Göğün sigortalarının attığı, mum ışığının yalnızca yıldızlar olduğu bir vakit. Gecenin muhayyilesine nasıl da güzel yakışıyor muhayyerkürdi. Kandilime afrâze oluyor hayallerim; hislerimse divitime mürekkep…

Bir bebeğin uykuya çekildiği rahatlığı ve sessizliği andırıyor her yer. Kulak bu sefer bir yetişkin yorgunluğunda kendisini dinliyor. Sonra diledikçe diliyor insan; istekleri Umman’a kıyı oluyor. Kırıldıkça daha çok seviyor, küsünce hep özlüyor.

Bir yanının eksikliğiyle azalan ışığında yarım-ayı andırıyor. İyice dolup taşan duygularıyla da tam olmaya çalışıp, dolunaydan bir parça tadıyor. Ve bütüne kavuştuğu diğer yarısıyla ayın on dördü parlaklığında nurefşan oluyor!

Leyl’in hakkını vermek zordur!

İnsan, en çok da tüm cihanın elektriğinin kesildiği zaman hatırlıyor işte! Gece bir dinlenme zamanı değil de hatır dolu andan ibaret bir dilim sanki. Tadı çoğu kez pekmeze benziyor; rengi ise her zaman. Üzene de üzülene de huzursuzluk noktasında kusursuz bir ömür yaşatıyor, bazen. Yaz yağmuru bile gönüle geceleyin düşüyor; ektiğini sabaha yeşertmek için.

Gece, gebedir bir ay parçasına. Yıldızların arasına bir nurpare doğurur. Oluş ve bozuluşa tabi olan ay-altı âlemi, vakti gelince istirahate buyurur. Akşamın, ışığını aldığı güneşi bir güzel uyutur.  Hepsinin varlığı birbirine destek olur.

Leyl’in hakkını vermek zordur. Kadrini bilmek de öyle, çetindir. Hele ki, geceden gündüze sıyrılmak, ayın güneşe kendini açmasına denk gelecek bir güçlüktedir. Asıl gece dediğimiz kara zaman bir derdi, bir bekleyeni ve bir hastası olan için anlam taşır. Bir şeyin yokluğu da ancak o an kendisini gösterir. İmkanlar dairesinde her şer mümkündür. Çaresizliğin en kahırlı anına şahitlik eder. Yoksa uykudaki biri için gece, sadece rüyadır.

“Yaraların gece çıkar, ne hikmetse hep acısı” (İç Acısı)

Hikmetine sual olunmaz ama ateşin en çok çıktığı andır gece. Ateşlinin yaşadığı zamandır. Kurumaya yüz tutan vicdanın sessizliği bozmasıdır. Bir iç sorgulamasına gideni, uçurumun açtığı çukura düşürüp kendisine gelmesini sağlayandır.

Elbette, günün ağrısına buz ferahlığını verecek bir inşirah doğar. Ay, karanlığın nöbetini, semadan da yeryüzünün nabzını tutar. Sonra şafak söküp, vardiyası geldiğinde yerini güneşe devrederek, felaha kavuşturur her tarafı. Dert diner, belki beklenilen gelir, hastalığın şiddeti azalır. Temennimiz, yüreklerin bir zayıflığa yenik düşüp kısa devre yapmaması yönünde. Zira gece gibi zifir olmasın gönüller. Ahsen-i Büşra’sı aynı hakikatin yolcusu olan “Mihrimah” ile dolup parlasın!

Betül Uludoğan

2 YORUMLAR

  1. Betül felsefi ve edebi bir metin yazmışsın, kısaca estetik diyebiliriz: hem tasavvuf izleri hem de mistisizmin o derin kuyularına bırakıyor insanı. Bir metinle yalnız kalabilmek zordur ama sen bunu başarmışsın,
    Tebrikler.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.