Haçlılar ve Haçlı Zihniyeti

Sadece Müslüman dünyasında muhafazakâr çevrelerde değil, çağdaş Batı’da da Haçlılık eleştirilen bir tarihî gelenek oldu. Gelecek yıllarda, meşum 1204 yılı yani IV. Haçlı seferlerinde Bizans İstanbulu’nun istilâ ve yağma edilmesinin 800’üncü yılı anılacak ve tabii hoş bir hava olmayacak. Çünkü hıristiyan aleminin yarısı, öbür yarısına bazı tarihî metinler okuyup hatırlatmalarda bulunacak.

Hatırlıyorum, 1997 yılı 23-24 Haziran günlerinde İstanbul’da Conrad Otel’de Türk Tarih Kurumu “Haçlı Seferleri ve Türkiye” başlıklı bir beynelmilel sempozyum düzenlemişti. Bu, I. Haçlı Seferinin 900’üncü yılı için yapılan bir tarihî bilançoydu ve bu vesileyle bazı eğilimleri yeniden saptamak mümkün oldu. 1099’da Haçlılar Kudüs’ü aldığında bütün İslam aleminin ayağa kalktığını, yeise kapıldığını sanmayalım. Edebiyat Fakültesi’nin değerli hocalarından Prof. Erdoğan Mercii tam bu konuda, “Anadolu Selçukluları, Haçlılarla dövüşüyordu. Ama İran’daki Selçuklu devletinin bu olayı fazla dert edindiği söylenemezdi. Hatta bu olaydan birkaç yıl sonra ölen İmam Gazali’nin dahi bir tepki gösterdiğine bugüne kadar şahit olunamamıştır” dediydi. Anlaşılan olay mevzii bir felaket ve tashih edilir bir işgal olarak görüldü. Abbasîleri sevmeyen Selçuklu ve Mısır Fatimîlerinin bu konuya gereken ilgiyi duymadıkları da söylenir. Gerçi Antakya, Ur fa ve Filistin’de (Kudüs de dahil) Haçlı hâkimiyeti de ancak bir asır dayanabildi. Hatta Kudüs’te 100 yıl bile sürmedi. Haçlı taarruzuna müslümanlardan daha çok cephe alan ve Batı’ya karşı haklı olarak kinlenen, hanümanı yakılıp yıkılanlar Doğu’nun hıristiyanları oldular. Nitekim İskenderiyeli Bizans tarihçisi Profesör Mahmud Said Orman bu konuda bir tebliğ sundu. Arap kroniklerden ilginç örnekler verdi. Tabii ünlü romancı Amin Maalouf’un “Haçlı Seferleri…” konulu Arap kroniklerine dayanan yarı roman yarı tarihî eseri okunacak bir şaheserdir. Bizans tarihçisi Niketas Choniates, Haçlıları tek kelimeyle anıyordu: Barbarlar… (Bu eser üzerine, çevirmeni Işıl Demirkent’in Türk Tarih Kurumu’ndan çıkan Uluslararası Haçlı Seferleri Sempozyumu kitabında bir makalesi var.) Ama bu tip yaklaşımları, Haçlılar dönemi üzerinde araştırmaları olan müteveffa İsrailli tarihçi Joshua Prower “Haçlılar ve Yakındoğu” adlı eserinde ele almıştı. Bize okullarda öğretilen efsaneler, yani Haçlıların doğuda tıp, mimari, felsefe, kimya öğrendiği safsatası anlaşılan Haçlılan yüceltmeye yarayan bir yorum… Gerçekte Haçlılar Doğu’dan pek bir şey öğrenmeden gitmiş görünüyorlar. Kılık kıyafetleri değişmemiş, hamam kullanma alışkanlığı edinememişler, mutfak sanatını becerememiş, az sayıda okuyan çocuklarını dahi gene Batı’ya yollamışlar arazi rejimini Batı’daki gibi düzenlemeye kalkmışlar ve tabii memnuniyetsizliğe sebep olmuşlardır. Sade Müslümanlara değil, hatta yerli Hıristiyanlara ve Yahudilere karşı daha da fena muamele etmişler. Yani anlaşılan, geldiği gibi gitmek buna denir, bohçadan farksız.

