Bellek İrrasyonel Bir İnsan Gibidir Şimdi

Bellek, balkonuna sıra sıra dizdiğin ve atmaya kıyamadığın bira şişeleri gibidir çocuk. Benim içinse yalnızca bir çöplük!

Parmak ucuma basarak, o şişeleri devireceğim korkusuyla yürümekten bıktım artık. Yoruluyorum çocuk, yoruluyorum. İki adım arası kaç boşluk daha var zihnimde, bilmiyorum. Gereksiz bilişlerin işlendiği koca bir depodayım sanki. O kadar hapsolmuşum ki bu köhne yere; anılarım, acılarım, umutlarım, hayal kırıklıklarım ve de pamuklara sardığım ben ile birikmiş, yığılıp dağ olmuş durumdayım. Hiçbir neden, hiçbir sonuç gözetemiyorum. Sağımda asılı kelimeler, solumda yapay öğretiler. Hepsi birden, teker teker zihnimi kirletmekteler. Bir gün, bizzat zaman tarafından tabuta konulacak olmaktan korkuyorum çocuk, çok korkuyorum. Kendi içimde kendimi özgünlüğe taşıyacak devinimi yaşamadığım sürece, zamanın ve bu köhne belleğin esiri olacağımı biliyorum. Her şeyi, herkesten çok bilmek istemiyorum. Çünkü yeterince ceset kokuyorum.

Çürümüş ceset kokuyor belleğim.

Dün akşam ne yemek yediğimi, ondan önceki gün ne yediğimi ya da lanet olası 466 E otobüsüne her sabah saat altıda binmem gerektiğini kazıyorum beynime. Sonra kan toplanıyor gözümde. Kan damlıyor her yere. Beynime kazıdığım tüm bu zırvaları, teker teker atıyorum gözümden. Hayır, atamıyorum çocuk yalan söylüyorum. Öylesine işlenmişler ki zihnime def edemiyorum onları.

Oysa unutmak isterdim dilimi, dinimi, ırkımı. Bana hatırlatmak isteyen insanlardan kaçmak isterdim. Ama olmuyor unutamıyorum; en çokta bana yapılan kötülükleri unutamıyorum çocuk. Ki ilerde intikamını alabileyim diye, daha bir sıkı ilmek atıyorum zihnime.

İyileşemiyorum, yaram kabuk bağlamıyor bir türlü. Çok fazla şey var; baktığım, bakamadığım, bakmaya çalıştığım her yerde, çok fazla şey! Ve bu kelimelerle anlatamadığım “şeyler”, ömrümü tüketiyor, tükeniyorum çocuk. Her gün, her saat. Bu yazıyı yazarken bile belleğime dokunuyorum hâlâ. Ve zaman avuçluyor düşüncelerimi. Mutlak olan ne varsa esiri olmaya devam ediyorum. Hepsi teker teker çoğalıyor. Çoğunluğun bana dayattığı toplumsal ahlak anlayışını, dini ritüelleri, erdemleri, dogmaları, safsataları ve daha nice oportünist yaklaşımları, boğazıma yapışan tükürükle birlikte atmak istiyorum. İçine dahil olmak zorunda olduğum sistemin yüzüne yüzüne, bir kere de. Ama olmuyor. Dün akşam ne yediğini unutanlarca unutuluyorum bir çırpıda. Ne bir direniş kalıyor geride, ne de bir ağaç! Herkes sadece akşam sekizde başlayan dizilerini unutmuyorlar yalnızca. Ve ben böylesi duyarsız insanlarla yaşamak zorunda bırakılıyorumdur hâlâ…

İçsel süre, belleğin geçmişi şimdide taşıyıp devam eden yaşamı; ya içinde geçmişin durmadan büyüyen imgesinin ayrık bir biçimini taşıyan, ya da daha büyük olasılıkla, geçmişin niteliğinin sürekli değişimiyle arkamızdan sürüklediğimiz, yaşlandıkça daha da ağırlaşan bir yük olduğunu gösteren şimdidir.

