Harem Üzerine

Harem, Arapça “yasak” anlamındadır. Mahrem bundan türer; çoğumuzun avami bir yanlış olarak düşündüğümüz “selamlık” karşıtı “haremlik” sözü de bu anlamda doğrudur; hatta Yemen gibi ülkelerde de kullanılmaktadır.

Topkapı Sarayı’nın en çok duyulan, konuşulan, en çok ama en yanlış bilinen yeridir. Sarayın ve bütün devlet protokolünün en başta gelen bölümüdür çünkü padişahın evidir ve padişah evinin başında da valide sultan yer alır. Sarayın haremi iki yazımızın konusunu teşkil edecek.

Çok kişinin sandığının aksine, harem Şark Müslümanlarına has bir kurum değildir. Üniversaldir. Yani zamanlara ve mekânlara yayılmıştır. Harem gibi uygulamaların görülmediği milletlerin ve hükümdarların da kadına daha saygılı oldukları söylenemez. Versailles Sarayı’ndaki XIV. Louis, çağdaşı II. Mustafa ve III. Ahmed’i kıskandıracak kadar bol hatunlu, bol masraflı bir hayata sahipti.

Eski Çin’de, Hint’te, İran’da ve Bizans’ta, hatta Floransa senyörlerinin saraylarında harem ağası da cariye de vardır. Osmanlı bu kurumun en son bilinen örneğidir. Bugün belki bazı petrol zenginlerinin saraylarında kadın kalabalığı olabilir; ama bu gelenekle ilgisi olmayan bir bidattir, yani sapmadır.

osmanli-harem

15’inci yüzyıl sonuna kadar Osmanlı padişahları çok eşli evlilik yapsalar da komşu hükümdarların kızları tercih edilirdi. Orhan Gazi Kantakusinos’un kızı Prenses Holofiri, I. Murad ise İmparator Emanuel’in kızı ile evlendi. Yıldırım Bayezid Han ise Kütahya Germiyan hükümdarı Süleyman Şah’ın kızı, sonra bir Bizans prensesi ve sonra Sırp despotunun kızlarından biri ve nihayet Aydınoğlu İsa Bey’in kızı Hafsa Hatun ile evlendi. II. Bayezid Han’ın annesi Dulkadiroğlu hanedanından Sitti Hatun’dur.

Son yıllarda şeceresi tartışılmakla birlikte, hanedandaki en son mavi kanlı prenses Yavuz Sultan Selim Han’ın eşi ve Kanuni Sultan Süleyman Han’ın validesi, Kırım Hanı Mengli Giray Han’ın kızı Hafsa Hatun’dur. Osmanlı hanedanının büyükannesi Hürrem Sultan, çocukları tahta çıkmadan vefat ettiği halde Kanuni Sultan Süleyman tarafından sultan unvanı verilen, Avrupalıların Roksolana dediği Ukraynalı zeki ve güzel bir kızdı. Diğer büyükanne de gene Ukraynalı olan Hatice Terhan Sultan’dır. I. İbrahim’in eşidir. IV. Mehmed’in annesidir. Anlaşılan hanedanımız Türk-Ukrayna karmasıdır.

Saraya gelen cariyeler, ya Kırım Hanlığı atlılarının Ukrayna ve Polonya ovalarından toplayıp getirdiği esireler ya da Azak ve Kefe sancak beyi gibi görevlilerin satın alıp hediye ettikleri veya Akdeniz’deki Cezayir korsanlarının ele geçirdikleri güzellerdir. Venedik soylusu Bafo ailesinin kızı Safiye Sultan da bunlardandır. Bunlardan başka Kafkasya veya Akdeniz adalarındaki, Balkan dağlarındaki fakir fukaranın canları kurtulsun diye saraya gönderdiği veya esirciye verdiği genç kızlar hareme gelirdi.

harem-nedir

19’uncu yüzyılda durum çok değişti. Daha çok hanedana ve halifeye bağlılık duygusu ile Çerkez veya Dağıstan aileleri, hem de soylu kesimi, hanedana gelin verircesine kızlarını saraya gönderirlerdi. Örnek vermek gerekirse II. Abdülhamid Han’ın dördüncü kadını ve Ayşe Sultan’ın annesi Müşfika Kadınefendi, Abhaz beylerinden Ağır Mustafa Ağa’nın kızıydı.

