salincak-adam

Elim beyaz silindirin üzerinde uzun uzun geziniyordu. Bu parmaklar bana aitti. El sadece bu parmağın ucuz bir bahanesiymiş gibi parlıyordu mavi ve derin yüzeyde. Tepemde geniş kanatlı canlılar uçuyordu. Bu garip canlılar kendilerine atılan parçaları kıskaçlamaya çalışıyordu. Aç olanlar geri dönüyordu. Başka sabahları bekliyorlardı.

Ötemde kalan saat tam on ikiyi gösteriyordu. Gömleğimin iliklerini gevşettim. Bir parçam ama hala ısrarla o yapıda kalmaya devam ediyordu. Her şeyi tek bir mekanizma hallediyordu. Düğmeler açıldı. Kara ceket yere düştü. Ceketin üzerindeki mendil tahta döşemelerin altında (n) kaydı. Ceketin cebinden kalem düştü. Kaleme baktım. Uzun gövdesi ile sanki bana bir şeyler söylemek istiyordu. Ama ben anlamamakta ısrar ediyordum. Mürekkep süzülüyordu, bir uçtan diğerine.

Ayaklarımın altından kabuklu canlılar geçiyordu. Bu canlıların titreyişlerini, soluk alışverişlerini dinliyordum. Öte tarafa düşmüş olan kafatasına yürüyorlardı, kıvrımların içerisinden: ”Ağır bir ses ile” O kalın kristal yüzeyi de parçaladılar. Ve kocaman delikten aşağıya indiler. Aşağısı boş. Bomboş.

Çırpınıyordum ve dokunaçlarım buna izin vermiyordu. Dokunaçların yapışkan yüzeyine batıyordum. Bağırdım. Başlarını çevirdiler. Bataklık tenime değiyordu. Bataklık buradaydı. Burada bekleyen bir çamur birikintisiydi. Pullarım sağa sola döküldü. Dağıldılar.

Yıldızlar.

Çantamın içinden çıkan kâğıtlar üzerinde kabartmaya benzer yazılar vardı. Okunmuyorlardı. Dokunaçlarımdan biri kâğıdı kavradı. İstemsiz hareket ediyordu. Alay ediyordu benle sanki. Biri sağ biri sol uçta bulunan bu iki yılanımsı canlılığa yenilmiştim. Başımı eğdim.

Keman cızırtısından ne zamandan beri bu kadar rahatsız oluyorum? Bu ses bir tele dokununca çıkıyor ve uzuyor gidiyor.

Kırılıyor.

Hiç kimse ayak basmamış buralara. Burada tepeden sarkan bir ip var. Camlar kırık. Çerçevelerde onun resimleri var. Çirkin gülümsüyor. Eski Amerikan filmlerindeki kadınlara benziyor. Yarı çıplak bir kadın. Sandıkta eski elbiselerin kokusu. Yarı çıplak el saatin üzerinde asılı kalmış, sımsıkı, kenetli. Yelkovanın pembe parlak zehri damlıyor masadaki solmuş çiçeğe.

Kımıldamıyor. Rüzgârdan başka kimse. Burada.

Kapı gıcırdıyor. Kapı açıldı. Kapıdan (1) maskeli adam içeri girdi. Maskeli adam siyah bir elbise geçirmişti. Adımları sert basıyordu. Adımı sivri iğnelerden birinin içine girdi. Yarı açık kapıdan dışarı gitti.

Salıncakta sallanmak ta gerçekten ayrı bir haz veriyor insana. Bu salıncağın tek sahibi ise benim.

Konuklara yer veremediğim için üzgünüm.

Can Kaya

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.