surreal-hikaye_1

Hayatın boşluklarında virgüllerinde parantez içlerinde buldum ben kendimi hep. Hep askeri dururdu bu beden. Ben orduya mı katılmalı idim yoksa? Daha sapan tutamıyorsun be adam ne ordusu? Orduda herkes silah mı tutar? Evet silah tutar. Bay Körning de mi bunu yapar? O da yapar. O hikayesini bile anlatır silahının. Dinlemek isterdim hikayesini. Olmaz evladım olur mu öyle. Anlatmaz sana. Bak mermilerle kovalar seni sonra. Beni çok kovaladılar küçükken. Özellikle de başlarından. Ben farklı idim. Körning’i anlayabilirim ben. Evet hatta onu anlayacak tek kişi benim. Anlamam gerek en azından. Bende de çok masal var ki hem! Bende neler yaşadım. İlk seviştiğim kadını anlatırım. Karekökleri ilk kullandığım zamanları anlatırım. Anlatırım da anlatırım işte. Onu dinlemeye ne oldu peki? Anlaşırız. Tiranlıklar kurmayacağız ki biz birbirimize. Biz demokratik süper halk cumhuriyetleri olacağız. Proleterleştin yine. Öyle yaptım. Gizlendiğim yerlerden çıkmak istiyorum artık. Buraya kendi isteğinle geldin sen bir kere. Kaçtın. Çok kaçtın. Hep kaçtın. Kaçkın dediler sana. Deli dediler sana. Deliyim ben. Akıllılar meydanında yüzen tek deliyim ben. Deliliğimin sınırı yok. Eli cebinde gezen meteliksiz bir diktatörüm ben. Bu da olmadı şimdi. Diktatör dediğin zengin olur. Ben diktatör bile olamam ki. Kiracı Rüstem-i Azam olur ama. O tam bir diktatör mesela. Kavgası olan bir diktatör. Siz kavgayı ezilenler mi verir sandınız sadece. Kavgayı Rüstem de verir. Körning de verir. Ben de veririm. Sen de verirsin. Ben kavga falan vermem deme Alpay. İnanmam. Sen bir elmanın yarısısın.

Dünyada her şeyin bir ikincisi vardır Alpay bunu unutma. Hala satır başında mıyız Alpay? Alpay’ın bu konuda bir bilgisi yok. Üst makamı bilgilendirmemiş onu. Aplay’a üniforma giydirmemişler. Ona alelade bir generallik sunmuşlar. Üniformasız askerlerin generali olmuş. Askeriyede sevmişler onu baya. Beni de seveler miydi? Seni sevmezlerdi. Kimseyi sevmez onlar beni de sevmedikleri gibi. Seni de mi sevmediler ? Sevmediler tabii. Bana hep o şarkıyı söylettirdiler ”Pijamalılar üç dört üç dört” Bunu mu söylettiler sana? Ben bundan başka bir şey bilmezdim o sıralar. Alpay kızıyorum sana yine. Masa altı romantiği seni. Başka bir romanda olman gerek senin. Başka bir cümlenin yüklemi ol sen. Kare kökünü alsınlar senin. Öğrenciler sövsün sana. Kaçama! Kaçma hiç. Öğrenci iniltisi dinle. Dünyayı kurtar. Alpay dünyayı kurtaracak tek adam sensin. Pijamalılara emri ver. Altı yedi sekizi de al yanına ve İstanbulu fethet. Fatih bunu çoktan yaptı. Hayır yapmadı sen yapacaksın. Beyaz bir sedana bineceksin. Diğer sedanlılar seni takip edecek. Meydanları zaptedeceksiniz. Zaptettiğiniz yerlere iç çamaşırlarınızı asacaksınız. Çamaşırlar medeniyetin ve sanayinin göstergesidir. O yüzden çok gelişmiştir bütün Asyalılar. Özellikle Japonya. İnsanlık tarihini anlamlı kılan da çamaşırlardır. Benim atletim imparator Akihito’dan kalma mesela. “Onun atletini giyen üniversite sınavını da kazanırmış” falan derler. Ben bu atletle kendi dünyamı kazandım.