Haçlılar Mukaddes Doğu’dan müslümanlar kadar hıristiyanlarda da Batı Avrupa’ya karşı nefret uyandırarak ayrılmışlar. Her kültür çevresinin kendine özgün yanlan var. Batı Avrupa kolay kolay dış etki kabul etmiyor. Avrupa üzerinde tarih boyu ancak Roma ve daha çok Avrupa’nın kendi çocuğu olan Kuzey Amerika değiştirici etkide bulunmuştur. Ama bu dünya şimdi kendi bünyesindeki milyonlarca Doğulu ile nasıl bir etkileşim, uyum ve anlaşmaya varacak, inanması zor… Bu gibi tarih muhasebeleri Doğuluyu, Batılıyı bir araya getiriyor, yeni yorumlar yapılıyor. Şu sıralar Jones ve Ereira adlı iki tarih yazarı “Crusaders-Haçlılar” adlı ortak eserlerinde; “Mea culpa’ya (kusur itirafı), hatta günah çıkarmaya gitmişler ve dedeleri olan Haçlılardan “yamyamlar” diye söz ediyorlar. Ne var ki bu aşırı samimiyet bir şey çözmüyor. Endülüs’ün yıkılışından beri Doğu dünyası Haçlılardan çekinmekte ve Avrupa’nın olduğu her yerde o zihniyeti arıyor; Batı dünyası ise 1453’ten beri özellikle biz Türklerde İslam’ın yıkıcı etkisini arıyor. Biz onları Haçlı, onlarsa bizi “fundamentalist” diye görüyorlar. İyi niyet ve birkaç âlimin yorumu durumu değiştirmeye yardımcı olmuyor. Çünkü politika ve çıkar grupları her yerde bu yargıları besleyecek kabahatleri bir bir işlemekte, hatta Avrupa henüz atalarının yolundan çok uzağa gitmiş değil… Tutucu bir kıta, zor değişiyor: En azından buna yönelik davranışları her zaman inandırıcı değil. Mea culpa tavn gerçekçi mi, yoksa o da yeni bir reklamcılık ve düşünsel nüfuz aracı mı? Zaman gösterecek…

İlber Ortaylı
Kırk Ambar Sohbetleri

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

‘Osmanlı Felsefi Çalışmaları’ ve ‘Voltaire’ Üzerine Notlar

'Tanzimat'tan Cumhuriyet'e devreden felsefe mirasımızı, sürece doğrudan müdahil kurucu aktörlerin arayışlarına tanıklık eden felsefî metinlerle gündeme getirmeyi amaçl' Osmanlı Felsefe Çalışmaları Dizisi'nden yeni kitaplar yayımlandı. Çizgi Kitabevi, 'Osmanlı Felsefe Çalışmaları' dizisini şöyle tanıtıyor: '(Bu dizi) ülkemizde giderek daha güçlü bir biçimde köklerini arayan felsefenin tarihsel kaynaklarına yönelik...

Salim Bey Doktoruna Hayatı Öğretiyor!

İnsan kalabalığının anlamı üzerine kafa yormuş dünyaca ünlü kabzımal Einstein aşağıdaki satırları neşretmeden önce gözyaşlarını akıttı toprağa ve ağzından şu lakırdı çıktı: Kötü günlerdi dostlar, türlü işkencelerden geçen koca bir Türk boyu, özgürlük mücadelesi veriyordu. Yıllardan 1200, senelerden ise 19. ayın 80. gününe denk geliyordu. Giden gelmiyor, gelen...

