Gerçek Bilincin Soyut Fizyolojisi

Bizi gerçek yapan nedir? Bilinç mi bedenler mi? Yani bir insana neden aşık olursun, değer verirsin ya da insandan neden nefret edersin? Soyutluğun getirdiği duygulara göre her ne kadar hareket etsek de insanların fiziksel yapısı bilincin inşasında önemli bir değere sahiptir. Bir insana sadece bilincine göre bakabilmek mümkün müdür? Fiziksel yapıdan kastım hani yakışıklı olması ya da güzel olmasından çok mizaç dediğimiz mimiksel özelliklerden bahsediyorum. Bir insana olan hayranlık kişinin detaylarında saklı mimikleri oluşturmaktadır. Herkesin gözü kulağı eli ayağı varken neden gidip o başkasından hoşlandığınızı hiç düşündünüz mü? Bir insanı ne güzel yapar? Sevmek gibi soyutsal bir kavramı bir insanın fiziksel yapısıyla ilişkilendiren gerçeklik nedir? Aşık olduğunuz insanlara bakın. Hangisi güzel ya da yakışıklı değil.

Yani en azından bir karizması yok. Örneklemlere göre insanlar hep dışa vurulmuş bilince takılıyor. Diğer bir değişle insan sevmek için bedenlerden beklenilen güzellik kavramına takılıyor. Manken gibi hatun ya da manken gibi çocuk dememizin asıl gerçekliği nedir? Çok soru sordum biliyorum, ama belki biraz da olsa artık bilincin insan üzerine kesinliğini fark edeceksiniz. Bilinç, var olan aslımızın kandırılamaz bilinçsizliğini saklar. Bir insana aşık olmak istiyorsanız önce onun bilincine erişmelisiniz. Bunu başaramazsanız neden böyle oldu sorularını kendinize sormak zorunda kalırsınız.

Gözlerini kaybetmiş bir kadın ya da ellerini kaybetmiş bir adam aşkı nasıl yaşar. Davul bile dengi dengine lafı ne derece bedenden yoksun bir bilinç ihtiyacına sahiptir. Uzun boylu bir adam kısa boylu bir kadına hiç yakıştırılmıyor mesela. Peki bilincin boyu ya da cinsiyeti var mıdır? Eee peki bilinci nasıl tanıyacağız. Hiçbir şey hissetmediğin bir insanı zamanla tanıdıkça görür görmez gülümseyebiliyorsanız işte o kişiye bilinçsel yaklaşabiliyorsunuz demektir. Hazır olun, zamanla tanıdığınız insanların fiziksel yanılgıları bütünselde yok olur. Kısacası bu tür insanlarla konuşurken istem dışı bilinciniz karşı tarafın bilincine odaklanır. Aslında ruh eşi mantığı bilinçsel yaşantıyı hayatlarına aktarabilen insanların gerçekliğidir. Kim bilir ne bilinç ortaklığınıza sahip kişiler sırf sizin fiziksel yanılgılarınızdan yok olup gitti.

Bir insanın gözlerine, saçlarına ya da işte fizyolojisine aşık olmak en büyük yanılgıdır dedim yukarıda. Bu söylediklerim olması gerekenleri anlatıyor, ama olan gerçeklikte var olan fizyoloji bilincin şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir. Millet şimdi başka bir açıdan yaklaşıyorum. Bir timsahı, yılanı ya da hamam böceğini büyük bir tatlılıkla seven var mı? Peki onların bu gibi itici fizyolojisine sahip olması yufka yürekli olmadıklarına kanıt mı? Bir canlının tatlılığı oranında zararsızlığının artması bir tesadüf mü?

Şeytanın vahşice bir özelliğe sahip olması, meleklerin beyaz saflığı anlatan bir ışıkla dolaşması hangi gerçekliğe göre yaratıldı. Belki bilinç doğrudan fizyolojiyi etkilemektedir. Yani senin şu an ki dışa vurulmuş halin bilincin vermiş olduğu şekle dayanıyor. Her bilinç özel olduğundan var olan insanların da fizyolojik yapısı bu kadar farklılık gösteriyor. Daha önce ölen insanlar da dahil kimse tam olarak aynı değil. Eee o zaman çok tatlı bir bakışa sahip kadın gerçekten de melek gibi bir bilince mi sahip? Fizyoloji mi bilinçten doğdu bilinç mi fizyolojiden?

