Drag me down, in passionate sighs
With the ocean above me
And flames in my eyes
And grant me a life I can live
Without…
Take me away…

…From the life that I hate.

5 ay önce gittiğim konserin hayatımın son Dark Tranquillity konseri olmadığını biliyordum; ama ikincisinin ise kısa zaman sonra İstanbul’da olacağı aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Öyle ki, yurtdışından geldikten kısa süre sonra internetten Dark Tranquillity’nin resmi internet sayfasında Türkiye ve Balkanları içine alan küçük bir tur düzenlediklerini gördüm. Organizasyon yine Unirock’ındı. Hemen internetten bileti alıp konser gününü beklemeye başladım.

Günler geçti, konser günü gelmişti. Ankara’dan İstanbul’a konser için giderken hayaller kuruyordum. Acaba Mikael üzerimize atlar ve biz onu taşır mıyız? Göteborg’da dinleyemediğim Lethe’yi çalarlar mı? Aynı zamanada aslında biraz da endişeliyim, çünkü 600 tane bilet var dediler ama bu biletler tükenmedi. 2008 yılındaki Türkiye turnelerinin yetersiz bilet satışı yüzünden iptal edilmiş olması dün gibi aklımda, korkuyordum.

Neyse, İstanbul trafiği bizi biraz geç bıraksa da mekâna vardım. Salonun yarısı dolmuştu gittiğimde. Önlere gitmek istiyordum ama zaten insanlar bayağı sıkışık duruyorlardı. Ortalarda bir yerde bekliyordum. Kapıların 8’de açılacağı yazılıydı bilet üzerinde, 9 gibi çıkarlar diyordum kendi kendime ama daha geç çıktılar. 10’a çeyrek kala, Jolly Joker’i bilenler için o yarım gitar şeklinde duran küçük balkonda Dark Tranquillity boy gösterdi. En arkada ise Mikael Stanne… Elinde Efes Premium şişesi bizi selamladı. Heyecanlıydık, uzun bir aradan sonra yeniden Türkiye’deydiler. Teker teker indiler merdivenlerden yerlerini aldılar.

Konser, Göteborg’da son ayağına katıldığım Where Death is Most Alive: Part 2 turnesindeki konserler gibi başladı. Son albümden önce At the Point of Ignition. Sonrasında da yine aynı albümden en sevdiğim parça The Fatalist. Bu iki şarkıyı çaldıklarında Göteborg’daki konserin setlisti geldi aklıma ve hemen hemen aynı şarkıları beklemeye başladım. Keza öyle de oldu. The Wonders at Your Feet’den Final Resistance’a, Punish My Heaven’dan Misery’s Crown’a, The Gallery’den Lost to Apathy’ye… Göteborg’da dinlediğim şarkıların aynılarıydı ama konserin en büyük anı gelip çatmıştı: 1995 yılındaki albümden (The Gallery) bir parça sırada dedi Mikael Stanne. Lethe dedi! Konser sırasında da birkaç defa bu yönde istekler olmuştu zaten ama ben çalacaklarını düşünmemiştim. Ama çaldılar. Ve ben kendimden geçtim. Kafamı sahneden başka yerlere doğru çevirdiğimde ise yalnız olmadığımı gördüm. Hep bir ağızdan Lethe söylüyorduk. Konserin doruk noktasıydı benim için. Unutulmaz…

Bu konserde beğendiğim bir diğer nokta ise dinleyiciler “rafine” dinleyicilerdi. Her şarkıda gruba eşlik eden, şarkılara başlamadan önce şarkıların adını tamamlayan, ilk andan son ana kadar enerjik, yerinde duramayan bir seyirci vardı. Azdık ama özdük. Keza Mikael Stanne de bize hayran kaldığını belirtip her sene buluşalım demeden kendini alamadı. Çünkü karşısında şarkılara ve müziklerine karşı çok güzel tepki veren bir dinleyici kitlesi vardı.

mikael-stanne2
Mikael Stanne

Artık klasikleşmiş olan Mikael Stanne’ın dinleyicilerine karşı sıcaklığını bu konserde de gördük. Zaten hiçbir zaman mikrofon ayaklığını kullanmaz, devamlı elinde mikrfonla seyircilere yaklaşarak söyler. Bu konserde de öyle oldu. Mekân küçük olsa da onlar için, yine üzerimize atladı ve biz onu taşırken o şarkı söylüyordu. Zaten dinleyicisine karşı bu kadar sıcak ve içten davranan bir başka grup görmedim şu zamana kadar.

Konserin sonlarına gelmiştik. Göteborg’daki konserin bitiş şarkısını aynen burada da çaldılar: Terminus (Where Death is Most Alive). Klasik metal grupları gibi gidip size alkış falan tutturmayacağız dediler. Son şarkıları ile sahnede son kez yer aldılar. Bunu gören arkamdaki 3-5 kişi sağolsun beni direk ittiler, en öne gelmiş bulundum. Seyirci kopmak istemiyordu ama ayrılık vakti gelmişti. Son şarkıdan sonra sıra ile herkesi selamladılar. Zannedersem biraz şanslıyım ki bassist Daniel Antonsson’un attığı pena tam göğsüme geldi. Geceden güzel bir hatıraydı. Son olarak Mikael en önlerdeki seyircilere dokunarak yukarıya çıkmak üzereydi ki bence selamlaşırken üzerimdeki Sticky Fingers (Göteborg’un en meşhur rock barı) tişörtünü gördü. Birazcık özel muamele gördüm desem yanlış olmaz herhalde…

Konser bitmişti… Nasıl geçtiğini anlamadığım yaklaşık bir 90 dakikalık performanstı. Fazla söze gerek yok, şu zamana kadar iki kez gittim konserlerine. Ve yine eminim ki bu son olmayacak. Ne zaman, nerede onları dinleme fırsatım olursa, ben orada olacağım.
Tack Så Mycet Dark Tranquillity!

Ercan Yaman
(18.05.2011)

Paylaş
Ercan Yaman… Aslında çok bir şey beklememek lazım ne de olsa sadece iki kelime. Ama okumak isteyenler için de birkaç bir şey karalayayım. Eylül 1989 Samsun doğumluyum. Hava olsun diye değil, kendimi keşfetmeme elverişli ortam sağladığı ve kendimi borçlu hissettiğim için gururla söylüyorum: ODTÜ mezunuyum. Parası ile kimisi kıyafet alır, kimi ev alıp yatırım yapar, kimi gece hayatına harcar vb. Ben ise kazandığım parayı yeni yerler keşfetmek ve çok sevdiğim metal müzik uğruna harcarım. Başka da bir şey yok. Eleştiri ve sorularınıza ise her daim açığım, herhangi bir iletişim adresimi kullanabilirsiniz.

2 YORUMLAR

CEVAP VER