Deniz değil midir bizi bizden alıp başka diyarlara götüren? Deniz değil midir bize bütün dertlerimizi unutturan? Denizin o derin maviliği, saflığıdır insana hayat veren ve biraz olsun “Ben hayatla bağlantımı kestim” dedirten.

denize-dogru

Denize doğru kaçıp her şeyi unutmak istiyor insan. Ama gelelim görelim ki her zaman her şey yolunda gitmiyor. Ceyda Kılınç’ın Denize Doğru adlı kitabında olduğu gibi.

Hikaye, bir iş adamının esrarengiz şekilde öldürülmesiyle başlıyor… Başlıyor ama iş adamının eşi ve kızı bir numaralı zanlı gibi görülüyor polis tarafından. Neden mi? Şirket hisselerinin büyük bir bölümü onlara kaldığı için tehdit alıyorlar ve güneye kaçmakta buluyorlar çareyi, fakat kimseye bu durumdan söz etmedikleri için bir numaralı katil zanlısı oluyorlar. Turlarına İzmir’den başlıyorlar. Eski hayatlarının aksine lüksten uzak pansiyonlarda kalmaya başlıyorlar. Bu arada Yavuz adında biri peşlerine takılıyor, ilk başta Yavuz’un asıl niyetini anlayamasak da kitabın sonunda her şey ortaya çıkıyor. Yavuz, ilk başta öldürülen iş adamının çok yakın arkadaşı olduğunu ve ona bir şey olursa eşini ve kızını ona emanet ettiğini söylüyor. Tabi ki buna inanmayan Miray ve Julia tekrar kaçmakta buluyor çareyi. Bodrum’a gidiyorlar ve ardından yine Yavuz’a yakalanan ikili tekrar kaçıyor, bu sefer Marmaris oluyor durakları. Burada Miray bir aşka yelken açıyor ama Türk olduğunu belli etmemesi gerektiğinden büyük aşkına karşı yalan konuşuyor, turist olduklarını ileri sürüyorlar annesi ile beraber. Büyük aşkı Türkçe bilmediğinden işaret dili ile konuşuyorlar. Günden güne alışıyorlar bu duruma. Ama yeniden Yavuz’u görene kadar sürüyor bu aşk masalı. Gitmek zorundalar yine fakat büyük aşkı Tuna buna izin vermiyor elbette. Bu sefer nereye gittiğini ve ne yaptığını bilmeyen üçüncü bir kişi katılıyor aralarına yalanlarla dolu kaçışlarına. Tuna, Miray ve Julia’nın bu seferki durakları Antalya oluyor. Antalya’nın lüksten uzak sokaklarından birinde yine bir pansiyonda kalıyorlar. Miray alışkın değildi böyle şeylere, narin bir kız olarak yetiştirilmişti.

Bu arada sürekli babasının ölümü ile ilgili haberler çıkar olmuştu gazetelerde. Bunu Tuna’dan saklamak için büyük çaba sarfediyordu annesiyle beraber. Neyse ki Tuna aşk yaşamaktan başka bir şey yapmıyordu. Peşlerinde birileri vardı ama tam olarak kim olduklarını bilmiyorlardı. Şirket avukatları Kerim Bey rapor ediyordu olanı biteni.

Cevap basitti aslında, ölen iş adamının kardeşleri bütün mirasa sahip olmak istiyorlardı. Bir mektuptu bunların bütün sorumlusu. Ama o mektubun sırrı nedir kimse bilemiyordu. Tuna, Miray ve annesi Antalya sokaklarında gezerken bir şeyler oldu ve ne olduklarını bile anlayamadan hastanede buldular kendilerini. Birileri Miray’ı kaçırmak istemişti ama polisleri görüp kaçmışlardı. Olan Miray ile Tuna’ya olmuştu. Tuna bir şeylerin ters gittiğini anladığında Miray’ı ve annesini alıp Antakya’ya akrabalarının yanına götürmeye karar vermişti. Sıcak bir aileydi Tuna’nın akrabaları içten ve samimi… El üstünde tutulmuşlardı Miray ve annesi. Ama ne yazık ki yine yalan konuşmak zorunda kalmışlardı. Kimse gerçek isimlerini bilmiyor ve onları turist sanıyorlardı. Gün geçtikçe iyi haberler gelmeye başlıyordu. Şirket avukatı Kerim Bey aile dostları Faruk Bey’in bu kargaşayı duyduğunu ve onlara yardımcı olabileceğini söylemişti. Bu sefer Tuna’dan ayrılma vakti gelmişti, iki aşık göz yaşları arasında ayrılıyorlardı. Faruk Bey’le Kıbrıs’ta buluşacaklardı. Faruk Bey’in Kıbrıs’taki saray yavrusunu andıran görkemli evinde…

Kitabın sonu gerçekten beklenmedik bir biçimde bitiyor. Kimin ne olduğunu ilk bakışta anlayamıyoruz elbette. Ölüm, acı, ihanet ve aile ilişkileri üzerine güzel bir macera romanı. Güven bazen beklemediğimiz zamanlarda bizi yarı yolda bırakabiliyor.

Keyifli ve sürükleyici bir kitap olacağına eminim.

Sezen Aksu

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.