Psikolojik Doğum

Ölüm, öğrenmenin durmasıdır. İnsanlar ve hayvanlar öğrenir ama bitkiler öğrenmez. Bu sebepten insanlar ve hayvanlar yaşar ve ölür, bitkiler ise yaşamaz ve ölmez; bitkiler canlıdır ve canlarını kaybederler.

Fiziksel olarak algılayamamak, fiziksel ölümdür. Fiziksel olarak algılamak ama öğrenememek ise psikolojik ölümdür. Uzun süreli hastane veya hapishanede kalmak, beyindeki bir sorun, yoğun içe dönüklük, uzun süren ıstırap, nesnenin yapısını bilmek, deneyim çokluğu (yeni deneyimlerden haz alamamak) gibi durumlar, psikolojik ölümün yaşanıyor olduğuna işarettir. Yeni deneyimlerin arzulanmaması, eylemsizlik, kötü hissetmek, hayatta kalma gücünün ve bilincinin zayıflaması veya hayatta kalmak için başkasının yardımına muhtaç olmak gibi sonuçlar doğurur.

Nesnel, yani tanımlanabilir evren, dualiteden oluşur. Psikolojik ölüm, dualitenin bir ucuna varmış olmak demektir. Kişi, dualitenin bir ucunu yaşadığında, ömrünün geri kalanında öteki ucu yaşamaya hareket eder.

Dualite; bir şeyin fazlalıklarından oluşan uç ve aynı şeyin eksiklerinden oluşan öteki uçtan oluşan bütüne denir. Dualitenin olumsuz ucuna ulaşmış olmak ve o ucu yaşamak, olumlu ucuna ulaşacak ve o ucu yaşayacak olmanın garantisidir. Bu garanti, psikolojik ölümün, bir yok oluş veya yıkım değil, bir fırsat olduğunu gösterir. Bu fırsatın içinde mucize, sürpriz ve kişinin kendisine ait olanlar vardır.

Psikolojik ölüm yaşayan kişinin ihtiyacı olan şeyler şunlardır:

  1. Kişiyi psikolojik olarak yeniden doğuracak bir hoca,
  2. Aşk,
  3. Acı,
  4. Korku
  5. Araştırılacak iyi bir konu bulmasıdır.

Psikolojik doğum gerçekleşince, kişi kendinden başka hiç kimseye benzemez, kendi düşüncelerini ve inancını yaşar, her bir şeyi sever kimseden korkmaz. Halk kalabalığından biri değil, kalabalığa yön veren birey olur. Kişisel değer yargıları ve bunlara bağlı kişisel ölçüleri olacağı için, onurlu, şerefli ve merhametli biri olur. Yine kişisel ölçüsünden dolayı, insanların ne düşündüğüyle ilgilenmeyip davranış, düşünce ve duygularından emin olarak insanlara örnek olur. Bu kişinin kendi sabitliğine ulaşmış olması demektir. Sabit olmak, değişmez “kişisel dengeye ulaşmış olmak” demektir. Kişisel denge ise davranış, düşünce ve duygularda eksiğin ve fazlalığın olmaması durumudur. Diğer bir deyişle, sabit olmak ve dengeye ulaşmak, kişisel varlığındaki sihrin ve mucizenin açığa çıkması demektir. Bu da, kişinin kendini gerçekleştirmesi demektir.

Velhasıl… Ne mutlu, psikolojik ölümün ardından, psikolojik doğumun geleceğini bilenlere!

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Murat Dal

Murat Dal
Murat Dalhttp://www.felsefehayat.net
İsmim Murat Dal, kimliğim ise Felsefe Araştırmacısı-Yazar. Otodidakt bir yöntemle uzun yıllar tarih felsefesi araştırdım ve araştırmaya devam etmekteyim. Bu süreçte psikolojik dönüşümüm gerçekleşti, sonrasında ise "BEN ve BEN’in Dışındakiler" başlıklı kendi fikrimi oluşturdum. Düşüncelerimi özet olarak incelemek isterseniz, Twitter ve YouTube uygulamalarındaki katalizfelsefe isimli hesaplarıma bakabilirsiniz.

