Dudağının üzerindeki ıslaklığa dokundu, şafak sökerken gözleri kamaştı güzel kızın. Ufka bakakaldı. Eskiyi hatırlamıştı, düşüp dizlerinin kanadığı ve tek derdinin bu olduğu günleri… Ama şimdi kendine baktığında daha fazla ve daha acı veren yaralarla doluydu vücudunun en güzel, en beyaz yerleri.

Parmak uçlarında geceden kalan yıldız tozları, kanında yüksek promil alkol ile yerinde sayıyordu. Hiçbir zaman ileriye, o sınırların ötesine geçemedi güzel kız. Turuncu saçlarını hiç siyaha boyatmadı mesela. Asi olamadı. Ama kendisine sorsanız içinde fırtınalar kopuyor, pembe Japon çiçeklerinin hepsini yakıp yıkıyordu. Sözleri hatırladı, saflığından yararlanıp kendisine verilen sözleri… Hiç unutamadığı ise ‘’seni seviyorum’’ idi. Bu söz ne kadar yalan içerebilirdi ki? Ya da ne kadar saf kalabilirdi? Beyninde yankılanan bu sorulardan hep nefret ederdi.. Nereden geliyordu bu sorular. Bazen Sokrates’e, Platon’a söverdi içinden. Eski Yunan’a bağırırdı. Neden bu sorgulama? Neden icat edildi diye. Belki de daha rahat olacaktı bu kadar felsefe olmasaydı.

Yürümeye başladı sakince, bir simit aldı fırından, eve gitti. Demli bir çay koydu, kuşun suyunu ve yemini tazeledi. Tek dostu o kuştu. Bazen kuşu anlayabilmek için saatlerce ötüşünü dinler anlayamayınca kendine küser oturup yazı yazardı. En çok kullandığı sağ işaret parmağı nasır tutmuştu. Kendisine anne mirası idi o iz. Ama annesi yazar değil bir tütün işçisiydi. Okuyamamıştı güzel kız kadar. Annesini düşünürken bir sigara yaktı. Sonra ruhuna Fatiha okudu, dumanıyla birlikte havaya savurdu.

Cenazede o ağlarken dayısı sadece sigara içiyor hiç konuşmuyordu. Belki de bu sigara denen şey acıları dindirir diye düşünüp başlamıştı. Yarısı yenilmiş kırmızı ojeli parmaklarında duran sigaraya baktı ve: -Seni seviyorum dedi.

Saate baktı neredeyse öğlen olmuştu. Ailesinden kalma o çıkmaz sokaktaki evde ince bir sessizlik vardı. Sessizliği kırmak için babasından kalan pick-up’a Abba plağı koyup dinledi. Arkadaşından armağandı bu plak, Özgürlüğünü kazandıran özgün bir melodisi vardı. Düşlerinin vapuruna binip Alpler’e oradan da Nepal keşişlerini ziyarete gitti. Zihin pınarından bir bardak su içti Kız. Hatıralarından kaçmaktansa onları hatırlayıp ders çıkarmayı öğrenmeliydi. Yaşlı keşiş kızın ellerini buruşuk ellerinin içinde tutup sadece gözlerine baktı. Keşişin gözlerinde engin bir derinlik, kudret ve bilgelik vardı.

Kız sadece sarılıp hıçkırarak hüznünü keşişin omuzlarına döktü,
Kız sadece hüznüne yenik düştü,
Kız uykusuna yenik düştü.

Cem Altıner

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.