Dünyamda hiçbir şey yoktu oysa. Ama bu benim ilk kazanımımdı ve öyle kalsın istedim. İlk sigaram kadar tazedir gülüşleri. Gülüyorum ben. Neye kime bilmiyorum. Öylesine gülüyorum. Akihito susturmaya çalışıyor beni. Koskoca Japon imparatoru o. Bende Michiganlı Olken. Tanıştığımıza sevindim. Japon çayı içermişsiniz derler. Doğrudur dedi o da. Diğer Japonlar da bunu onayladılar. Michiganlı bayramıdır her ayın altısı böylece. Köşeye kıvrılışlarımı taklid ederler. Ben rüzgar olurum. Onlar da Sakura altı birer hayal. Japonyaya gitmek istiyorum! Gideceğim de. Kafamdaki Japonya’ya. Işıltılı Japonya’ya,imparatorsuz Japonya’ya. Ben yorgun bir demokratım Alpay. Ahmet Kaya’nın yaşadığı arabesk yorgunluktan değil ama. Ben onun kadar da iri değilim. Sumolara daha yakınım diye düşünüyorum. Bataklığımda çizdiğim Japonya bana yaklaşıyor. Vakit geç. Hep geç. Yaşadıkça gecikiyoruz. Kapanmak istemiyorum tuzaklara. Benin tuzağına kim düşürmek ister ki? Heredot ister. Virgil ister. Ovid istemez. Ali Ekrem istemez. Değil mi? İstemezler. Virgil ister o da Heleni kopyaladığı gibi beni de kopyalamak ister. Onun kılıçlarını kırdım ben. Ona kızdı herhalde.

Neyse. Perdenin sonuna geliyoruz. Seyirciler alkışlıyor bizi. Büyük alkışlar var ellerde. Onları döküyorlar. Bunu bir başarı olarak görmüyorum artık. Başarı olarak gördüğüm hiçbir şey yok artık. Birazdan aşağıya ineceğim. Onlardan uzaklaşacağım bir müddet sonra. Sahne sevildiğim tek yer oysa. Rolümü bilmeden oynadığım bu tiradı ne kadar çok sevdiler. Demokrasinin insanları aydınlatması diyorlar buna. Evet, bende sizleri aydınlatayım. Çok aydınlanın. Hep aydınlanın. Güzelce aydınlanın. Boynuna bıçak geçirilmiş bir kutsal figürüm ben.

Beatrice: Kurtulamayacağın bir azabı oynatacağım sana
Hala oyundayız Beatrice. Şimdi sırası değil

Beatrice: Buradakilerin seni izlemediğini biliyorsun değil mi?
Bilmez olur muyum? Biliyorum. Bilmediğim şeyleri de biliyorum. Bilgiçgillerdenim ben. Behçetgillerden olmadım ben. Ben kimse olmadım. Sen olmaya çalıştım onu da olamadım. Hep bir kelime fazlaydı sözlerim. Sözlerim vardı. Öksüz çocuklar misali sarıldığım. Sokakta top oynardım Stephan’la. O da alman göçmeni idi sanırım. Neden göç ettiğini hiç ama hiç sormadım. Başka bir mevsim aradı kendine herhalde. İnsanlar böyledir işte. Ama Beatrice sen kimsin öte yandan? Söyle bana.