POPÜLER BAŞLIKLAR

6 YORUMLAR

  1. Çok net anladım yazdıklarınızı. Düşünce biçimimizde ayrılık değil, farklılık olduğunu düşünüyorum. Siz tümdengelim ben ise tümevarım yapıyorum. Bence bu harika…

  2. Felsefe, hiç bir bilgiye kapalı değildir; bilgiyi öğrenmenin sıralaması vardır. Gaybın bilgisini öğrenmekten önce, her insan öncelikle kendisi ve çevresindekilerin bilgisini edinmelidir. Bu, felsefede gerçek olandan, ilk nedene gidiş hareketidir. İlk neden veya gayb’ı öğrenip de görünenler(Gerçek) hakkında bilgi veya anlamışlık olmadığında çelişki ve çatışma olur. Böyle olunca da psikopat bir uluhiyet çıkar ortaya. Örneğin; İşit veya ensar vakfındaki hocalar.

    • Ben tümdengelimi (tikellerden tümele) öneriyorum, asıl kaynağı inmeden onu tanımadan hiç bir şeyin düzgün tanımlanamayacağını savunuyorum. Felsefe çalışmalarımda da sınırlamıyorum kendimi. Bilginin nereden geldiği önemli değil. Ben onu eğer kendi fikriyatıma uyarlayabiliyorsam ki şu ana kadar yaptığım okumalar ve hareketler hep bu yönde oldu, sorun yok. Yeter ki saçmalığa meyil etmeyelim. Ki bence saçmalamanın bile bir metafiziği olabilir. Felsefenin en başta yetenek işi olduğuna inanıyorum, yetenek bilgi ve tecrübeyle gelişmektedir. Bu yüzden başkalarına saçma ya da şok edici gelen tüm kanalları kullanmaya da açığım ki kullanıyorum da.

      Önerilen makale: http://www.felsefehayat.net/ennead-dokuzluklar.html

      Sıralama dediğiniz şey metotlara göre değişmektedir. 1- Tümevarım, 2- Tümdengelim. Ben ikincisini yeğliyorum. Sıralamayı falan şaşırdığım yok, zaten bu metotlar kullanılmasa ortaya karmakarışık saçmalıklar çıkar. Buna da felsefe değil çorba denir. Gerçi çorbada birçok malzeme olur ve ahengi de yerindedir ama neyse. Konumuz bu değil. Kısaca bu konuda da farklı düşünüyoruz. Ben her zaman sıradan olmamayı öğütlerim insanlara, sıradanlık felsefeyi kürsü zırvalığı haline getirir. Ben bunu düşmanıyım. Felsefe bana göre bir yerde kendin dışındaki her şeye karşı sistematik bir düşmanlığı (kindarlığı) da gerektirir. Bu bildiğimiz anlamda bir nefret değil tabii entelektüel bir tavrı simgeliyor. Özellikle başkalarının değer yargıları, inançları ve fikirlerine biat etmeme refleksi de insanda böyle gelişmektedir. Düşmanlık olmadan bir kavramı yerinden oynatamazsınız. Kaos her zaman iyidir. Çünkü oradan ne çıkacağını bilemezsin.

      “Psikopat uluhiyet” kavramına dair de bir kaç şey söylemem gerekir. Ben sınır tanımam derken zaten bundan bahsediyorum, ben tanrıya ulaşmak için her şeyi kullanmayı öneriyorum. Bunun için dünyevi arzulardan ve onun etrafındaki maddi ilişkilerden nefret ediyorum. Felsefe bu yüzden benim için hem görünen hem de görünmeyeni içerir. Açık konuşmam gerekirse sınırsızca sonsuzca bir gayret içindeyim ve “evet buldum” dememeyi de kendime düstur edinmiş durumdayım. Bana göre felsefe budur. Bu olmalıdır. Korkusuzca tüm kavramlara saldıran ve yepyeni bir insan modelini öngören bir anlayış benimkisi. Buna benzer çalışmalar yapıp, hayata geçirmeden bir yığın filozof var.

