Ondan Gelen

İçimden can alınır mıydı, ruh çekilir miydi? Yaşarken bilinmez…

Onun gitmesiyle benim ruhum çekilmişti ve hala dolanıp duruyordu, bedenime girmeksizin ve başka bedenleri istemeden sadece onu arıyordu.

Gittiğinden beri camlardaydım. Sanki gelecek buradan geçecek, bir el sallayacak, elleri ceplerinde o masum gülümsemesiyle bana bakacak ve yüzündeki o gizemle beni ne kadar özlediğini haykıracaktı… Bunların olmayacağını bile bile her gün onu bekledim. Cam benim geçmişimin aynasıydı ve geçmişimi bir tek oradan seyredebiliyordum. Onun bahçesinin önünden geçtiğim günü hatırlıyorum. “Kolay gelsin” dedikten sonra hızlıca geçmek istemiştim. Biliyordum ki yine uzunca bir konuşma yapacak ve kaçamayacaktım. Bu kez öyle olmamıştı, sağol bile demeden kafasını salladı, hepsi o kadardı. Şaşırmıştım ve yanına yaklaşıp bir sorun olup olmadığını sormuştum? Gözlerinin içi alev gibiydi ve diktiği küçük fidanın belinin nasıl kırıldığını anlatmaya başladı. Onu ve hayata olan saygısını bu sayede fark etmiştim. Büyük şehirlerde, böyle adamlar kalmış mıydı? Tohum diyen, fidanının acısını düşünen… Elinde tuttuğu küçük fidanın belini bezle sarmıştı ve “seni kıranlara inat yaşatacağım” deyip, küçük küçük kabuğunu okşamıştı. Küçük yeşil tomurcuklarını gözden geçirip, aynı itimatla nasıl da toprağa koymuştu o küçücük hayatı. Ne garipti. Onun yanından ayrıldıktan sonra, sadece bir anda kapılmıştım ona ve ertesi gün karşısına çıkıp eline alelacele çokta utangaç bir şekilde şiirimi tutuşturmuştum ve” oku lütfen” demiştim;

Okyanuslarda kayboldum ben
Sen bilmezsin kaybolmayı hiç
Yığınlar ve bedenlerde çekilen acıyı.
Yüreğinin dağ çiçeklerine kat beni,
Orda olsam da yeter, yeter ki kat bir yerlere,
Gözlerinle sev beni, sevmenin şarkılarını fısılda
Kaybolmamayı öğret insan yüzlerinde,
Ve öğret sana dair ne varsa…

O öğretti her şeyi bana, kendisinde var olan güzellikleri, her şeyi öğretip gitti.

Cama yansıyan bana baktım. Kim bu dedim? Elinde sigarasıyla, tanıyor muyum ben bu kadını? Ne kadar da yaşlı ve yorgun… O anda acıdım bu yaşamı teğet geçmiş kadına. Aşkın diriltip can kattığı, gözümün ve gönlümün çiçek çiçek olduğu, havanın mimoza koktuğu ve mevsimin hep bahar olduğu o günlerden bu günlere gelen bu kadına tekrar baktım. Her bir duman bu kadından kopan bir parçayla ufalanıp kayboluyordu.

Aşkın acıya dönüşümünden sonra, gözlerimdeki bulutları ve kalbimdeki karanlık ormanları bırakmak istemediğimi gördüm. Acım senden bir parçaydı ve ne yazık ki bırakmak sana ihanet olacaktı. Ben sana mutlu olarak mı ihanet edecektim? Mutlu olmayı neden istemiyordum? Beynimin içinde salınan acı melodiler bitince sıradan birine dönüşecektim biliyorum, öyle sıradan ki sevmemiş , sevilmemiş biten hayatlar gibi olacaktım.

Aşkım, benim ulaşılmaz kıyılarımdı ama artık yorulmuştum. Zamanı geldiğinde ya bırakacaktım kendimi sonsuzluğa ya da artık göremeyecektim oraları.

Nefes almak için camı açtım. Güzel bir meltem beni sarmaladı. Çok yorgundum. Yeni duygular ve uyanışlar için, ama bu arada içimde ki bir şeylerin derinden gelen kıpırtılarını hissediyordum. Bu kıpırtılar ya teslimiyetin yakınlığıydı ya da senin varlık ötesi yanımda olmandı, bilemiyorum.

