Şarklıyım ben madam! Karın kirpiklerimde tutmasından belli.
Şarklıyım ben beyim! Misafire ilk “hoş geldin”i soğuğun demesinden belli.
Şarklıyım ben çocuk! Günün oyunu doğurduğu ilk saatten belli.

Yeryüzünün en ağır konuğunun ağırlandığı bozkırım. Etrafımda çevrili olan dağa borçluyum yüreğimin heybetini. Ovadır beni yeşerten; samimiyetiyle, bereketiyle harmanlayan. Havasının ve suyunun bir soğukluğu vardır; candan olan insanına sirayet etmeyen. Kalbi kurutmayan bir kuruluğu vardır; elleri, dudakları ve yüzü çatlatan.

Gününü en erken eden ve bitirenim. Reyhanî’nin de dediği gibi:

Ben Doğuyum,
Ben Allah’ın ilk yarattığının temel taşıyım…

Rüzgârın taksim ettiği ilk hicaz benim. Itrî’nin Neva Kâr’ıyım. Yaprak hışırtısının çıkardığı kaygıyım, bazen de zihinlerdeki önyargıyım. Kahır dolu içim, insanımın işgalle dolu hüzzam gözyaşıyım. Kışa giren ilk günüm ve her günüm ayaz! Muhabbete sıcaklık katan ilk kucağım. Ve kuşağımı sarsacak bağın deprem kırıntısıyım. Yıkıma uğratmayacak yakınlığın taktığı samimiyet yüzüğüyüm.

Çocukluğun son mahalle maçı, bisikletin en son turuyum. Heveslerin körebesi, hayallerinse gizlendiği son saklambacım. Annelerin, kol altlarına kilimleri alıp komşularla kısır yediği son bahçeyim. Yakılan semaverin kâkülü savurduğu son dumanım. Yine komşunun güvende olduğunu hissettiren, birbirinde bulundurduğu son anahtarım. Güvenliğe hesap vermeden, kart okutmadan içeri girilen, herkese açık son kapıyım.

Hanem de geniş, misafire hürmetim de. Vefa da hep başım üstüne. Duası eksik olmayan yemeklerin üzerindeki buharım bazen; onunla ısınırım. Tandırda pişen en son ekmek, çayın yanındaki son keteyim. Doymadan önce doyurmayı bilirim. Küçük çocuklara kurulan yer sofrasındaki, beraber yenilen son eksik yemeğim. Kurutulan son kayısı, muşambalara serilen en son eriğim.

Yarayla karışık esintim. İklimine alışık sesim; yanık ve efkârlı, serin ve engin. Rana bir kaşın, göze verdiği manayım. Türkülerin ve şiirlerin gurbette hasret duydukları temayım.

Ben, Gönül Dağı’mızın zirvesinde bulunan Neşet Ertaş’ın tasvir ettiği “Anadolu’nun çocuğuyum.” Sevgililerin birbirine “seni seviyorum” yerine “sana kurban olayım” diye hitap ettikleri,  kurbanın  “kurbiyet” ile yakınlık anlamında kullanıldığı bir yerin evladıyım. Ben, Anadolu insanına irfan katan bu ince düşüncelerin cümledeki girizgâhıyım. Dost dolu hânegâhım, sadık muhabbetle bir olup açarım.

Betül Uludoğan

Yazı başlığı: İbn Haldun

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.