melih-cevdet-siir

Düşler olsun, anılar olsun ya da anı ile düş karışığı bu tür olaylar bir ozanın, genellikle bir sanatçının çalışmasında ne zaman, nasıl kendini gösteriverir, bilinmez. Belki bizim “esin” dediğimiz budur, dışarıdan, yukarıdan değil de, kendimizden, içimizden seslenir, görünür bize. Peygamberlere gelen vahiy de öyle midir dersiniz?

Anlığın algılama doğasında ani bir değişiklik! Buna doğanın bir gizini eklemekte de yarar var sanırım. Doğa bir gün bize her zamankinden başka türlü görünebilir ve bizim aklımızı allak bullak eder. Neden olmasın! Yoksa şiir ve genel olarak sanat bizde başka bir doğa izlenimini nasıl uyandırabilirdi! Rüyalarımıza, düşlerimize boşverip geçmeyelim, onlar da bu bildiğimiz doğanın karmaşıklığı içinde oluşmuyor mu? (1)

Şöyle diyordu Valery, “Şiirin ilk dizesi tanrıdandır, ondan sonrası matematiktir.” Burada “tanrı” sözünü esin olarak yorumlayabiliriz; demek ozan sezgilerinin çevresinde esini yakaladıktan sonra, yöntemini matematiğe dayamaktadır. Belirtmeden geçmeyelim, esinin ancak araştırıcıya geldiği gerçeği, bilim adamı için de ozan için de doğru çıkmaktadır. James D. Watson, DNA yapısı üzerinde onca kafa yormasaydı, ikili sarmalın esini onun yanına uğramayacaktı. (2)

 

(1) ” Gelip Gidiyor muyuz? “, Cumhuriyet, 12.04.1991, (Geleceği Yaşamak, 1994, s.294)
(2) ” Müzik ile Fizik “, Cumhuriyet, 25.12.1987, (İmge Ormanları, 1994, s.269)

Melih Cevdet Anday

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.