Bugün Şiir Nerede, Şair Kim?

Bizden önceki şairlerden sadece dili değil ahlakı da miras alırız biz. Ben de buradan bakarım. Bugün durduğum yer de yazdığım da budur, derim.

Şiirin ne olduğuna ve nerede durması gerektiğine şairler karar verir. Bir eylem türü olarak şiir de politiktir ama onun bu karakteri hedefinden değil, doğasından gelir. Öyleyse şair ilkin, ona çizilen bütün sınırları yok sayar, emanet dili işlevsiz hale getirir, neyi ve ne zaman ve hangi estetikle yazacağını sadece kendisi belirler. Bir ve sonuna kadar müstağnilik sanatıdır şiir. Bugün onun işlevselliğinden önce yaratıcılığına, öncülüğüne, neye, kime, hangi konuya ne kadar yakın durduğu yanında kendi özgün diriliğini hangi ölçüde ayakta tuttuğuna bakmak gerekir. Bu ise her devirde az şair ve elbette az şiir yoluyla gerçekleşmiştir ve bu özellik aynen devam etmektedir. Yalnız bir nokta vardır ki bu, dün ile bugünü de ayrıştırmaktadır.

Dünün has ve yüksek şiiri, okur tarafından algılanmakta daha az sıkıntı yaşamaktaydı. Şiirle ilgisi zevk derecesinde dönen hatırı sayılır bir okur kitlesi vardı ve onlar hem bir şiir kitabının görülebilir derecede satılıp okunmasını sağlıyor hem de ortam denilen iklimin oluşmasına halka halka zemin hazırlıyordu. Dergiler, şiir ve edebiyat dergileri bu döngünün dengesini ayrıca ayakta tutuyordu. Bugün de nitelikli okur var ancak sayıca hem az hem de ortam ve zevk kitlesi oluşturacak etkisel iletişimden mahrum. Facebook, Twitter ve sosyal medyadaki paylaşımlar henüz nitelik ve bağlam bakımından veri hükmü taşımıyor. Bugünkü şiir yaratıcılık ve değer bakımından değil, tam da dolayım açısından büyük sıkıntı yaşıyor. Kültür değil, yan etkiler belirliyor onun ve şairin algılanışını.

Alkış kopsun, vitrinler süslensin

Passolini “neticede her şey politiktir” der. Buradan çıkarsak, şiire karşı kötü ve kötücül bir yok sayma politikası güdüldüğünü görmek zor değil. Modern dünyanın her tür üretim ve tüketim ilişkiler ağı, şiirin ve şairin aykırı olma, gerektiğinde kendisini kilitleme, hatta yok olma hakkını bir vesileyle hepten elinden almak, şair özneyi de bir tür ara eleman pozisyonuna sokmak istemekte kendisine göre haklı olabilir. Ancak, şairin neyi tercih ettiği ve nerede durduğu önemlidir asıl. Öyle şairler var, ne var ki, onların söz ve duruşlarının çevresine durmadan çitler çekilip duruluyor. İstiyorlar ki şair de kendisine herkesin alkışlayacağı bir çene bulsun, istiyorlar ki, alkış kopsun, vitrinler süslensin. Hayır, hayır yağma yok…

Göklerin kalbini çizenlere, hamile kadınları kem sözlerle tekmeleyenlere, asansörlerden yoksulların hızla aşağı düşüşüne, yağma yok. Doğanın hakkından en sıradan insanın var olma sızısını duyuncaya kadar, tek, tekil, ıssız kalıncaya kadar yağma yok! Bizden önceki şairlerden sadece dili değil ahlakı da miras alırız biz. Ben de buradan bakarım. Bugün durduğum yer de yazdığım da budur, derim.

Ölüm böyle böyle aşılır

Bir de ben her zaman şiirimizin esin kaynakları konusunda eşsiz olduğunu düşünürüm. Eşsiz bir hayatımız var her şeyden önce. Sürekli değişen, tutarsız, sürprizlere açık, gerilimli, acılı, bir şiire kaynaklık edebilecek neredeyse bütün insan açılarıyla dopdolu. Şimdi mesele bu kaynağı nasıl değerlendirdiğindir. Yüksek soyutlamalarla hangi yalın gerçekliğe indirdiğindir. “rahmet bana yerden yağar” demiş ulu şair. Daha nasıl kaynaklık etsin hem duyuş hem de dilsel kuruluş bakımından. Bırakın klasik şairleri, modern şairler de eşsizdirler. Eloğlu, Necatigil mesela unutulur cinsten değiller. Bir de günümüz şairleri var ki onlar birbirlerine kaynaklık etmek bakımından kirpi mizaçlılar. Sevgilerini, yorum ve eleştirilerini iletmekte, paylaşmak ve tartışmakta kısırlar. Bu bir kusur mu, evet. Bundan uzak olanlar yok mu, elbette var. Şiirin ve düşünce hayatının sıhhati bakımından bu yoğunluğun artması gerekiyor. Unutulmasın bir şiiri geçmişten çok çağdaşları besledikçe canlanır. Sanatta da böyle bu.