  3. Deneyim ve bilgi için, duyu organları ve zihin gereklidir. Ölüm gerçekleştiğinde duyu organları algılayamaz, zihin de işlevini yerine getiremez. Fiziki aritmetiğin dışında olan, doğum öncesi ve ölüm sonrası konuları ise sebep sonuç zincirini içermediği için, inanç konusudur.

    • Peki ortaçağ (skolastik) felsefe, mitoslar, din felsefesi külliyatı (Tanrı, kurtuluş, ibâdet, kurban, dua, vahiy, ayin ve sembol) neyi konu edinir?
      Bence felsefeye sınır çizmekte haksızlık ediyorsunuz, felsefe kavramların ve insanın olduğu her yerde olmalıdır. Bu iş inanç deyip kenara atmakla olmaz. İnancın kökenine baktığınızda orada da felsefeyi göreceksiniz.
      Kurtuluş ve insan felsefenin en temel varlıksal paradigmalarını oluşturmaktadır.
      Felsefe “bilinmeyene” gaybın bilgisine kapatılmamalı. Ölümün de bir sebep sonuç zinciri olmadığını nereden biliyoruz? Neden ölürüz hiç düşündünüz mü? Bir ders bir amaç mı ölüm? Hayır, ölüm bir dönüşümdür. Dönüşüm sonsuzluğun ve aslında öz’ün ölümsüzlüğüne işaret eder. Bu da felsefenin başat konularından biridir.

  4. Hocam bu konuda farklı düşünüyoruz:
    Ben ölümün ya da herhangi bir engelin insanı durdurabileceğini sanmıyorum zira öğrenmenin (tecrübe+bilgi) de bu meyanda devam edeceğini öngörüyorum. Bana göre sonsuz olan bir hakikat anlayışından sonlu bir öğrenme modu ya da sonlu bir madde çıkamaz. Bu şu demek; varlık ya da bazılarına göre “ruh insanı” sadece dolaşımda olan bir enerji, bir özün gölgesidir. Bu varlık alanının ölümünü düş'(le)mek yaratıcı doğanın da ölümünü düşlemek gibidir. Bu saçmadır. Dünya ve evrenin yaşını ya da ilk varlık olayının tarihini bilen var mı? Hayır. Yok bilim bile acizdir. Bu yüzden felsefenin yapma etme olaylarını ben sonsuzlukla çarpıyorum.

    Kısaca “Ölüm” sadece fiziki bir aritmetikten ibarettir. Varlık sonsuzdur.

    Bknz: http://www.felsefehayat.net/felsefenin-sefaleti-ve-gorunmeyenlerin-felsefesi.html

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Düşerek Yükselmek‏

Burada kendi kararımla yazmıyorum ve yazmak fikrinde de değilim. Ben sadece bana aktarılanları sizlere aktarıyorum. Bana bilgi verenin varlığını göremeyebilirsiniz, duyamayabilirsiniz, hissetmeyebilirsiniz. Bu yazılarımın...

Vinterriket

Anlamsızlığın çalkalanan düşüncelerinde hapsolmak, sonsuz gecenin azap saçan örtüleri tarafından ezilmek. Ormanın karanlık kıyısında çürüyen tek başına duran bir ağaç, sonsuzluğa dikmiş gözlerini, son nefesini veriyor. Bulanıklığın örtüleri...

Varoluş, Tanrı, Aşk ve Sen

Saçmalık nedir bilir misin? Kendinle kaldığında tanrıyla konuşmaktır... İşte aşk bu kendi kendine konuşmanın en garip ve meşrulaştırılmış halidir... Onu saçmalıktan kurtaran şeyse sadece...