Henri Bergson

Zaman hep şimdinin gerisinde çocuk. Bu anı yaşamama sebebiyet veren her şey, geçmişte saklı sanki. Ve zaman bu belleğin yaratımına ve sürdürülebilirliğine yardımcı oluyor bir çırpıda. Ve parçalara bölüyor. Ayrılıyorum hayatın yadsınası gerçeğinden. Ki bir gerçek var mı onu da bilmiyorum. Acılarıma yalnızca bu köhne bellekle dönebiliyorum. Oysa ne çok isterdim acının zerk edildiği an’a dönebilmeyi. Elinde hüzünlü bir fırça, belleğin azmini çiziyor Salvador Dali. Saatler eriyor bir deniz kıyısında. Ve ruhum, zamanın fahişesidir şimdi. Engel olamadığım ne kadar doğru varsa, içine dahil olduğum bir yanlışın içinde çürüyor sanki.

Ve ben hâlâ uyuyor gibiyimdir, zamanın kucağında. Ki uyumak unutmak değildir asla! Bu akış, bu devinim, durağan varlığımı anlamlandırmaya yetmiyor. Bocalıyorum, vahşileşiyorum acımasız insanların karşısında. Zaman yarınlarıma taşıyor belleğimi. Ve bir an için bile olsa durmak istiyorum, yalnızca bir an. Adına toplumsal bellek denen hafıza boşluğuna atmak istiyorum o insanları. Ki o insanlar ancak kendi çocukları ölünce hatırlayacaktır; unutmaması gerekenleri. Ki korkacağımdır “ben”, senleşecek diye. Peki, yeni bir ben yaratmak mümkün olacak mıdır çocuk? Bundan otuz üç sene evvel olmayan varlığım, bir sonraki otuz üç sene de var olacak mıdır mesela? Zaman hükmedecek bana, sana, tüm tekil şahıslara. Ve ben unutulacağım bundan yüzyıl sonra. Belleklerde bir nokta olacağım. Ki evrende yer kapladığım kadarıyla.

İşte böyle çocuk, bellek dediğin şey; irrasyonel bir insan gibidir şimdi; vahşi ve kabaca…

İsmail Topçu

İsmail Topçu
İsmail Topçuhttp://www.felsefehayat.net/
1985 İzmir doğumluyum. İlk ve orta dereceli okulları Karşıyaka'da okudum. Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü mezunuyum. Yazın hayatıma lise yıllarında şiirle başladım. Ulusal edebiyat dergilerinde öykülerim matbu olarak yayınlandı. "Monolog Yalnızlık" adlı roman, "Kaburga" adlı öykü kitabı ve "İçimdeki Fil" adlı şiir kitabı denemelerim oldu. Ancak bu kitaplar henüz okurla buluşmadı. Şu an edebiyat dergilerinde ve felsefehayat.net'te yazarlık yapıyorum.

POPÜLER BAŞLIKLAR

3 YORUMLAR

  1. Güzel yorumlarınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederim sayın editörüm. Yazarak hayatıma bir anlam katabileceğimi düşünmüştüm ama hayata bu kadar anlam yüklemenin bir hata olduğunu anladım. Edebiyat sayesinde hatalarımdan arındım. Dediğiniz gibi iyi ki edebiyat var… Yazmaya devam…

  2. Çok yalın ve samimi bir dilin var İsmail, bunu sakın kaybetme. Bu sayede her düzeyde okuyucuya çok çabuk ulaşacağını sanıyorum. Gerçekci ama incitmeyen bir duygusallık da hakim, bu da seni daha da yüceltiyor.

    Harikasın ne diyeyim… İyi ki edebiyat var iyi ki yazıyoruz!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Kaotika: “Önce “Göz” Vardı

Önce “göz” vardı. Sonra göz, töz’e ve söz’e dönüştü... “Sanki ağzını açıp tek bir söz söylese, etrafını saran boşluk dağılacak, içini kemiren hayaletler yok olacaktı....

