Acaba kaç bilinçaltımız vardı. Kaç kez unuttuk o inanılmaz anlarımızı. Hiç aklına getirdin mi bunu? İnkar etmeye çalıştıklarını düşün. Nasıl oldu da o anı unuttum dediklerini. Çok belirsizdik. Bu yüzden kimin yüzüne baksak artık anlaşılmıyorduk, ne gariptir ki nefret ettiklerim gibi olmak istiyordum ya da yok olmak. Geleceğe yönelik bir hayal kuramamak insanı ne derecede bir boşluğa itiyormuş öğrendim bugün. Öğle sonrası düşlerime yapışan güneş yanıkları hiçbir esintiden saklanmıyordu. Kendimle konuşmaktan sıkılmıştım. Başkalarıyla konuşmaktan da… Binlerce yıl geriye gitseydim yine aynı olur muydum acaba? Çağın getirdiği yeraltı bunalımı belki de son safhasına ulaştığından bu denli nefes alışlarımı bırakmak her gün daha da zorlaşıyordu. Ortaya attım. Kim alır diye bekledim geleceğimi. Kimse almadı üstüne. Kimse alınmıyordu. Herkes iyimserdi kimse üstüne alınmıyordu artık. Ben bile almak istemedim. Ne diye attıysam…

Sonbahara doğru bir ağaç gölgesinde esen serin rüzgarın peşine düşerek başladı benim maceram. Sonra içinde ruhumu çekip koparan bir şarkıya takıldım. Kaybolmadığımı fark edince gözlerimi kapatıp attım kendimi ölü bir beden gibi kokan şehrin paradoks lanetine. Kime hangi adresi sorsam herkes aynı yeri gösteriyordu. Gittim. Bir mezarlığın önündeydim. Herkesin gideceği yere herkesten önce geldim. Kimse yokken burada kimse kimseyle konuşmuyordu. Sanırım susmak yasaktı. Sonra kendime bir yer baktım. İlk defa o kadar çok şey beğendiğimiz halde kendimize bir mezarlık beğenmediğimizi fark ettim. İyi oldu bu saçmalığım. Bu sayede en azından kendi tarzımda ölecektim. Modanın ölümü bu denli ölümsüzleşebilirdi. Son zamanlarda yapılan şuuru kayıp intiharların faali meçhul olması can acıtıyordu. Acıya hiç bu kadar alışmamıştı insanoğlu. Tanrı bundan bahsetmemişti. Sevmek de bir nevi şuuru kayıp intihar belirtisiydi. Bu yüzden dünyada artık sevmek için cesaret gerekiyordu. Ben korkaktım. Benim sevmeye lüksüm de yoktu zaten. Dünya, sonunda bir seni ve beni bıraksa bir yerlerde hata yaptığını anlayacaktı. Zaten bu kentin sokakları 00.00’da sevmeye yasaklandı. Yağmurlu günlerde alçak duran yüreklerin göz göze geldiği bu yerde bir akşam vakti yüksektekilere küfrediyorduk ama geleceğimin olmadığını düşününce artık korkmuyordum saat 00.01’de bir sokak önünde ben sevmeye hazırdım.

Serkan Aydemir

[author image=”http://www.felsefehayat.net/wp-content/uploads/2013/10/serkan_aydemir_4.jpg” ]1989 yılı Adana doğumlu. Mersin’de yaşıyor. Ahmet Sapmaz İlkokulu, Necdet Kahraman Ortaokulunda, liseyi 5 Ocak Lisesinde okudu.. 2012 yılında Mersin Üniversitesi Türkçe Öğretmenliğinden mezun oldu. Bekar. Hobileri: Yazı yazmak, müzik dinlemek, şiir okumak. [/author]

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.