Beatrice: Beatrice !
Sana Sakura diyeceğim artık
Beatrice: Japon mu edeceksin beni ah!
Seni çiçek edeceğim tacıma…
Beatrice: Demek tacın var ha!
Tacımı İngiltere kraliçesinden çaldım. Birazdan kralliyet muhafızları gelecek ve…
Beatrice: Tanrım affet bu kulunu askerleri durdurmanın bir yolu olsa keşke
Yok. Geliyorlar işte. Gelecekler işte. Geldiler işte. Ezici demir yığınları ile geldiler. Daha sonra yine gelecekler. Askeri bir merasim düzenlecek ardımdan. Cesedimi Belfast’a gömecekler
Beatrice: Kalkıp Nevizade’ye mi gelecek bu sömürücüler emperyalistler
”God save that fucking queen” derler hep. “Siktir (aklında sansürledi isteyen duydu isteyen duymadı) ordan kraliçe”, sen beni öldürmüyorsun ben ölüyorum ben …………. usta
Beatrice: Geldiler sanırım. Kırmızılı ışıltılı adamlar…
Tanrım milletimi yine korumak bana mı düştü? Donsuz John’a ne olacak peki.
Beatrice: Nevizade’ye yine uğrar görürsün…
Pakistanlı John değil mi? Donunu Fransız Şansölyesi Hollande çalmıştı değil mi?
Beatrice: Öyle aziz sevgilim öyle…
Sevgili mi ne sevgilisi daha cima bile etmedik veledlerimiz yok bizim. Hah! Hah! Hah! Onlar da geliyor. Biritişlerin arkasından hem de. Milyonlar var arkalarında. Bayraklılardan alaycılara tut herkes orada.

Tutayım mı tut!
Hah! Hah! Hah!
Beatrice: Sevgilim onlar geldi.

Geldiler mi sonunda? Eveet. Ah. Tutma beni Steward. Canımı acıtıyorsun. Cam gibi bir insanım ben bilirsin. Ben aslen Camgiller sülalesinden geliyorum. Yedi ceddim var benim. Hepsi iyi adamlar. Tanısan sende seversin. Hepimiz sevişelim. Sevelim. Sevişelim. Sevişen Britonlar olalım mı Steward? Steward bana çok sert davranıyorsun sen. Neden böylesin. Sen de bilmiyorsun. Şimdi bu kadar yol geldiniz. Sırf benim için mi? Onur duydum. ”Sun will rise again sir” bunu da unutma ya da ”fuck off” İkisini birden hatırla. Hatırla lütfen. Hep hatırla. Demek ki böyle gelecekti sonum. Cihangir finocukları arasında. Ah! Tahta soğuk. Koyma kafamı o tahtaya. O silah da ne! Kafama niye dayadın silahı? Ölecek miyim şimdi. (Öleceğim) Ölünce üşümüyormuşsun diye duydum. Sevgi de üşümezmiş. Nurahayat Hanım benimle evlenir misin? Evlenirim. Tez vakit olsun ama! Evlendik say sen! Şimdi yalnız değilim işte. Değilsin. Değilim. Değiliz. Medeniyetiz biz. Sömürenlerden gayrı.

Kafadan ince ince akan kan zerreciklerini izleyen Mahmud Abiler gülüşmeye devam ettiler. Her şey olması gerektiği gibiydi. Köşede buldukları Nalanlarla seviştiler.

Oyuncunun biri öne çıkar ve der:

”Yıllardan sesizliğin ikinci asrı
Mürekkebi bitmiş bir kalemden yazıyorum bunu sana
Merhaba günsüz günlerim merhaba
Günlüklerde bir hayalet dolaşıyor
İsimsiz bir hayaler
İsim koymaya cesaret edemeyeceğim bir hayalet.

Gerisi de sana kalmış Recai
Burada bitiriyorum ben sözlerimi ”

(Sözler bitti)

Nalanlar Mahumd’larla sevişmeye devam ettiler. Bir medeniyet de böyle böyle doğdu.

Adı sen,
Sanı sen,
Güneşi sen,
Mevsimi sen
İklimi sen,

Sen,
Sen,
Sen,

(Oyun bitti
Sen yokoldu
Eridi bir koca evinde)

Can Kaya

1 Yorum

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.