“Sessizlik” İnsan Ses ile Lanetlenmiştir!

"Sessizlik" ve "Bilgi" arasındaki akrabalık nereden kaynaklanır? Ses ile insanın birlikte anılışı kapitalist söylemden mi ibarettir? Modern zamanlarda bilgilenmenin boyutları mı değişti? İnsanın kendilik...

Hayyam Rubaileri -XIV-

261. Ben şarap içiyorum, doğrudur; Aklı olan da beni haklı bulur: İçeceğimi biliyordu Tanrı, İçmezsem Tanrı yanılmış olur. 262. Dünya hangi gülü bitirdiyse yerden Kırıp atmış, toprağa gömmüş yeniden. Su yerine toprağı...

Paris’te Marquis de Sade Sergisi

Musée d’Orsay, 14 Ekim’den başlayarak sadizmin babası Donatien Alphonse François de Sade’ı (1740-1814) sergiliyor. Sade: Güneşe Saldırı başlığını taşıyan sergi, müzenin yaptığı duyuruya göre...

Alın Yazısı ve Hürriyet

Alın yazısı, alınlarımıza zorla yazılmış şeyler değildir. Biz, her birimiz, kendi isteklerimizle geliyoruz dünyaya. Alın yazısı denilen şeyler, bizlerin dünyaya gelmeden önce, Ruhsal Dünya'da...

Ruh Hastaları ve Felsefenin Şifası

**Zehirli bir ruh tatlı bir hayatı düşler durur. Sense sadece nefes almayı dilersin. İnsan bu kapana kısılmaktansa ölümü yeğler çoğu zaman. Bu, deliligin ilk...

Beyti Dost Celse: 2

İyi olunuz..! Her zaman iyi olunuz, iyiliğini seviniz. Başınız ağrıdığı zaman bedeniniz de hastadır. Dostunuzu da incittiğiniz zaman siz hasta olursunuz. İyilik yaptığınız zaman...

Hasret

Sevgi, yüreğimde esrarlı deniz Kirpiklerim dalgalarla ıslanır Gemiler yol alır içimde sessiz Gemiciler beni gözümden tanır Aydınlık inerken hayat dağından Süzülür toprağa suların nabzı Mavi bulutların aralığından Ömrümü kuşatır bir alınyazı Önümde...

A Nightmare on Elm Street

Ne kadar uykusuz kalabilirsiniz? Bir gün, iki gün, ya da üç gün... Karşınızda sıfır kilometre Freddy karakteriyle A Nightmare on Elm Street Rüya...

Bu Kitap 5 Yüzyıldır Okunamıyor

'MS 408' adı verilen kitabın özelliği, yeryüzünde henüz hiç kimsenin anlayamadığı veya çözemedeği bir dilde yazılmış tek kitap olması... Taraf Gazetesi yazarı Sezin Öney 18...

Biyolojinin Felsefi Temeli

John Scott Haldane (1860–1936) İngiltereli bir biyologdu, New College Oxford’da ders veriyordu ve Birmingham’daki Madencilik Araştırma Laboratuvarı’nın yöneticisiydi. Biyolojinin Felsefi Temeli (1931), Dublin Üniversitesi’nde...

Felsefi Polemikler

Tartışmada, karşıdakine haklılığını ya da onun yanlışlığını ispatlamak oldukça zordur. Bunu başarabilmek için onun seviyesine inmek -ki bu çoğu zaman imkansızdır- gerekir. Ya da...

Bıçağın Ucundaki Tanrı

Düşündü. Aklındakini uygulamaya koymanın tam zamanıydı. İçeri girmesi zor olmadı. Zaten evi avucunun içi gibi biliyordu. İlk iş olarak mutfağa yöneldi, mermer tezgahtaki kara...