Gereksizlik… İşte aradığım buydu. Ve buzlu camın ardından izlenen bir hayatın devamının çok da gerekli olmadığına karar verdim. Pencereme ve odama baktım acının kokusu hala keskindi. Ne garip değil mi? Mutlu ortamlara girdiğinizde mutluluğun kokusu hemencecik farkedilirdi. Burası ise ağır bir acı kokuyordu.

Büyümek için yaşlı ruhumu eğitemezdim çocuk ruhumla ve ondan gelenlerle ona gitme düşüncesi beni en sevdiğimiz yere getirdi. Küçük eğri büğrü bir balıkçı barınağı, ama anılarla sana gelmek için sanırım en doğru yer burasıydı. Yaptığım kâğıt gemime sana yazdığım mektubu koydum ve ayakkabılarımı çıkardım. Denizin içine yavaş yavaş girdim, küçük gemimi itinayla yüzdürdüm ve sana gelmenin ne kadar güzel olduğunu hissettim ve kendimi özgürleştirdiğimin farkına vardım. Dalgaların karanlığına karıştığımda seni gördüm , elini uzatıyordun… “Az kaldı” dedim “az kaldı bekle”.

Bilge Çakır

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikKaosun Kutsal Kitabı
Sonraki İçerikİnsan Ömrü

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

54 Yıldır Sır Gibi Saklanan Kitap

Neo-spiritüalizm akımının kurucusu Bedri Ruhselman'ın yıllardır saklanan kitabı İlahi Nizam ve Kainat bu hafta piyasaya çıktı. Peki kitabın gizemi ne? 'Türk spiritüalizminin kurucusu' sıfatıyla anılan...

İşte 2014 Yılının En İyi Kitapları

DÜNYA Kitap Dergisi’nin geleneksel ödüllerinde bu sene Faruk Duman’ın “Köpekler İçin Gece Müziği” adlı yapıtı “Yılın Telif Kitabı” seçilirken, Ülker İnce; Oscar Wilde’dan yaptığı...

Acısız Bir Dünya

Adeta hayatımızın bir parçası olan acı ve ıstırabı zaman zaman hepimiz hissederiz. Acı, hissi bir işaret ile başlar. Organizmamız için tehlikeli olarak kabul edilen...

Felsefe Ders Notları: Özet

FELSEFENİN ANLAMI Yunanca seviyorum ‘’phileo’’ ve bilgi, bilgelik anlamına gelen ‘’sophia” sözcüklerinden türeyen felsefe “bilgi sevgisi” veya “bilgelik sevgisi”  ya da “hikmet arayışı” anlamındadır. Felsefe...

Kimlik

Ben de var oldum bütün bu nesneler arasında su gibi, ağaç gibi, ot gibi gerçek. Kimi kanatlar öptü, kimi ayaklar alnımdan, ya sevinçten içerim pır pır; ya...

Aylak Bir Peygamber, Görevsiz Bir Hayalet Öyküsü

Şu kısacık ömründe, arzu ettiklerinin hiçbiri gerçekleşmedi mi? Yanılıyor olabilir misin? Hayır. Bundan eminim. Ben kaybetmiş biriyim. Halbuki yola çıkmadan bir sürü söz verilmişti bana....

Shakespeare’in Eserlerini Kim Düzeltti?

Bir fikre göre, Shakespeare’in oyunlarını ve şiirlerini yazan bir başkasıydı, çünkü Shakespeare yeterince eğitim görmemiş, yeterince gezmemiş ve kendi adını yazarken bile hata yapan...

Alacakaranlıkta Bir Kadın ve Lichtung

Göz kamaştırıcı ışınların tinsel tuzaklara boyun eğdirerek ve bir görkemli esrimenin karanlıklarını delerek geldiği atmosferde ansızın beliren yedi kafalı yılanlar, kendi şarkılarını söyleyen yunuslar,...

Metafizik Olmadan Felsefiyat Mümkün mü?

Felsefe beş duyuya mı hitap etmeli yoksa dünyayı algılamada ve gerçeğe ulaşmada başka bir duyuya -yönteme- daha ihtiyaç var mı? Gizem ve şüpheyle düşünsel...