dindar-aile-cocuk-yetistirme

Dinlerin ahlaki bir rehberlik sağladığına inanılır. Dindar insanların ahlaki yönlerinin gelişmiş olduğu ve dindar olmayanların doğruyla yanlışı birbirinden ayırt edemediği kanısı da bu inanca dahildir. Ama hepimizin zaman zaman gördüğü gibi, bu tür ortak inanışlar gerçeği yansıtmayabiliyor. Current Biology dergisinde yakın zaman önce yayımlanan ve Türkiye’yi de kapsayan bir çalışma, dindar olmayan ailelerde yetişen çocukların, diğerlerine göre daha fedakâr ve cömert olduğunu gösteriyor.

Bu araştırma hakkında The Daily Beast gazetesinde yayımlanan habere göre; bugün, tüm dünyada 5.8 milyar kişi kendisini dindar olarak tanımlıyor. Bu, toplam nüfusun yüzde 84’ünün ahlaki davranışlarını inanış üzerinden belirlemesi demek. Dindar aileler, aşıladıkları fikirlerin çocuklarını dürüst, adil, doğru ve tüm dinlerin söylediği gibi insanlara merhametli kılacağını umarak, çocuklarına dini metinleri ve ahlaki dersleri öğretiyor. Fakat ironik bir biçimde tüm dinler çocuklara, eğer belirli bir biçimde davranmazlarsa, mutlak güce sahip bir varlık tarafından cezalandırılacaklarını öğretiyor.

Buradaki soru şu; dinler gerçekten de insanların daha ahlaklı davranmasını sağlıyor mu? Peki ya ateist ailelerde yetişen, iyi olmak için hiçbir metafizik desteğe sahip olmayan çocukların durumu nedir? Hiçbir çıkarları olmamasına rağmen başkalarına iyi mi davranırlar yoksa “Allahsız kafirler” olarak kötülüğe mi meyilliler?

Bir grup bilim insanı, kontrol altındaki laboratuvar koşullarında bu şaşırtıcı soruları cevaplayacakları bir deney gerçekleştirmeye karar verdiler.

ABD, Çin, Kanada, Ürdün, Türkiye ve Güney Afrika’dan 5-12 yaş arası 1100 çocuk çalışmaya dahil olması için seçildi. Çocukların çoğu Hıristiyan, Müslüman ya da ateist ailelerde büyümüştü. Ateist çocukların dindar çocuklardan daha ahlaklı olup olmadığını araştırmak için, “diktatör oyunu” denen bir oyun oynandı. Bu oyunda, çocuklara 30 etiket gösterildi ve beğendikleri 10 tanesini alabilecekleri söylendi. Ardından çocuklara, oyunu oynamak için yeterli zamanın olmadığı ve okullarındaki diğer çocukların etiket alamayacağı söylendi. Sonuçta, dindar ailelerden gelen çocukların etiketleri akranlarıyla paylaşmak konusunda ateist ailelerden gelen çocuklara göre belirgin bir biçimde daha az cömert olduğu görüldü.

Sonuçlar sadece dindar ailelerin çocuklarının ateist ailelerde yetişen çocuklardan daha fedakâr olmadığını göstermiyor; ayrıca dindar olmamanın ahlaki davranışları arttırdığını da iddia ediyor. Pek çok kişi için bu mantıksız görünebilir. Çalışmanın yazarlarının “ahlaki ruhsatlandırma” denilen ilginç bir fenomenden de bahsettikleri bir açıklamaları var. Bu terim, birinin kişisel imajını geliştirmek için uğraşmasının ahlak dışı davranışlarının sonuçlarını düşünmemesine neden olduğu bir tür zihinsel hareketle ilgili. Örneğin, çalışmalar cinsiyetçilik karşıtı olduğunu söyleyen erkeklerin, geleneksel olarak “erkek işi” diye tanımlanan işler için erkekleri işe aldığını gösteriyor. Zira, kendilerince cinsiyetçi olmadığını düşünen bu erkekler, kadınlar yerine erkekleri tercih ederken de ahlak dışı davranmadıklarını düşünüyorlar.

Benzer bir biçimde, mümin olduğu için kendini ahlaklı sayan birisi de davranışlarıyla ilgili daha kaygısız olabiliyor. Bu fikrin ışığında, halihazırda davranışlarından bağımsız bir biçimde kendini iyi biri olarak gören dindar çocukların etiketlerini paylaşmak zorunda hissetmemesi çok da şaşırtıcı olmuyor. Diğer taraftan, ateist çocukların dini ritüeller yüzünden değil davranışlarından ötürü iyi biri olarak tanımlanacaklarını düşünmeleri, davranışlarının ahlaki yönü hakkında daha kaygılı olmalarını sağlıyor olabilir.

Çalışma aynı zamanda, dindar ailelerden gelen çocukların, başkalarına iterek ya da vurarak zarar veren insanlara sert cezalar vermeye yatkın olduğunu gösterdi. Ancak bu, dindar çocukların adalet konusuna daha çok önem verdiği; dindar olmayan çocuklarınsa başkalarının davranışları konusunda daha toleranslı ve affetmeye daha yatkın olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Bu çalışmanın çarpıcı bir biçimde açığa çıkardığı şey, din ve ahlakın aynı şey olmadığı. Hatta, bazı durumlarda inancı olmayanlar çok daha fedakâr davranabiliyorlar. Bunu cezalandırma korkusundan değil, “kalplerindeki iyilikten” dolayı yapıyor oldukları göz önüne alındığında, çok daha yüksek ahlaki standartlara sahip oldukları iddia edilebilir.

Daily Beast, haberini şu ifadelerle tamamlıyor:

“Umuyoruz ki bu tür bulgular, ateistlerin güçlü değerlere sahip olmadığına yahut ateist bir başkanın, bir liderde ihtiyaç duyulan merhamete ya da etik kurallara sahip olmayacağına dair yaygın mitlerin defedilmesine yardımcı olacak. İşin aslı şu ki, bilimsel farkındalık yayıldıkça, gittikçe sekülerleşen bir toplum göreceğiz. Bu yüzden, birlikte ortak hedeflere ulaşmaları için dindar ve dindar olmayan insanların birbirlerini daha iyi anlamayı ve daha hoşgörülü olmayı öğrenmeleri önemli. Ama belki de bu çalışmadan alınacak en iyi ders, inanışlarımızın değil davranışlarımızın ahlaki durumumuzu belirleyeceğidir.”

 

Kaynak: The Daily Beast
Hazırlayan: Haziran Düzkan

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.