Her topluluk gibi haremde de eşitsizlik vardı. Bu doğaldır. Güzelliği ve zekâsıyla temayüz edenler padişah gözdesi, ikbal ve giderek şehzade veya sultan annesi haseki olur, hatta günün birinde valide sultanlığa ulaşırdı. Hiç belli olmaz, kocası padişah ölüp de Eski Saraya gönderilmiş bir hasekinin, günün birinde oğlu padişah olunca Bayezid’den Topkapı’ya her karakol menzilinde ihtiramla selamlanıp sarayda padişah tarafından eli öpülerek valide makamına ulaşması da mümkündü. Bu raddeye çıkamayanlar dışarıdan evlilik yapar yani çirağ edilirlerdi. Asıl olan da buydu.

Sarayın Enderun’daki gençlerinin birun’a çıkması yani idarede görevlendirilmeleri gibi Harem halkı da kimi zaman padişahın gözdesi dahi olsa saraylılarla veya diğer görevlilerle evlendirilirlerdi.

Osmanoğulları, Kurumları, Müzeler Haremin kapısındaki “Hayırlı kapılar açan Allahım bize de hayırlı kapılar aç” ibaresi bunu gösterir. Enderun ve harem birlikte yönetici bir sınıf yaratan iki kurum, iki topluluktu. Talihi o kadar yaver gitmeyenler sarayda kalır, zekâ ve sadakati ölçüsünde harem kethüdalıklanna, hazinedar usta gibi bir memuriyete kadar yükselebilirlerdi. Nihayet bunu da yapamayanların basit hizmetçilikte kaldıkları da bir gerçekti. Geçmiş asırların korkunç hastalığı verem de haremdeki güzelleri tehdit eden belalardandı.

Bununla beraber karamsar manzaraların yanında ilginç görünümler de vardır. Harem halkına yılda üç kat elbise verilir, makul bir yevmiye de buna ilavedir. Sarayın yemekleri malum, bundan başka Osmanlı sarayı okuma yazma oranının hayli yüksek olduğu bir yerdir. Hatta bazı cariyelerin, hizmetinde bulundukları şehzadeler kadar düzgün imlası vardı. Hürrem Sultan gibi şiir yazacak kadar dil ve edebiyat öğrenimini başarıyla tamamlayanları unutmayalım. Harem kadınları Osmanlı kültürünü, dil ve musikisini kapardı. Evlenip dışarıya çıkanlar halkın arasında saraylı hanım olarak bu kültürü etrafa yayardı.


İlber Ortaylı
Kırk Ambar Sohbetleri

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikKendinle Konuş
Sonraki İçerikZeka Testi Nedir, Ne İşe Yarar?

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Aşk

Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben Perde ardında sen ben dedikodusu var amma... Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben Ey dünyanın işinden haberi olmayan sen yoksun Dünya esen yel üstüne kuruldu.. Varlığımız iki yokluk arasındadır Çevrendekilerde hiçdir sen de bir hiçsin Medresede...

Aşkım, Katilim

Boğazıma bıçağı dayadığında artık kabulleniş safhasındaydım. Beynim içerilerde bir yerde deli gibi haykırırken ben ve ruhum son derece sakindik. Mevsimlerden kıştı, hava çok soğuktu. Katilim camları açmıştı kar öyle güzel yağıyordu ki. Camın altında yattığım için tüm vücudum soğuğu hissediyordu ve küçük kar zerrecikleri yüzüme çarpıyordu. Karın yağışını...