Bunca sorulardan sonra peki şimdi birini sevmek için bilinç mi yoksa fizyolojik yani dış görünüş mü önemlidir diyebilirsiniz? Bilmiyorum. Kısa ve öz, bilmiyorum. Sanırım sevmek çok etmenli bir doğruluğu aramakta. Kardeşlerinizi ya da ailenizi çok seviyorsunuz. Hanginiz onların fizyolojik yapısına göre değer biçiyor? Kimse. Ortak paydaşlığın arttığı yerlerde insan bilinci gerçekten somutluğu yok edebilecek kadar bir insana bakabilmektedir. Benim de bir fikrim var tabi. Bence insan aşkı ararken hep yanılgısal güzelliğiyle ve olan beklentisini birleştirmeye çalışıyor. Evrenin yaptığı gibi bilinçle fizyolojik bir denge kurmaya çalışıyor. Fiziksel yapımız bilincimizi etkiliyor. Şişman ve dışlanırcasına iticiliğe sahip bir kadın istem dışı yaşantısını bilincine yansıtır. Yani kendinden utanır, asosyal bir yaşamı bencilce bir savunma mekanizmasına çevirir. Daha da iticileşir. Dikkat edin masallarda kötü kadınlar çoğu kez çirkindir, kıskanç ve kibirli. Bence bir insanın bilincini toplum şekillendiriyor. Etrafınızdaki insanların hayata bakış açısı kendinizden tiksinmenize neden oluyorsa bilinç zamanla kendinden tiksinmeye başlar. Hata yok, hem de hiç yok yani senin kilolu olman ya da işte beklenilen güzelliğe sahip olamaman suç ve yanlış değilken bilincin seni kandırmaya başlar. Üzülerek söylüyorum bugün dünyada milyonlarca insan kendinden nefret ediyor hem de hiç suçu yokken. Bilincini değiştiriyor. Üzülerek söylüyorum ki insan bilincini ve fizyolojisini oluşturan yaratılış mitolojisi haksızlığın başlangıcıdır. Yani her şey baştan hatalı yapıldı. Yani sözün kısası çirkinsen çirkinsindir.

Serkan Aydemir

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

2 YORUMLAR

  1. Bence aşkın öznesi RUH’ u, neliği ise tamamen mistik bir varlık alanını ihtiva ediyor… Aşk bence ilahi bir nimet, bazen de cehennemi yaşatan bir şeytan oyunu olabiliyor.

    Bu arada hoşgeldiniz Muharrem Bey.

  2. Derin konu. Tıpkı gerçeğin sonsuz bilgisi gibi. Sevginin ana nesnesi bilinç mi beden estetiği mi sorusuna gelecek cevap galiba sevenin bilinciyle bağlantılı bir gerçeklik arz ediyor. Yani sevenin bilinci hangisine öncelik vermişse cevap odur. Tabi bu durumda sevginin öznesini bilinç yapmış olduk. Ancak, aşk denen sevgi türü çoğu zaman bedenin sevgiye nesne yapıldığı hâllerde ortaya çıkar da öğretilmiş aşk bilinci bunu özgür ruhun arzusuymuş gibi yutturur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Plath’in Son Gecesinde Ne Oldu?

İngiliz şair Ted Hughes'un, karısı Slyvia Plath'in intiharını çevreleyen hazin dakikaları detaylı biçimde anlattığı, daha önce görülmemiş bir şiiri yayımlandı.  İngiltere'de The New Statesman dergisinde...

Dehlizlere Gömdüm Umutlarımı

Gece, celladındır avuçlarımda Gün doğar; ağarır siyah saçları Zulüm dağlarının doruklarında Düşer zalimlerin sedef taçları Heyhat; yine yalnız, yine perişan Yürürüm zamanın karanlığına Göğsümde hayalin taktığı nişan Sanki varacağım İrem Bağı'...

Modern Ontolojinin Kuruluşu veya Modern Ontolojinin Anlamı ve Tarihi

Ontoloji Yunanca kökenli bir sözcüktür ve anlamını onta (varolan) ve logos (öğreti, teori, bilim, akıl, düzen, söz) kelimelerinden almaktadır. Ontoloji bu iki kelimeden üretilen...

Lucifer

Denize böylesine yakınken Neden umutsuzum Neden yoksun Neden tutmuyorsun ellerimden Lucifer walk with me Lucifer inflame this heart Lucifer embrace this soul For I am fallen just like...

Fight Club: Vak’a Analizi

Anahtar Kelimeler: Modernite, Şizofreni, Kapitalizm, Şiddet Vaka: Fight Club filmi ışığında “Modernite” kavramına bakış. Tanımlar Modernite, 18.yy aydınlanma felsefesiyle başlayan, geleneksel değerlerden kopuk, sanayi toplumunun öngördüğü toplumsal...

Red Lights

2010 yılında "Buried" adlı filmiyle bağımsız çevrelerde büyük yankı yaratan İspanyol asıllı sinemacı Rodrigo Cortes bir kez daha iddialı bir filmle karşımızda. Sadece Robert...

Felsefe ve Hayat

Sitenin de ismi olan Felsefe ve Hayat hakkındaki düşüncelerimi belirtecek olmam, editörümüze sürpriz yapmış olmamın yanı sıra, güzel bir başlangıç olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü...

The Night Listener

“Kimin dinlediğini asla bilmezsin” The Night Listener, Toni Collette’in ve Robbin Williams’ın başrollerini aldığı bu psikolojik gerilimde, bir radyo yapımcısının hayalleri peşinde koşarken yaşadığı kayıpları...

Kemirgen

... sen kalkıp gittiğin zaman paydos zilinden sonra çocuk püskürten okul kapısı gibi özlemeler savuruyor üstüme aşk sen gidiyorsun ben bomboş kalıyorum içimde gezen yalnızlığın ayak seslerinin yankısı tırmalıyor bedenimi dışarı...