Kuşlar Ölüme Doğru

Canhıraş bir çığlık kopuyor gökyüzünden Gözyaşları boşalıyor çocuğun gözünden. Bir düğüm çözülüyor dudaklarımdan Hayat geçiyor başımın üstünden Bütün lodoslara yılmış gibi kalbim. Soğuk ve tatsız umutlarım. 1 artı 1’in hesabından 2 değilmişim ben Öğrendim artık. Kan kızıl bir gece bu gözlerimdeki. Ayyaş ruhumun sarhoşluğuna kapılıyor ayaklarım, üstüne örtüp soğukluğu, boğuyorum artık bedenimi çıkmazlarla Boğazını sıkıyorum çığlıklarımın, Acısını alıyor ellerimin. Yüzyıllarca...

Metafor Nedir?

Metafor, diğer adıyla "Mecaz"... Etimolojik olarak Antik Yunan 'a kadar uzanan bir söz sanatı, tıpkı Türk Edebiyatın' daki Mecaz-i Mürsel ya da Kinaye gibi. Ancak kavram bu kadar yüzeysel bir tanımla geçiştirilemez. (bknz. ekşi sözlük) Metafor yazıp hem de onu okuyabilmek her şeyden önce ince bir zeka gerektirir; internette...

Felsefe Ders Notları: Varlık Felsefesi, Ontoloji

Varlığı konu olarak ele alan felsefe, genel bir varlık kavramı üzerinde durur. Varlık, evrende var olan her şeyin ortak  adıdır. Buna göre varlık, insan bilincinin dışında ondan bağımsız olabileceği gibi, zihne bağımlı olarak da bulunabilir. Örneğin, ağaç, kalem, ev gibi nesneler insan zihninden bağımsız olarak var olan gerçek varlıklardır....

Modern Kozmogoni

Kadim dönemde filozoflar tanrı, evren ve insan konularını birlikte ele almışlar, doğayı bütünsel bir bakışla yorumlamaya çalışmışlardı. Tanrı, evren ve insan konularını birlikte ele alan felsefi yaklaşıma “Kozmogoni” denmiştir. Günümüzde ise bu bütünsel bakış kaybolmuş, tanrı teolojinin, insan psikolojinin, evren ise kozmolojinin konusu olmuştur. Bu üç disiplin birbirleriyle...

Yazgım Bu

I. Dokundum ıssız yanlarıma Suskun bakışların başköşede oturtulduğu bir akşamüstü Seyre daldım, Su aktı musluktan, işçiler evlerine döndü Tanrı’yı övdüm istemeden Çaresizce beklediğim kaldırımların birinde İstemeden yaptığım birçok şeyde bir mecburiyet hissi vardı Bunun farkında olmak dayanılmazdı Ve daha birçok şeyi anlamak Çocuklar sırtlarında koca çantalarıyla geçtiler yanımdan sonra Gülümsedim yükünü çektiğim ne varsa Uzun bir yalnızlıktı hatırlamadığım İzmaritlerin acı...

Ülkeyi Yönetmek

I - Üstat dedi ki: "Ülkesini erdemle yöneten kimse, yerini her zaman koruyabilen ve bütün yıldızların kendisine uyduğu kutup yıldızıyla karşılaştırılabilir." II - Üstat dedi ki: "Şiir kitabında 300 parça şiir vardır; ama bir tümce hepsini içine alabilir: Kötücül düşüncelerin olmasın." III - Üstat dedi ki: "Halk yasalarla yönetilir...

“Varoluş, Çıkışsız Labirentte Bir Kovalamacadır”

İbrahim Türkdoğan’ın “Hiç/Sınır Ötesi Tümceler” isimli kitabına değinmek istiyorum bu yazımda. Kitap, Öteki Yayınevi etiketiyle basılmış; Mazlum Hancı yayına hazırlamış ve kapak/sayfa düzenlemesini Özgür Yurttaş üstlenmiş. Kendisi Max Stirner’in  “Biricik ve Mülkiyeti” isimli kitabını dilimize kazandırmış ve bu isim üzerine hayatını vakfetmiş değerli bir yazardır. Dilerseniz bir alt başlık...