90 Dakikada Nietzsche

Nietzsche’yle beraber felsefe tehlikeli bir boyut kazanıyor. Gerçi daha önce de tehlikeli olmuştu, ama başka nedenlerden dolayı. Nietzsche’den önceki yüzyıllarda felsefe, filozoflar için tehlikeliydi, oysa Nietzsche’yle beraber herkes için tehlikeli olmaya başladı. Kendisini sonunda zihinsel bir bulanıklığın içine düştü. Geç dönem yazılarındaki söylemleri bunun habercisiydi zaten. Ne var...

Yazgı ve Evren Düzeni

İnsani bir kimlik içinde, çok eksik olan görüşlerimize göre bile ilahi irade yasalarının değişmez yargılarının gerekleriyle biçimlenmiş evrenin düzeni ne kadar görkemli ve uyumludur! Doğada daima güzelliğe, iyiliğe ve tekamüle yönelik planlı, düzenli bir akışın görünümlerini gördüğümüzü söylemekle beraber ruh dostlarımızın verdiği değerli tebligatın da bu konunun bazı noktalarında...

Hiç(lik) Üzerine

Bütün çağlarda en bilge kişiler yaşam üzerinde aynı yargıya varmışlardır: O değersizdir. (Nietzsche, Putların Alacakaranlığı, Sokrates Sorunu) Hiçliği düşündünüz mü hiç? Böyle bir şeyin olasılığını hiç hayal ettiniz mi? Ya da bir anlığına yabancılaşma ve yalnızlık hissettiniz mi? Bu garipliğin derinliğinde kayboldunuz mu? Soruların ve istemenin yok olduğu o anı...

Shakespeare’in Eserlerini Kim Düzeltti?

Bir fikre göre, Shakespeare’in oyunlarını ve şiirlerini yazan bir başkasıydı, çünkü Shakespeare yeterince eğitim görmemiş, yeterince gezmemiş ve kendi adını yazarken bile hata yapan birisiydi. William Shakespeare’in ölümünden yedi yıl sonra, 1623′te, tiyatro sanatçıları John Heminges ve Henry Condell bugün First Folio olarak bilinen Mr. William Shakespeare’s Comedies,...

Her Şeyden Önce Tanrı’dan Sonra

Kutsal kitaplara yazılmış Tanrı sözleri, bunca zaman inanç ağlarında birleştirici olarak gösterilmiş. Aklın, Bilimin, İnançların sorduğu benzer sorular garip bir çıkmaza dayanıp, doğru cevabı bulmaya çalışmış. Her şeyden önce olan Tanrı'dan sonraymış aslında... İnançları sorgulamak değil maksadım, inançlarca sorgulanmayı yeğlerim. Tanrı'ya ait sözler kutsallığınca anlaşılacaksa eğer, lügatlardaki kelimeler...

Doğada Altın Oran

''Evrim Hayatın Yasasıdır, Sayı Evrenin Yasasıdır.'' Pythagoras ve birçok filozof evrenin bilgisini, sırlarını matematiksel olarak, ya da dinamik matematiği kullanarak, sayısal veya nümerolojik olarak açıklamaya çalışmıştır. Şurası açıktır ki, her şey doğada bir sayısal değere karşılık gelir. Zihnin işleyişi sayısal değerler aracılığıyla mümkün olmaktadır. Bu da Pythagoras'ın evrenin...

Amaçsız Şehvetim

İnsan bu dünyada tanrısını arar durur. Aradığı tanrı onun karakteriyle şekillenir. Amaçsız şehvetim beni buralara kadar sürükledi. Sanki evrende başka hiç kimse yokmuş gibi kucağına aldı beni. Okşadı, tüm derinliğiyle büyüttü. Adımı koydu. Yeniden yazdı hayatımı ve kaderimi. Sanki yüce bir ruhmuşum gibi tanrıya benzetmeye çalıştı. Hâlbuki yalnızdım ve...