Yatağımı paylaşma ateşiyle yanan erkeğin beni gelip bulmasını beklerken, konukseverliğim için kesin bir koşul sürüyorum öne: on beş yaşından büyük olmaması gerek. Otuz yaşında olduğumu da sanmaması gerek; sansa ne olur?

Yaş, duyguların yoğunluğunu azaltmıyor ki ve saçlarımın kar gibi beyazlaşması yaşlılıktan değil: tam tersine, bildiğiniz nedenlerden dolayı. Kadınları sevmiyorum ben! Ne onları, ne de erdişileri! Bana benzeyen varlıklar gerek bana; alınlarında en kalın ve silinmez harflerle insan soyluluğu yazılı olanlar gerek! Uzun saçları olan kadınların benimle aynı hamurdan olduğundan emin misiniz? Sanmıyorum ve bu düşüncemi değiştirmem. Nedendir bilmem, deniz suyu tadında bir salya akıyor ağzımdan. Ondan kurtulayım diye kim emer? Yükselir… hep yükselir! Nedir bilmem. Yanımda yatan erkeklerin kanlarını kana kana içtiğimin ertesi günü (haksız yere benim vampir olduğum düşünülüyor, çünkü mezarlarından çıkan ölülere bu ad veriliyor; oysa ben canlıyım) bir kısmının ağzımdan çıktığının ayrımına vardım: işte o iğrenç salyanın açıklaması. Kötülük nedeniyle güçsüz düşen organlar beslenme işlevlerini yerine getirmeyi reddediyorlarsa ne yapayım ben?

Isidore Ducasse

www.ayrinti.net’ten alıntıdır

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.