Yugoslavya coğrafyasını en iyi anlatan yönetmen Emir Kusturica, ülkesinde de tartışılan biri. Yönetmen, Sırp milliyetçiliğinin en ateşli isimlerinden…

Emir Kusturica, eski Yugoslavya coğrafyasının uluslararası alanda en çok tanınan isimlerinden biri olarak sivrildi. Sadece yönetmen olarak değil, her yaptığı ilgi odağı olan bir “ünlü” olarak, tüm dünyanın ilgisini çeken bir “kişilik” oldu.

Gerçekten de, Kusturica’nın, sinema tarihinde, Francis Ford Coppola dışında, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü ikinci kez kazanan tek yönetmen olma gibi bir ağırlığı var. Öte yandan, “sabahları afyonu patlasın” diye kahvaltıdan önce birkaç el ateş etmek gibi bir “hobisi” olması, müzisyenlerin durmadan müzik yaptığı, keçiler, koyunlar, patlayıcıların ortalığa saçıldığı adeta bir panayır yerini andıran film setleri kurması gibi “detaylar” da, Kusturica’nın medyanın daimi ilgi odağına dönüştürdü.

Kusturica, dünya çapında adı eski Yugoslavya’yla bir anılan, yok olan bir ülkeyi “en iyi” anlatan bir yönetmen olarak tanınsa da, Balkanlar’da çok tartışma yaratan biri.

“Emir Kusturica, bizim için bir efsaneydi. Şimdi tamamen değişti. Savaşın ilk günlerinde Bosna’yı terk edip gitti”. Bu sözler, Bosnalı şarkıcı Amira Medunyanin’ye ait. Mostarlı bir müzik grubunun solisti olan Amira, “Sevdah” diye adlandırılan tarzda müzik yapıyor. Sevdah, yani Sevda’nın veya Sevdalinka’nın, Bosna genelinde popülerleşmesinin birçok sembolik anlamı var. Sevda, Osmanlı zamanını hatırlatan ve konusu aşk, tutku olan halk müziklerine verilen ad.

Tito dönemi Yugoslavyası’nda yok olmakta olan sevdalinka türü, savaş dönemindeki müthiş yıkım esnasında Bosna genelinde birden ağızlarda dolaşmaya başlamış. “Sevdaların” bu dönüşü, eski Yugoslavya coğrafyasında, “folklor”, “halk kültürü” üzerinden yaşanan çatışmanın, kutuplaşmanın da bir parçası.

Kusturica da, süregelen bu folklorik savaşın en göze çarpan taraflarından. Zira, filmlerinden kazandığı tüm parayı, Bosna Hersek-Sırbistan sınırında müthiş bir doğal güzelliğe sahip ormanlık Mokra Gora yakınlarında “Sırp kültürü ve folklorunu” yaşatmak için bir köy kurmaya yatırdı. “Savaşta kendi şehrimi, yani Saraybosna’yı yitirdim. O yüzden de kendi mekânımı kurdum” diyen Kusturica, dağlar arasında, “Osmanlı öncesi Balkan mimarisine” göre evlerle donattığı bu köye, Almanca bir isim vermiş; Küstendorf. Şimdi bu “köy”, her yıl gerçekleşen bir sinema festivaline ve Sırbistan’ın en ileri teknolojisi olan sinema salonuna ev sahipliği yapıyor.

Sırp kültürüne bu denli tutkuyla sarılan Kusturica, 2005 yılında Karadağ’daki Savina Kilisesi’nde vaftiz olarak “resmen” Ortodoksluğunu ilan etti ve “Nemanja” adını aldı. Bu isim, Ortaçağ’ın Sırp asilzadelerinden Nemanjiç ailesine öykünmesinden dolayı seçilmişti. Zaten Savina da, bu ailenin vaftiz törenlerini yaptığı kiliseydi.

Kusturica, ailesinin kökenlerinin Müslüman Boşnaklar’dan gelmesini de reddediyor. 2005’te Guardian gazetesine verdiği bir röportajda, “Babam ateistti. Kendini de Sırp olarak addederdi. Belki 250 yıl Müslüman olarak yaşamak zorunda kalan bir ailem vardı ama zaten Türklerden kaçmak için İslam dinini seçmiş gibi gözüktüler” diyordu.

Kusturica’nın hayatına ilişkin pek çok detay gibi babasının adının “Murat” olması da çok sembolik bir tesadüf. Murat, Kosova Polje’de yani Kosova’ya adını veren ovada, Kral Lazar komutasındaki Sırp ordusunu yenen Osmanlı Sultanın da adı. Bu savaşın gerçekleştiği 1389 yılı ve “Murat” adı, bugün bile Sırbistan genelinde kaşların çatılmasına yol açan, Sırp milliyetçiliğinin temel taşlarını oluşturan “yenilmeye karşı isyanı” sembolize eden kavramlar.

Sırbistan’ın önde gelen insan hakları savunucularından, İnsan Hakları için Helsinki Komitesi’nin kurucusu ve başkanı Sonya Bişerko, Kusturica hakkında oldukça sert konuşuyor. Bişerko, “Kusturica, Kosova bağımsızlığını ilan ettiğinde, aşırı sağ partiler Belgrad’da ‘Batı’yı temsil eden ne varsa yıkıp yağmalar, elçiliklere saldırırken, onları desteklemek için, insan haklarını savunan Sırplar için ‘Batı parası için Kosova efsanesini satan fareler’ olarak niteliyordu. Kendisi Slobodan Miloşeviç’in destekçisiydi. Sinematografik olarak da, örneğin Hayat bir Mucizedir filmine baktığımızda, Sırpların ‘masum’, diğer Yugoslav halklarının ‘bölücü’ şeklinde canlandırıldığını görüyoruz. Kusturica’nın desteklediği müzik gruplarının üyeleri arasında da, şu an Lahey’de yargılanan savaş suçlusu Radovan Karaziç’i öven şarkılar yapan, son derece milliyetçi kimseler var ve Kusturica onların bu tavırlarını özellikle yüceltiyor” diyor.

TARAF

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.