samimiyet ve medya-felsefehayat

İnternette en çok ne arıyoruz? Bilinçli aramaların olduğuna gerçekte inanmasam da (genelde insan aramadığı bir şey de bulduğunda başından beri onu aradığını düşünür ya da bu durumun tam tersi bulunca istemediğini fark eder) en çok bulunan şeylere göre tahminim; bir his ya da bir his yaratacak bir şeyler… Bunda da başarılı olanlara baktığımda (web siteleri, arama araçları, komedyenler) ortak payda olarak görünen en belirgin his “SAMİMİYET”

Buradaki iddiam : “samimiyet=başarı” ya da “samimiyet başarıyı getirir” değil. İddiam şu: “Samimiyet” popüler olmak için yeter koşul değil ama gerek bir koşul. Bir websitesi, bir oyuncu bir yazı … Ne kadar profesyonel, ne kadar güzel, ne kadar … olursa olsun, bir süre sonra onda bir şeyin eksikliğini fark edersiniz ve o kısa sürede piyasadan tamamen silinir gider.

Bu iddianın eksik kaldığı yani geçerli olmadığı durumlar da vardır ama doğrudan başarılı websitelerine, talkshow yapanlara, reklam seslendirenlere, film çekenlere baktığımda bize sunulan hep “samimiyet”. Samimiyetin formüle dökülmesi elbette kolay değil. El sıkışırken şöyle yap, göz temasına dikkat et gibi temel şeyler insanlar üzerinde iyi bir etki yaratmak için kullanılıyor zaten. Hatta ses tonuyla ilgili temel kıstaslar da var ve bunları kullanarak temel bir duygu uyandırılabilirsin karşındakinde. Zaten olaylar tam da burada ilginçleşmeye başlıyor çünkü bu durum iki taraflı olmak zorunda.

Samimiyet oluşması için iki tarafında etkileşim içinde olması lazım. Buna bir ünlü üzerinden bakacak olursak, bir kişi ve karşısında koca bir topluluk var hiçte kolay bir olay değil, bu durumda samimi kalabilmek de zor. Bu yüzden çoğu ya bu etkileşimi sınırlandırıyor ya da çok hızlı bir kişilik değişikliğine gidiyor. Benim bu konuda başarılı bulduklarım başından beri aynı tarzı koruyabilenlerdir. Onların durumu daha da ilginç çünkü değişmiş olsalar dahi aynı hissi vermeye devam edebiliyorlar.

Sonuçta bir iş bu ve eğlence sektörü büyük paraların döndüğü bir mecra ama örneğin bir banka reklamında oynarken, ekonomik sistemi beğenmemek, eleştirmek ve bunu yaparken ikiyüzlü olmayıp samimi kalabilmek gerçekten zor olsa gerek. Bunu yapan kişi işe kendini kandırarak başlamalı ve benimde merakım burada başlıyor. Kendilerine ne söylüyorlar? Filmlerde, dizilerde reklamlarda bunu satarken kendileri ihtiyaç duyduğunda nereden alıyorlar?

Toparlamaya çalışacak olursam, amacım, sorunu saptamak falan değil hatta bu saydıklarım sorunda değil bence, amacım bu akışı daha net görebileceğim bir yer bulmak. Şimdiki gençlerin alışkanlıkları benimkinden farklı ve biz de öncekilerden farklıydık. Öncekilerden daha iyi değildik, sonrakilerden daha kötü değiliz, sadece farklıyız. Korkutucu olan ise bu farklılaşmanın hızı. Farklılaşma derken küresel dünyada her yerde aynı şarkıların dinlenmesi, filmlerin izlenmesi bu teknolojinin herkesi aynılaştıran yan etkisi de ayrı bir karmaşa yaratmakta. Hızlıca aynılaşıp, farklılaşmaya devam edişimizde varılacak nokta olarak görebildiğim tek yer; “Sosyal BİREY” Yani yalnızlaşıp, topluluk olarak aynılaşmak ve sonucunda daha büyük bir şeyin parçası olma arayışımız… Bir diziyi herkes izliyorsa izlemek gerekiyor, sevip sevmemek mesele değil, mesele izlemek çünkü yarın herkes onu konuşuyor olacak, konuşmaya katılabilmek için izleyici kitlesinin de bir parçası olman gerek. Sosyal medya da da aynı şey cereyan ediyor; dün akşam neler olduğunu bilmiyorsan aynı duruma düşebilirsin. Bu olaylar manzumesi, akşam haberleri gibi aslında ama çok daha hızlı değişen bir yapı ve takibi ne yazık ki çok daha zor.

Takip edebileceğiniz şeylere baktığımızda oldukça sınırlı bir alan karşımızda. Tam da burada devreye giriyor samimiyet. Örneğin; bu yazının eğri/doğru olmasından çok samimi olması çok daha önemli değil mi? Yalan mı söylüyorum? Gaza getirmeye mi çalışıyorum? Ne için yazıyorum? Bir yazı bir çok şüpheci yaklaşımla okunabilir ama ama bir yere varmayan bu sorgulamalar yorucudur. Bir yerde ya bu soruları sormayı bırakırsın ya da okumayı. Bu yazıdan benzer düşünceler çıkardıysanız bu yazı başarılı demektir. Diğer türlü bir kusuru bulunur ve beğenilmez. Benim burada bulduğum “çünkü” samimiyetle oldukça örtüşüyor. Çünkü samimiyet yalnızlığın ilacı, aynılaşmanın sempatiği, zenginliğin iyi niyetli olanı, filmin güldüreni, reklamın inandıranı, telefonların istediğin özelliği taşıyanı, şarkılardan seni anlayanı, anlatanı…

Kısaca, bir şeyi samimi bulmak için samimi olmak gerekiyor ve samimiyet iki tarafı da şekillendiriyor.

Yunus Odabaşı

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.