Gizemli El

İstanbul âşıklarından, Stefanos Yerasimos‘un kitabında yer alan başka bir İstanbul efsanesi’ni anlatmamak olmaz… Efsaneye göre, At Meydanı’nda bulunan Dikilitaş’ın dibinde bakırdan tılsımlı bir el varmış.

Hangi tüccar İstanbul’a bir mal getirecek olsa doğru Dikilitaş’a gider, mala biçtiği değerin tutarını elin içine koyarmış. Bu bakır el, getirilen malın gerçek değerini, avucunu kapatarak bildirirmiş. Günlerden bir gün, Anadolu’dan gelen bir tüccar, satmak üzerinde yanında getirdiği bir atla birlikte Dikilitaş’a gelmiş ve atın bedelini söylemiş. “On bin akçe”… Sonrasında da bakır ele parayı saymaya başlamış. Ancak, konulan para kırk akçeyi bulduğunda el kapanmış. At tüccarı çok öfkelenmiş bu duruma.

“Kırk akçe ne demek? Ben bunu on bin akçeye bile vermem. Ben bu eli şöyle yapar böyle ederim” diyerek önce sövüp saymış, sonra da hırsını alamayıp bir vuruşta eli kırmış. Çevredeki kollukçular hemen adamı yakalayıp anında boynunu vurmuşlar. İki gün geçmeden de at ölmüş, derisi de kırk akçeye satılmış.

Bunu biliyor muydunuz?

Bu efsanede sözü geçen “At Meydanı” neresidir derseniz hemen söyleriz. İstanbul’un birinci tepesinin çekirdeği olarak kabul edilen Hipodrom, Roma çağından kalan bir isimdir ve Türkler, İstanbul’u aldıktan sonra burasının adını Türkçeleştirdiler: “At Meydanı”…

Hipodrom, sadece yarışmaların yapıldığı bir yer değildi, özellikle Bizans’ın parlak dönemlerinde, imparatorluk içindeki siyasi çekişmelerin de yaşandığı bir merkezdi.

Ayasofya yönündeki düz kenardan başlayan araba yarışları, şimdi Marmara Üniversitesi Rektörlük Binasının bulunduğu yuvarlak uçtan kıvrılıp yine başladığı yere döner ve orada biterdi. Genellikle, bu araba yarışlarında hipodrom arenası yedi” kez dönülürdü. Çünkü 7 rakamı, Roma’da olduğu gibi Bizans’ta da kutsal ve uğurluydu.

Focus – İstanbul Efsaneleri

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikFelsefe Yapmanın Engelleri
Sonraki İçerikTavşan Yahnisi

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

İnsanlığın Sonunu İzliyorum

İnsanlığın tüm atardamarlarını kesiyorum. Ve izliyorum kanın akışını. Siyah kanın dolunaydaki aldatıcılığını… Caniliğin adı ruhumda yankılanıyor. İçime çekiyorum kan kokusunu. Kan hücum ederken toprağa...

Çocukluk Bir Sanattır

Çocukluk ve bir yere ait olma duygusudur bizi yaşatan. Çoğu kez bunu unutarak yaşarız. Aslında bir ümit etme halidir olgunluk ve yaşlanmak. Çocukluksa… Tam...

Başarının Gerek Koşulu: Samimiyet

İnternette en çok ne arıyoruz? Bilinçli aramaların olduğuna gerçekte inanmasam da (genelde insan aramadığı bir şey de bulduğunda başından beri onu aradığını düşünür ya...

Aşıkların Ölümü

Yatağımız olacak, hafif kokuyla dolu, Divanımız olacak, bir mezar gibi derin; Bizim için açılmış, en güzel iklimlerin O garip çiçekleri süsliyecek konsolu. Son sıcaklıklarını sarfedecek hovarda, Birer ulu meşale...

Mastürbasyonun Aritmetiği ya da Ben

Gecenin en aylak saatinde yalnızlık türküleri söyleyen bu adam, acının en sağlamına toslamıştı. Öyle ki kurtların üşüştüğü bir cesedi kıskanarak gecenin canına okuyacak kadar... Evet, yalnızdı,...

Kropotkin, Anarşizm ve Devlet

Kropokotkin, anarşizmi bu şekilde özetliyordu. Hayal ettiği toplumu bu şekilde dizayn etmeyi tercih ediyordu. Çünkü o diğer anarşistlerden farklı olarak olguyu daha bilimsel bir...

Bedri Ruhselman; Bilgi Çağı Önderi

Tanrının bilgisi sonsuzdur ve varlıklarına dereceği bilgiler de öylece sonsuzdur. Varlığın evrimi, hiç bir noktada son bulmayacağı için, her ileri evrim sürecinin de daha...

Kötülüğün Güzeli: Lautréamont

Dinle, yeni yetme! Adını bu sayfalarda anmayacağım –senin, sen ey güzel çocuk! Fakat bilesin ki, etlerini parçalamadan önce sana şehvetimden söz edeceğim, zira senin...

Kaybedenler Kulübü

ÖLÜMÜN OLDUĞU YERDE DAHA CİDDİ NE OLABİLİR! Kaybedenler Kulübü şu ana kadar izlediğim Türk filmleri arasında umut vaat eden yapımlardan biri. Doğruyu söylemek gerekirse ilk...