Bu Dünya Bu Kadardır İşte

“Bu gün her şeyi itiraf edeceğim. Ölümü defalarca denediğimi hayatı defalarca astığımı söyleyeceğim. Yakama yapışan ve beni tehdit eden umudu inkar edeceğim. Sonra bileklerimi açıp hayata karşı kan kırmızıya boyayacağım. Evet, değilim ben, hiç bir şey değilim. Bedenimi kuşatan intiharlar beni bu acıdan kurtaracak.”

Böyle diyordu bir çocuk bir zamanlar bu notu bırakarak gitmek istemişti. Ve sarı bir defterin üstüne bir not yazmıştı:

“Bu dünya bu kadardır işte“ diye.

Bu dünya bu kadardı gerçekten. Önemsiz ve hazmetmeye insanın gücü kalmayacak kadar insanı yoruyordu. Üstelik bu ilk değildi. Çocuk bu defa öcünü alacaktı her şeyden. intiharı defalarca denemesine rağmen hiç gidememişti. Dünya bu kadardı bir intiharı bile bedenine çok görüyordu. Artık hiç bir akşam hiç bir gece ve hiç bir sabah onun acısını saklayamazdı. Gitmek yenilmekti biraz da. Yenilgiyi kabullenip bileklerini kankızıla boyayacaktı. Kısık sesi ve solgun benzi ile hala “bu dünya bu kadardır işte” diye bağırıyordu çocuk. Müdahale etmek istemedim çünkü bende biliyordum ki bu hayata değmezdi, yaşamaya değmezdi. Yapmam gereken tek bir şey vardı onun bu gidişine saygı göstermekti. Biliyordum ki o varlığın içinde acı çekiyordu. Yaşamaya hazmedemiyordu artık çocuk. O gün pencerelerini kapatmıştı oysa hep açık bırakırdı. Çiçeklerini sulamamıştı. Evine gittim bir tuhaflık vardı. Bir an aklıma geldi yoksa yoksa intihar mı diye?

İçeri girdim kitapların arasında oturuyordu çocuk. Ellerinde sarı bir defter vardı ve hiç kıpırdamıyordu. Koşmaya başladım. Birden durdum. Çocuğun bilekleri gözüme çarptı. Kırmızıya boyanmıştı bilekleri ve yanında da bir cam şişesinin parçaları onlara baktım. Hala yaşıyordu. Ve bana bakıp gülüyordu çocuk. Çok soğuk kanlıydım. O çocuğun acı çektiğini ve bir gün çekip gideceğini de biliyordum. Bu yüzden müdahale etmedim. Aklımda çocuğun o gülüşü kaldı sanki her şey bitmişti bedeninin çektiği bütün acılar geçmiş ve hafiflemiş gibi gülüyordu. Aslında ben de bu çocuk gibi düşünüyordum yani bu hayatı önemsiz görüyordum. Dayanılmaz, iğrenç ve yorucuydu benim için.

Ve şunu iyi biliyordum bu hayata karşı bir bedenin en iyi ilacı intihardı. O intihar etmişti. İyileşmişti artık. Yüzünde hafif bir gülümsemeyle son nefesini verdi çocuk. Açık kalan gözlerini kapattım. Çocuğun elinde sımsıkı tuttuğu bir kitab vardı. Elinden defteri aldım. Birden defterin üzerinde üzeri kan olan bir söz çarptı gözüme ve şöyle yazıyordu:

“Bu dünya bu kadardır işte. Bu dünya bu kadardır işte.”

Çocuk hayata karşı sadece bu sözü yazmıştı. Hiç ses etmeden hiç pişman olmadan kendini bir intiharın kucağına bırakmıştı. Ben artık bir şeyin farkına varıyordum. Çocuğun ağrıyan ve acı çeken ruhunun ve bedeninim iyileştiğini görmüştüm. Artık yüzünde acılar yoktu. Bir derin sessizlik, ellerinde bu söz ve hayattan aldığı bir öc vardı. Çocuğun üzerine beyaz bir örtü serip polisi aradım. Çocuğun gidişinin ardından sokağa attım kendimi. Bağırarak defterin üstünde yazan o sözü tekrarladım.

“Bu dünya bu kadardır işte”
“Bu dünya bu kadardır işte.”

Sonya Bayık

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

2 YORUMLAR

  1. Merhaba sevgili Sonya,bugun radikaldeki yazini okudum ( ekin van;ez bume perperok) cok etkilendim vicdanlara hitap eden etkileyi bir yazi somurgeciye ve erkek egemen fasist zihniyete guzel bir cevap, tebrikler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Felsefe Yapma!

