Her imtihanın gücüne dayanma gücü katandır “tahammül” dediğimiz şey. Tüm sınavlarda karşımıza çıkan sorunun cevabına yönelik bir dayanmadır. Sinirlenildiği zaman öfkenin etkisiyle bazı sözleri söylemeyip yutkunmaktır. Belki bir çeşit içe atmadır. Tahammül etme duygusu tam olarak ne sabra eşdeğerdir, ne hoşgörüye ne de toleransa. Hepsinden bir nüansla ayrılır.

Sabır ile tahammül arasında ince bir şerit vardır.
Hoşgörü ile tahammül arasında kırmızı bir çizgi vardır.
Tolerans ile tahammül arasında da ince kırmızı bir hat vardır.

Mesela, sabırda bir bilinçli olma halinden bahsedilebilir. Bir şeyin daha iyi olması için uğraşılır. Sorun ne ise onunla baş etmeye çalışılır. Ama tahammül noktası öyle bir basamaktır ki, sürekli kötü olan durumu kabullenip ona katlanmak niyetindedir. Bu nedenle, “sabır insana bir adım attırırken, tahammül insanı yerinde saydırır” demek mümkün. Her sabretmede tahammülün etkisini göremeyiz; ama belki tahammül etmede sabrın emaresine rastlayabiliriz. Bir de şu husus var ki, bir zorluk karşısında dile getirilen “Allah’ım sen bana sabır ver!” dileği, esasında Allah’tan yeni bir imtihan istemektir. Kuşkusuz, sabır beraberinde bir sınavı daha getirir. Duayı da doğru etmek lazım. Onun yerine: Allah, dayanma gücü versin, demek daha uygundur.

Hoşgörüde bir ön yargı yoktur. Zıtlıklarla birlikte her şey mevcuttur, her şey kabuldür. Tek bir doğrudan bahsedilmez. Voltaire, hoşgörüyü insanlığın bir parçası, doğanın da ilk yasası olarak görmüş, herkeste var olan hata ve eksiklikleri karşılıklı olarak bağışlanması gerektiği düşüncesine inanmıştır. Buna sebep, hoşgörü içerisinde saygı ve anlayıştan oluşan bir hoşluk bulundurur. Seneca’ya göre de hoşgörü, zihnin öç alma yetkisi üzerindeki öz denetimi olup incelik gösteren bir davranıştır. Hoşgörü, kusura bakmamaktır, aslında. Davranışlarda mizanı kurmak ve ilişkilerde itidali sağlamaktır. Farklılıklar arasında kurulan orta noktadır. Tahammülle ayrıldığı yol da burasıdır. Hoşgörüde farklı olan şeye zorla katlanmak gibi bir görüş yoktur. Bu, zaten tahammülü ayrı kılan, ona özgü bir özelliktir.

Toleransta hoşgörüden ayrı olarak tahammül yönünün daha baskın olduğunu görmemiz imkân dâhilinde. Çünkü toleransta özür payı biraz fazladır. Mesela, toplumda çoğunluğu kapsayan kesimin, huzur içinde birlik ve beraberliği kurma maksadıyla azınlık olan gruplara takındıkları tavır, tutum ve davranış kaçınılmaz olarak toleranstır. İşte burada bir amaç uğruna yapılan zorlu dayanma vardır. Hoşgörüde gönüllü olarak kabul edilen bu farklılıklar, toleransta katlanmaya dönüşür. Haliyle bu, tahammül ile olan ilişkisini doğrular. Hoşgörüdeki duygusal yaklaşım toleransta kendisini akla yakın bırakır. Yine, tolerans hoş görülmeyen bir davranışın değiştirilmesi yönündeki girişime karşı koyulan güçtür. Tolerans göstermek, hatayı telafi etmektir. Tahammül gibi o şeyi kanıksayıp, ona körü körüne bağlanmak değildir.

Bu yorumlar dâhilinde, zihnimde tasavvur ettiğim acının da rengi değişti. Neye sızlandığımı, neye sarıldığımı, neye ne dediğimi öğrendim. Önceden sabır diye çektiklerim tahammülün arkasına saklanmış meğerse. İçi boşaltılan kavramların tümü bilinçle daha başka bir hal aldı. O değerde dua etmek imtihanın rotasını farklı tarafa çevirdi.

Betül Uludoğan

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.