın, “meşruti bir monarşi” çerçevesinde devamını öngörürken, Cumhuriyet, rejimi doğrudan “Milli Egemenlik” (Ulusal Egemenlik) anlayışı üzerine oturtmuştur; Mustafa Kemal Atatürk’e, toplumu dönüştüren devrimlerini yapma olanağı veren siyasal, yasal ve meşru güç de budur.

Tarihimizle Yüzleşmek, Emre Kongar
Atatürk’ün Yalnızlığı – II : Cumhuriyefin İlanı ve Devrimler

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.