Bizim kız dün okuldan morali bozuk geldi. Bir arkadaşı ile tartışmış yanıma gelip kızgın bir şekilde “Baba bana bir arkadaşım 'felsefe yapma!' dedi; ne...

Ennead (Dokuzluklar)

I. Ruhlar, babaları olan Tanrı’yı neden unuturlar? O’ndan gelen ve tümüyle O’na ait olan parçalar oldukları halde ne kendilerini ne de Tanrı’yı niçin bilmezler? Aşırılık,...

Felsefe Ders Notları: Siyaset Felsefesi

Siyaset, Aristoteles’e göre “Yurttaşların, toplumu ilgilendiren işlerle ilgili olarak yaptığı her şeydir.” Siyaset felsefesi  siyasi yaşamı konu alan, özellikle de devletin özü, kaynağı ve değerinin...

Dehlizlere Gömdüm Umutlarımı

Gece, celladındır avuçlarımda Gün doğar; ağarır siyah saçları Zulüm dağlarının doruklarında Düşer zalimlerin sedef taçları Heyhat; yine yalnız, yine perişan Yürürüm zamanın karanlığına Göğsümde hayalin taktığı nişan Sanki varacağım İrem Bağı'...

Çok Satanlar

Çok okunanlar listesi şöyle: TÜRKİYE 1 İstanbul Hatırası / Ahmet Ümit Ahmet Ümit'in bu romanı da yine peş peşe işlenen cinayetlerin çevresinde kurgulanmış. Kitap İstanbul hakkında da...

Marquis de Sade

Fransa’da 1740 yılında aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen De Sade Fransız aydınlanmasının ve erotik edebiyatın sıra dışı temsilcilerindendir. Amcasının yanında Cizvit eğitimi...

Niçin Tahtaya Vuruyoruz?

Meşe ağacına insanların ruhani bir değer vermesi çok eskilere dayanır. Ağacın yüksekliği ve sağlamlığı nedeni ile bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı...

Neden Hıristiyan Değilim?

Bugün ele alacağım konu, "Neden Hıristiyan değilim?" adını taşıyor. İlkin "Hıristiyan" sözünden ne anlaşıldığını belirtmek iyi olur sanırım. Bugün bu sözcük çoğu kimse tarafından gelişigüzel...

A Clockwork Orange

İzlediğim en sıra dışı senaryo, sağlam yönetmenlik, hikaye… Acı-vicdan-ceza-adalet gibi kurumları ve değerleri mercek altına alan film gerçekten de tam bir fenomeni konu ediniyor. Ustaca...

Karahindiba

Bahar muştular asfalt kenarında zakkum açan yapraklarına “Ben geldim” der özünde susuz bir güneş. Ses büzüşür dingin bir sabahın girintili şakağından Arzular çoğalır tekil bedenlerin alın terlerinde Belki...

Zamansız Aşk

İşten güçten zar zor yetişmiştim. Bu sergiyi kaçırmak istemiyordum. Çok ters bir yerde de olsa Rembrandt'ı kaçırmaya niyetim yoktu. Çokta şık giyinmiştim, serginin yıldızı olmak...

Gizemli El

İstanbul âşıklarından, Stefanos Yerasimos'un kitabında yer alan başka bir İstanbul efsanesi'ni anlatmamak olmaz... Efsaneye göre, At Meydanı'nda bulunan Dikilitaş'ın dibinde bakırdan tılsımlı bir el...

Hayalin ve Duanın Birleşmesi

Doğurgan bir ruhtur doğa. Aşkını içten içe sürdüren, içten içe yanan, yok edici, çelişkisiz, yaratıcı ve ölümcül bir ruh. Doğa, tapılası görüntüsüyle bir anaç...

Yeter mi? Yetmez!

Yeter mi? Yetmez! Daha çok yol var gidilecek, unutma! Senin adın yokluksa, benimki acı... Bir araya gelmesi istenen son iki şeyiz. Çünkü yokluk acıdan...

Haneler

haneler yalnız, sessiz unutulmuş. haneler, adı bilinen sokaklarda yok olmuş. suçluyu bulmak suç sayılırken doğrularınca acılar doğurmuş yılların, yolların sancağı gönül kapılarında anlamsız kalmış. aşlar pişerken aşkın açlığında lokma lokma doyan beden bir anda...