geziii

Şu an Türkiye’ de yaşananlar düşük yoğunluklu bir savaşın ve sabrı taşan bir toplumun izlerini taşıyor. Evet, bu hengamede Berkin öldü demek yalan olur, aslında sembolleşti. Hafızalara kazındı. Ancak iktidar hiçbir şeyin farkında değil, bilmeden ve istemeden yığınlar ve baskı grupları için semboller üretmeye devam ediyor. Bu tam bir aptallık! Bu aymazlık ve siyasal konjonktür, ileride efsanelere ve kahramanlık destanlarına dönüşecek olan diğer alt kültürü (underground anarşik bir fraksiyon) yaratacak. Bunu hep birlikte göreceğiz.

Gündemi birlikte adım adım okumak ve geçmiş tecrübelerden yola çıkarak toplum psikolojisini ve siyasal iktidarın refleksini iyi saptamak gerekli. Mevcut iktidarın demokratik altyapı eksikliği ve meşruiyetini de düşündüğümüzde tarih birçok Berkin yaratmaya devam edecektir.

Soru: Türk halkı bir paronayanın ve psikozun eşiğinde debelenirken iktidar ne yapıyor?

Cevap: Gündemi belirleyen ve tasvir eden güzel bir soru ancak “iktidar” nedir sorusu ve bu bağlamda iktidar ve egemenlik ironisi de deşilmeli. Asıl sorun burada yatmakta. Bir siyasal sistemde paronaya halkın ekmeği suyu olmuşsa, burada kusuru hukuk düzeninde ve demokratik kültür de aramak gerekli. Bu durumda cevabımız şu olmalı:

İktidar dediğimiz şey, “devlet” denen canlı organizmanın bütün imkânlarını kullanan bir erk değil mi? Peki bu erk, hukuk ve genel (Avrupa) demokrasi kabullerinden referans almaz ise hali nice olur? Soruya cevaben bu soruyu da sormamız lazım. İç içe geçmiş bu çetrefilli çıkmazda, öz bir cevap bulmak zor ancak tanımdan yola çıkarak, şuraya varabiliriz: İktidarın özü bireydir, siyasallaşmış birey… O halde iktidar bütün imkânları ile bireye sürekli olarak kendisi için var olduğunu ispata girişmeli ve bu kaygısını, eğitim, hukuk, çevre, kültür-sanat, felsefe, sağlık vs. gibi alanlarda ona katma değer sağlayarak hissettirmelidir. İşin özü burada, yani bireyleşmiş ve kendine yetebilen yığınların öncüsü olmak ve nereden güç aldığını unutmamak. -Bu çıkarım aslı itibariyle, bizi, sosyal devlet anlayışını da irdelemeye itmektedir-

T.C.’ de ise işler böyle yürümez, devlet iktidar, iktidar ise devlet demektir. Hâlbuki kaynak da sonuç ta birey olmalıdır. Devlet ise bireylerin toplam kültürünü simgelemeli ve çok renkli bir yelpaze gibi kuşatıcı olmalıdır. Bu spesifik (T.C., İspanyol, Fransız vs.) devletin tanımıdır. Devleti ve alt unsuru olan iktidarı ancak bu çok renklilik yaşatabilir ve sevdirir. Bu bağlamda, ne polis, ne de asker, bir devletin ne koruyucusu ne de maşası olamaz. Olmamalıdır da. Bu günümüz dünyasındaki hiçbir modern devlet anlayışıyla bağdaşmaz. T.C. iktidarlarının ironik ve kronik hastalığı budur: Bireyden -yani vatandaştan- bağımsız bir güç olduğunu sanması ve gereksiz bir güç sarhoşluğuna aldanmasıdır. AKP iktidarının talihsizliği de bu sarhoşluktan gelmektedir. Gelelim asıl aktörlere… Yani vatandaş ve yığınların psikolojisine…

T.C. vatandaş tipolojisi

Vurdumduymazdır ve kişisel çıkarlardan feyz alır ve bunun için her şeyi yok sayar ve satar. Bizim insanımız bireyleşemeden direkt devletleşen ya da siyasallaşan insan tipine güzel bir örnektir. Bu bir hayal kırıklığıdır ve ne yazıktır ki, buram buram cehalet ve yobazlık kokar.

Bir diğer tanım ise: Sürü psikolojiyle bütünleşmiş “algıda durağanlık” durumu. Bu aslında bir vak’a’dır ve olağandır. Tipiktir. Hatta bize özgüdür. Bizim insanımız, tarihsel süreçte egemen olan seçilmiş iktidarları ve onlara atfedilen değerleri zorla içselleştirmeye çalışmış bir tip olarak karşımıza çıkar. İşte bu teslimiyet bizim başımızdaki en büyük beladır.

Bu talihsiz gidişata artık dur demek gerekli. Bu cevabı ise ancak, sessiz azınlık yani vatandaştan önce birey olan insan verebilir. Bu bir sessiz yumruk gibidir, sinsice beslenir ve aniden patlar. Bizim gibi toplumlarda nadiren vuku bulur. (Hatırlayalım: Gezi Direnişi) Sessiz bir yumruk gibidir çünkü devlet ve iktidar bunu her zaman bilir ve yine de aldırmaz. Bu kontrol mekanizması güçlü bir demokrasinin de sacayaklarından biridir.

Çözüm

Birey olmakta ve ruhunu bu yönde besleyen nesiller yetiştirmekle mümkündür. İktidarların ise yapacağı tek bir şey vardır: O da, bütün imkanlarını bu uğurda seferber etmek. Yani kendine güvenen bir dünya vatandaşı hedeflemek ve bunun için de politika üretmek.

Unutulmamalıdır ki; İktidarların vatandaşlarına karşı sürekli bireysel yetkinlik anlamında üretim içinde olduğu memleketler gerçek demokrasiyi yaşarlar.

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.