Bedenlerimize örülen dikenli tellere aldırmadan sana gülümsüyorum.
Farkında mısın bilmiyorum ama yine yazmaya başladım seni.
Parçalarken ellerimi, kalemlerin inancı ve sevgisi toprağa karıştı.
İki yüzlü derin palyaçoların kontrolündeki dijital suratların, hayatımıza
yaptıkları girişlerin kontrolünü kaybetmiş gibiyiz.
Bedelini ödüyorum işte.
Soğuk duvarlar, samimiyetsiz ilişkiler, sahte mutluluklar
ve güven tabloları.
İki dudağının arasından yüzüme vurduğun her kopuş, limandan ayırdığım gemileri
yalnızlığa gömüyor.
Sana kızgınım güzelim.
Gece yarısı boş bir odada sensiz tutukluluğum devam ederken,
soyunup, başını başka omuzlara koyarak yargılayamazsın beni.
Bu yargısız infaz demektir. Bu idama mahkum etmektir. Son istek sorulmadan,
son öpücük hissedilmeden.
Sana çok kızgınım güzelim.
İnsan sevgisinden uzak kalmış, değişkenlik gösteren bir palyaçonun yediği
türevli bokların sebebiyet verdiği kopuşların
ve maruz kalınan ağır sözler ile değer verdiğim, sevdiğim, özlediğim
kalemimin siktir çekişi döktü şişeler dolusu mürekkebi sayfalara.
Neler söylenmeli, neler yapılmalı, neler anlatılmalı…
Küçük bir gösteri hazırlıyorum. Müzikal, tiyatro, bale… Ne dersen de.
Bileti olanların giremeyeceği bir gösteri olacak. Çocukları almayalım.
Onlar görünce yine mutlu olsunlar.
Çalmayalım hayatlarını, balonlarını, yüzlerindeki boyaları.
Çokta zamanını almayacağım senin.
Çok çok kısa…
Palyaçonun bulunması ile başlayacak, pornografik yanları ağır basan sevgi seline
OTURTULACAK! ve bitecek.

Muhtemelen biz yine uzak kalacağız birbirimizden.

Fırat Kadaganlı

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.