Kadın, cinsiyet, sokak ve güncel politikaya gelince, onların popüler rüzgârına kapılmadan onlara renk, ruh ve maya çalmalı şair. Ölüm böyle böyle, sığlık ve kuraklık böyle böyle aşılır ve aşılacaktır.

ÖMER ERDEM
k24

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Dehlizlere Gömdüm Umutlarımı

Gece, celladındır avuçlarımda Gün doğar; ağarır siyah saçları Zulüm dağlarının doruklarında Düşer zalimlerin sedef taçları Heyhat; yine yalnız, yine perişan Yürürüm zamanın karanlığına Göğsümde hayalin taktığı nişan Sanki varacağım İrem Bağı'...

Kayıp Bilgeliğin Habercisi

Onun ardından bir şey daha geldi. Solgun ve renksiz elbiseli... Yanında eşsiz karanlığını da getirdi bana. Gri cübbesiyle ayakucumda havada asılı duruyordu sanki. Her...

Gerçek Nedenler

Kolayca doğrulanabilir ki, büyük yazarlar, olayların nedenleri üstüne yazarken, yalnız en doğru bildikleriyle yetinmez, bir ince buluş, bir güzellik getirmek koşuluyla, inanmadıklarını da yazarlar. Bir...

Şiddet Üzerine Düşünceler

Fransız mühendis ve sendikalist Georges Sorel (1847-1922), Şiddet Üzerine Düşünceler (1908) adlı eserindeki tezlerini ilk önce 1890-1895 arasında yayımladığı bir dizi makalede açıklamıştı. Bu...

Sana Diyorum

Dağların eteklerinden indim Ovaları kırları bıraktım Baktım her yer kentli, Şehri, kokuşmuş kenti neyleyim Kepenek kokusu sindiririm. Buralar gelip geçici dinlenme hanı, Dertliye derman Aşığa armağan bizim köyün ırmağı. Baktım her yer...

Cennet ve Cehennem

Giriş Cennet ve Cehennem… Bu kavramların kulağa hoş gelen bir tınısı, hem de insanı korkutan bir tarafı var. Ayrıca bu iki kavram, bir köşeye kapanıp,...

Hayat Dediğin Nedir ki be Salim: Ruhuna El-Fatiha De Gitsin!

Birileri konuşuyordu. Sürekli bir ses makinesi. Sessizlik iyiydi oysa. Tabii Salim’e göre. Çığlıklar büyüyor sanki fırtına öncesi sessizlik gibi tehlikeli bir sürprizi besliyordu: tanrı...

Tasavvuf Edebiyatında Ceviz Simgesi

Bilindiği gibi dünya edebiyatında simgesel anlatım çok yaygındır. Bu, edebiyatın bir betimleme sanatı olmasıyla yakından ilgilidir. Felsefî kavramların açık seçik olmasına ve yalnızca insan...

Yaşamak ve Çalışmak

Doğa bir ana gibi davranmış bize: İstemiş ki ihtiyaçlarımızı gidermek zevkli bir iş de olsun üstelik: Aklımızın istediği şey, iştahımızın da aradığı şey olsun: Onun...

Ölüm, Acı ve Adam

Hastalıklar sirkine hoşgeldiniz! Sustu… Bir yudum daha aldı kan dolu kaseden ve şunları söyledi: Aşkın içine dalan bir adam ne ister ki? Acı, acı, acı… Türevli ve...

Hiç Nedir?

"Söylenebilir olan ne varsa, açık söylenebilir; ve üzerine konuşulamayan konusunda susmalı". "Yine de dile getirilemeyen vardır. Bu GÖSTERİR kendini, gizemli olandır o." L.Wittgenstein Hiç, bir...

Kardeşinin Gözünden Virginia Woolf

Virginia Woolf’un intiharından sonra, ressam kardeşi Vanessa’nın kaleme aldığı uzun bir mektup tarzında yazılmış olan 'Vanessa ve Virginia' çıktı. Virginia Woolf hem kültürel, hem edebi,...

Sanatçı Emre Şengün ‘5’inci Uluslararası Ekslibris Yarışması Özel Ödülü’nü Aldı

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Uzaktan Eğitim Merkezi Grafik Tasarım Birimi Sorumlusu Öğr. Gör. Emre Şengün, İstanbul Ekslibris Derneği, İstinye Üniversitesi ve Selçuk Ecza Deposu...

Beyti Dost Celse: 12

İnanmayanlar için sabrediniz. Şimdi onlar size gülüyor. Bir gün de siz onlara güleceksiniz. İşte bundan kurtulamayacaklar. Çok evvelden söylenmiş, şimdi kulaklarınızın duymadığı neler var....

Okumak ve Yazmak

Okumak ya da yazmak her ikisi de ortak kanallardan beslenir: Merak ve Yaratma endişesi. Belki de hayatın içindeki en insani iki doğal dürtü. Aynı...