Bugün en yakın arkadaşım tarafından öldürüldüm. Aynada yansımamı göremiyordum ama diğer öldürülen ruhların benden kaçışından durumumun vahim olduğunu anlıyordum. Göl kenarında yürürken yağmur yağıyordu. Gün boyunca ısınan çakıllara her değişinde ölen damlalar buhara dönüşüyor dolaşıma katkıda bulunmak için göğe yükseliyordu. Bunu bir çeşit reankarnasyon gibi düşündüm. En azından tekrardan dünyaya gelebiliyorlardı.

Beni öldüren arkadaşımı gördüm, ellerinde beni öldürmenin pişmanlığını temizlerken –neden? Diye yakınıyordu. Aslında belki de tek suçlu bendim. O son birayı içmeseydim, son sözümü söylemeseydim… Hep sonlar yüzünden üzülmüyor muyuz zaten?

Tüm insani sıfatlarım suyun yüzeyinde erirken Araf’ın soğuğuyla yüz yüze geldim. Atmosfer hem bu kadar soğuk hem de nasıl bu kadar yakıcı olabilirdi? Pişmanlığım mıydı yoksa bu ateş? Kendime alaycı bir gülüş attım, nasıl olur da bir ruhun pişmanlığı olabilirdi? Doğru ya mezarımda kalmıştı hepsi, dudaklardaki son duada, son gözyaşında, kız kardeşimin çaresiz bakışlarında…

Hep dualardan bahsederlerdi…

Keşke o filmlerdeki mutlu sonlar için dua etseydim. Evet, ütopik olurdu ama en azından kendimi belki daha huzurlu hissedebilirdim. Burası gerçekten çok soğuk yada tek hissedebildiğim his bu. Küllerinden bir daha doğmamak üzere uçan son Anka geceyi çekti üzerimize. Burada huzur yok, uyku yok. Yalnızlık ve suskunluk cezamız. Cehennem sıcak zannederken aslında soğuğun ne kadar da acı verici olduğunu düşünmek için çok geç.

Farkında olduğum ve dudaklarımdan dökemediğim tek bir şey –özür dilerim- her şeyden, herkesten  Yarım bıraktığım anılarımdan, aşklarımdan, uykumdan. Kıymetini bilmediğim evimden. Kışın yatağımda geçirdiğim karlı havadan, umuda giden yolda beni bekleten otobüslerden.

Keşke demenin faydası yok burada.
Olsun, keşke ölmeseydim erkenden.

Cem Altıner

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.