Beyazperdenin en büyük efsanelerinden Elizabeth Taylor 79 yaşında yaşamını yitirdi. İki kez Oscar kazanan oyuncu, Hollywood’un altın çağının büyük yıldızlarından biriydi.

Hollywood bugün gelen bir ölüm haberiyle yasa boğuldu. 1932 doğumlu Elizabeth Rosemond Taylor, hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı, kalp yetmezliği rahatsızlığı çekiyordu.

Cedars-Sniai Tıp Merkezi’nde şubatın ilk haftasından beri ağır kalp yetmezliğinden yatan Taylor, 20. yüzyılda Hollywood sinemasının altın çağının son büyük oyuncularındandı.

Medya temsilcisi Sally Morrison, 6 haftadır hastanede yatan Taylor’un son anlarında yanında çocukları Michael Wilding, Christopher Wilding, Liza Todd ve Maria Burton’un olduğunu belirtti.

İkinci evliliğinden olan oğlu Michael Wilding, ölümünde annesi için şöyle dedi: “Annem tutkuları büyük aşkla ve mizahla yaşadı. Dünyamıza, bitmez tükenmez katkılarıyla bizlere hep ilham verecek.

İngiliz oyuncu, geçirdiği bir ameliyat sırasında tıbbi anlamda 5 dakika ölü kalmıştı. Taylor, o 5 dakikada neler yaşadığını şöyle anlatmıştı: “Michael Todd’un (uçak kazasında kaybettiği 3. eşi) ruhuyla karşılaştım. Ben de onunla burada kalmak istediğimi söyledim fakat o bana dünyaya geri dönmem gerektiğini ve daha vaktimin gelmediğini söyledi. Onun aşkı ve sevgisi beni tekrar yaşama döndürdü.”

Beyazperdenin en büyük aktrislerinden olan Taylor, menekşe rengi gözleriyle de her daim sinemanın en güzel kadınları arasındaydı.

Kaiyeri boyunca 5 defa Oscar’a aday gösterilen Taylor, ödüle ‘Butterfield 8’ (1960) ve Who’s Afraid of Virginia Woolf? (1966) ile ulaştı.

EFSANENİN HAYATI

Taylor, aslen Amerikalı olan ve sanat galericiliği yapan Francis Lenn Taylor ile Sara Viola Warmbrodt’un ikinci çocuğu olarak, Londra’nın Hampstead semtinde dünyaya geldi. Sara Sothern sahnesinde oyunculuk yapan annesi Viola, 1926’da evlendikten sonra mesleğini terk ederek, eşine yardımcı olmaya başladı. Baba Francis Taylor’un, Londra’da bir sanat galerisi satın alması üzerine, ailece Hampstead’e yerleştiler. Büyükannesi Elizabeth Mary Rosemond’un adının verildiği ünlü aktris, ailesinin kökeni nedeniyle Amerikan, aynı zamanda, İngiltere doğumlu olması nedeniyle de İngiliz vatandaşlığına sahipti.

Sinema camiasının ona ithaf ettiği ismiyle Liz Taylor, hayatının ilk yedi yılını, ailesiyle birlikte Londra’da geçirdi. Taylor ailesi, II.Dünya Savaşı’nın ilk gerilimleri hissedilmeye ve İngiltere’de büyük bir huzursuzluk rüzgarı esmeye başladıktan sonra, savaştan uzaklaşmak maksadıyla, baba Francis’i sanat galerisiyle ilgili son işlerini tamamlaması için geride bırakarak, Amerika’ya geri döndü. Burada Kaliforniya eyaletinin Los Angeles şehrinde yaşamlarına devam etmeye başladılar. Francis Taylor da, Londra’daki işlerini sonuçlandırıp, vakit kaybetmeksizin ailesinin yanına geldi.

İLK SİNEMA FİLMİ

Küçük Liz’in keşfedilerek, ekranlarla tanışması ise, bir aile dostları sayesinde gerçekleşti. Liz’in güzelliğinin ve yeteneğinin değerlendirilmesi gerektiği konusuna ailenin dikkatini çeken dostları, küçük Taylor’ın ekran testine katılması için öneride bulundu. Bu öneriyi ciddiye alan aile, henüz 9 yaşında olan kızlarını, test için Universal Stüdyoları’na götürdü. Sözkonusu olay, Liz’in gelecekteki hayatını kökten değiştirdi; çünkü küçük kız testi geçerek Universal’le bir sözleşme imzaladı. Liz’i beyaz perdeyle buluşturan ilk sinema filmi, 1942’de çekilen, “There’s One Born Every Minute” oldu. Bu ilk ekran deneyiminde Taylor, sadece on yaşındaydı. Ancak Universal tarafından sözleşmesi feshedilince, Elizabeth Metro-Goldwyn-Mayer (M-G-M) film şirketine geçerek tek projelik bir anlaşma yaptı. Yeni şirketindeki ilk filmi, o dönem oldukça büyük beğeni toplayan “Lassie Come Home” (1943) oldu. Yakaladıkları başarının ardından M-G-M, sözleşmelerini bir yıllığına uzattı. Bu süreçte küçük oyuncu, “The White Cliffs of Dover” ve “Jane Eyre” gibi filmlerde önemsiz rollerde yer aldı.

1944’te ise, Elizabeth’in yıldızını parlatan proje geldi. 20th Century Fox tarafından finanse edilen, Clarence Brown’un filmi “National Velvet” filmiyle küçük Lisa, M-G-M’in “küçük yıldız oyuncusu” oldu. Mickey Rooney’yle birlikte rol aldığı bu çalışmada, Velvet Brown karakterini başarıyla canlandırdı. Filmin, 4 milyon dolarlık hasılat elde ederek rekor kırması üzerine M-G-M, küçük yıldızıyla uzun süreli yeni bir sözleşme imzaladı. Aslında Velvet Brown rolü için ilk olarak Gene Tierney düşünülmüştü; ama projenin bir süreliğine askıya alınması, Tierney’yi Fox’la sözleşme yapmaya itmişti. Bu gelişme de Liz’in kaderini değiştiren ilginç örneklerden biriydi.

Taylor’ un cenaze töreni haberi için tıklayınız

www.ntvmsnbc.com

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.