Çıkıverdin karşıma birden,
Ansızın.
Gelişinle gölge düşürdün kalbime,
Aldırmadın.
Oysa pek aşinaydı yüreğin
Gönlümün tam ortasına meskûndu;
Gözlerineyse meftun…

İnkisar etme sevdiğim!
Lakin bakışların, şimdi çok yabancı.
Ve bilmezsin sadırda ne yaralar saklı..
Konuşamazsın,
Sadece mahcup bir edayla;
Hatırlarsın:
Mart’ın o, son ikindisini…

Şimdi kimde kaldı metanet?
Yüreklerde yalnızca nedamet.
Biz birbirimize yapamadık,
Allahım sen bizlere merhamet et!

***

Öyle bir Mart’tı ki, bizi hiç sevmedi. Ne ikindisi ne akşamı, bizi “biz” olarak kabul etmedi. Çıkarsak mı o ay’ı takvimlerden? Bir değeri kalmadı artık, kaldırsak mı tedavülden?
Hiç olmayan bir şey nasıl da bitivermişti, bilmiyorum. Sorgusuz, sualsiz, münakaşasız, iki kelam dahi etmeden her şey sona ermişti. Susmanın bedelini, sadece bakışlar ödemişti belki de. Olan gözlerimize olmuştu; çok manidardı, kıymamalıydık.

Nitekim ben, sevmelerimi severim; ne de güzel sevmişim! Sevmekle mi yanlış yapmıştım yoksa söylememekle mi? Machiavelli’nin anlayışına yakın bir yol izlemiştim, bu uğurda. ‘Yakalanmıyorsan yanlış yoktur!’ Belli bile etmedim sevgimi. Bilirim ki, sevda dile getirildiğinde, aşk söze karıştığında tüm efsununu yitirir. Kabul ediyorum, hakkın vardı bilmeye. Ama benim de…

Nazım Hikmet’in şu dizeleriyle, sessizliğimiz karşılıklı konuştu ve bahsi böylece kapattık:

Onda bir kadının gururu vardı.
Sürmeli gözlerinden riya akardı.

Sizde sır dolu bir güzellik vardı.
İri gözleriniz tâ ruhu sarardı.

Betül Uludoğan

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.