İnsan ki,

Bedene can veren nefisten ve nefse yetkinlik kazandıran bir bedenden oluşur. İbn Sînâ’nın ve düalist düşünürlerin nazarında insan, bileşeni bu iki ayrı cevherden meydana gelendir. Biri manevi yönünü teşkil eder, diğeri ise cismani tarafını.

İnsan ki,

Cevheri harekettir, diye tanımlar “âlemin gayesi aşk olsa gerek!” sözünün sahibi Nurettin Topçu. İnsanın ancak kendisini, hareketi içinde tanıyacağını ve sonra hareketin ondan bir yaprak misali kopacağını belirtir. Hareketin bizatihi iyilik olduğunu ve ahlaklılığın da isteyerek yapılan hareketle başladığını ekler. Evvela mühim olan da Sokrates’in deyimi üzerine insanın “Kendini Tanıması” değil midir?

İnsan ki,

Aynaya baktığında ve fotoğraflarda beynin baskın olan lobuna göre kendisini farklı görür ve o şekilde tanımlar. Yani bir başkasının gördüğüyle kendi bakması aynı değildir. Her şeyin herkeste farklı güzellik uyandırması belki de bu nedenledir.

İnsan ki,

Emeli bazen ecelini aşabilir, demişti bir büyüğüm. Evet, dünya gerçekten insanın isteklerine göre çok kısa. Çünkü insan, sürekli her şeyi isteyen, arzulayan bir varlık. Neticesinin ne olacağını bilmeden, kendisi için hayrını görmeden iştiyak eden bir canlı.

İnsan ki,

Çoğunlukla geçmişini anlatma konusunda beceriksizdir. Geçmişini kendisi inşa eder aslında; sürekli yeni bir şeyler ekleyerek, değiştirerek, yeni yorumlar katarak anlatmaya meyillidir. Hayatta yaşanılan her şey kaçınılmaz olarak bir hatıradır, çünkü. Yaşandığı anda acı veren, üzerinden zaman geçince tebessümle hatırlanıp kahkahalarla başkalarına anlatılan saf anılardır.

İnsan ki,

Bazen yaşanmışlığı tam karşılayan ifadeleri bulamadığı için anlatmaya kıyamaz bazı şeyleri. Demlerden “lâl gece” olur onun için. Yalnızca hisseder ve bu da ona yeter.

İnsan ki,

Bulunduğu yerin görevini bilmezse ortaya bin bir türlü kötülükler çıkar. Augustinus da insanın doğuştan günahsız olarak yaratıldığını, kişinin özgür seçimiyle kötüye ulaşıp günaha girdiğini, haliyle iyiliğin yokluğunda çıkan bu şeyin Tanrı’dan değil insanın bizzat kendisinden kaynaklandığını izah eder.

İnsan ki,

Mümkün varlık olmasından dolayı iyiyi yahut kötüyü giydirir kendisine. Ona göre sevinir ya da üzülür. Ama en çok hüzünlenir. Mutlu olsa bile bir yanı hüzündür. Âlemin cüz’i bir varlığıdır, fakat külliyen özleyendir.

Nihayetinde insan ki,

Hayatını yaşattığı evrende, nizama uyduğu ölçüde, çeşitli duygu bütünlemesiyle varlığını ispatlamış, sonrasında keşfetmek için çektiği örtüyü son deminde üzerine alarak gizli bir özne olmuştur.

Betül Uludoğan

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.