La Strada

Filmde İtalya’nın sefaletini gözler önüne seren bir tavır var. Fellini, her fırsatta fahişeleri, esrarkeşleri, hırsızları ve kadın satıcılarını ön planda tutmayı seven bir yönetmen....

Lucifer: Uyanışın Temsilcisi

Lucifer... Pür kötülüğün temsilcisidir. Cennetten kovulan meleklerin en asili. Tanrının hizmetinde çalışmaktansa cehennemin efendisi olmayı tercih eden nadir meleklerden biri... Ateşin yakmasını, günahın yoldan...

Bir Marina Abramovic Performansı: Yapılanlar Kanınızı Donduracak

1979 yılında o zamanlar henüz pek tanınmamış olan performans sanatçısı Marina Abramovic, gösteri sanatları tarihinin en unutulmaz, en konuşulan ve belki de en korkunç...

Ben; Şaman

Ölümden bahsediyoruz, şaka değil, birinin intiharı burada söz konusu olan. Zamanının tamamını sahibi olduğu barda geçirmekte olan Arda, tatil için Türkiye’ye gelmiş olan müşterilerinden bir...

Gerçeğin Algılanması

Karanlığı kendi güçsüz ışığıyla aydınlatmak isteyen sokak lambaları, yağan yağmurda bir kibrit çöpüne benziyordu. Kimsesiz sokakta yağmurun sükutu bozmasından başka sükutu bozmak isteyenlerin kaybolması şaşırtıcı...

Sevgilim

Sevgilim, yetimim benim, aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken kapılar kapalı, dünya buzlu cam uyuşmuş gözlerimin önünde hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan ikimizin yerine dinliyorum sevdiğin şarkıları siyah tişörtünü giyiyorum yatarken gömleklerini, kazaklarını,...

Hayyam Rubaileri -IX-

161. Bir put demiş ki kendine tapana: Bilir misin niçin taparsın bana? Sen kendi güzelliğine vurgunsun: Ben ayna tutar gibiyim sana. 162. Biz aşka tapanlarız, müslüman değil; Cılız karıncalarız, Süleyman değil; Biz...

Niçin Yaşlanıyoruz?

Her insan vücudu zaman geçtikçe yaşlanır. İnsan ömrü her kişiye göre farklı olmakla birlikte günümüzde ortalama 75 yıla ulaşmıştır. Bilimciler insanların 150 yıla kadar yaşayabileceklerine...

Hoşgörü ve İnsan Üstüne

Diğer-ler-ini hoş görme davranışı, Hristiyanlığın ve diğer dinlerin ortak kaygısını oluşturur. Ortalama ahlakın emrettiği şeylerden sadece biri. Ayrıca zayıflığı ve acizliği simgeliyor. Kavramın çıkış...

Ölmek Özgürlüğü

Filozofluk yapmak kuşku duymaktır derler, öyleyse benim için saçmalamak, aklına eseni söylemek, daha zorlu bir nedenle, kuşkulanmak olmalıdır. Çünkü araştırmak, çözüm getirmekse kürsü başkanının...

Yalnızlık

Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz. Çok...

Vatikan’ın Gizli İlişkileri

Vatikan'ın ve Papalığın tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla doludur. Vatikan'da gece sapasağlam yatıp sabaha ceset o/arak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur. Amerikalı...

Görünenden Fazlası Medya Analizlerine Giriş (Kitap Özeti)

Görünenden Fazlası Medya Analizlerine Giriş medya ve iletişim öğrencileri ve iletişimin sosyal boyutlarına eğilmek isteyen iletişim meraklıları için harika bir metin. Oldukça ayrıntılı teknik...

Sahipsiz Sayfalar

hissiz kimsesiz bir sohbetti geceler, gündüzlere hasret. müsveddelerinden uzak özü insandı yarını düş, dünü kırıntılarıyla… çocukluk ellerinde kirleri hasret henüz çok uzakta. tanışmak için geç kalınmış aynalar yıllardır göremediğin bakışlarda. … bedensiz bir...