Sergüzeşt-i Servet-i Fünun

Abdülhamit döneminde jurnalin kol gezdiği günlerinde yayın hayatına başladı. Binbir zorluğa göğüs gererek en önemli iki edebi akımın ana rahimliğini yaptı. Meşrutiyet’e, Kurtuluş Savaşı’na, I. ve II. Dünya Savaşları’na ve daha nice olaya tanıklık etti. Servet-i Fünun dergisinin basın ve edebiyat sahalarında rolü çok büyüktü.

II. Abdülhamit ve jurnalciliğin gemi azıya aldığı günlerdir. Ahmed İhsan Mülkiye Mektebini bitirmiş, Hariciye tercümanlık yapmaktadır. 1889 yılında henüz 22 yaşındadır ve hiçbir ticari tecrübesi yoktur. Ama ta çocukluktan aklına koymuştur bir kere yayıncı olmayı; aklından başka hiçbir şey geçmez… Ve o hızla ilk dergisini yayınlar: Umran. Umran’ın yaşamı iki yıl sürer. İki yıl sonra tüm dergiler gibi o da Abdülhamid’in gazabına uğrar ve kapatılır.

Yeni dergi çıkarılması artık olanaksızdır. Tek çare vardır, biraz imkansız gibi görünen, o da mevcut gazetelerden birine ek olup yamanmaktır. Öğleden sonraları çıkan Servet gazetesi, bu iş için uygun gibi gözükür Ahmed İhsan’a. Sahibi bir Rumdur -Nikolaidi- ve gazete bir yerlere yaranmaktan başka bir gaye gütmemektedir. Ahmed İhsan, Nikolaidi Efendi’yle ufak bir ücret karşılığında anlaşır ve Servet’in ‘fünun’ yani fen eki olarak çıkarılması için güç bela saraydan ruhsat alınır.

O dönem İstanbul’da çinkografiyi bilen kimse yoktur. Çinkografi ise resini basmak için şarttır ve derginin bol ve güzel resimli olması İhsan Bey’in en büyük idealidir. Ruhsatını alır almaz Avrupa ile yazışır, meşhur adamların birçok galvano kalıplarını getirtir. Doğa manzaraları için gerekli kalıpları ise Mercan’daki Bible House’dan kiralar.

Ahmet İhsan (1)
Ahmed İhsan Bey

HAKKAKIN DANSÖZ KIZI

Ve 27 Mart 1891 günü Servet-i Fünun dergisi, daha doğrusu Servet gazetesinin fen eki, basın
yaşamına ilk adımını atar. Ahmed İhsan Bey’in heyecanı doruktadır. Ancak esas aşkı, esas heyecanı derginin resim kalitesini arttırmaktır. Onun çaresinin de bizzat kendisinin Avrupa’ya gitmesi olduğunu İyi bilmektedir. Nitekim öyle yapar. Kısa zamanda dolaştığı Almanya, Avusturya ve Fransa’dan yepyeni kalıplarla döner. Kalıpların arasında Avusturya’da yaptırdığı İstanbul manzaraları da bulunmaktadır. İşte bu kalıplardan bir tanesi, yani Kızkulesi, Servet-i Fünun ve Ahmed İhsan’ın yaşamının dönüm noktasını oluşturacaktır.

Resmin basılı halini görüp çok beğenen Abdülhamit, Ahmed İhsan’a gerekli yardımın yapılmasını emreder. Yıldız Sarayı’nda mabeyncinin padişahın kararını bildirmesinden sonra dönerken ne hissettiğini Ahmed İhsan şöyle anlatır:

“Son derece sevinmiştim. Muhtırayı yazmak üzere eve dönerken ne büyük hayaller kuruyordum. Adeta İstanbul’da Avrupa’nın en büyük IIlustration’unu geçecek resimli gazete kuruyordum.”

Servet-i Funun’a saraydan zaman zaman yayımlanması ricasıyla fotoğraflar gönderilirdi.
Haliyle, bunların kullanılmaması bahis konusu bile olmazdı. İşte bu tür kapaklardan biri:

akra-iskelesi-toreni
Padişahın yaptırdığı Akra İskelesi’nin resmi küşadı.

Servet-i Fünun kronolojisi

• 17 Mart 1891’de yayın hayatına atıldı.
• Basıldığı Ahmed İhsan Matbaası, Abdülhamit’in verdiği destek ile döneminin en modern matbaası haline geldi.
• Aynı destek ve Osman Hamdi Beyin yardımıyla Avrupa’dan ilk kez klişeci getirterek bol resimli bir hale geldi.
• 7 Şubat 1896 tarihli, 256 numaralı sayısında derginin yazı işleri müdürlüğüne Tevfik Fikret getirildi.
• Tevfik Fikret’in atanmasıyla dergi Servet-i Fünun edebi akımının yayın organı haline geldi.
• 16 Ekim 1901’de dergide Hüseyin Cahit’in (Yalçın) Fransız Devrimi’ne dair bir çeviri makalesinin yayınlanmasından dolayı rakip dergi Malumat’ın sahibi BabaTahir tarafından jumallenmesi üzerine kapatıldı.
• Kısa bir müddet sonra mahkemede beraat eden Hüseyin Cahit ve Ahmed İhsan dergiyi çıkarmayı sürdürdülerse de dergi eski edebi kimliğini yitirerek bol resimli bir magazin dergisine dönüştü.
• 1908’de I I . Meşrutiyetin ilanı üzerine derginin yanı sıra günlük gazete olarak da çıkmaya başladı.
• 28 Şubat 1910 tarihli sayısında “Fecr-i Ati Encümen-i Edebisi” imzalı yazı ile Fecr-i Aticilerin yayın organlığını üstlendi.
• Mayıs 1909’da günlük gazete kapatıldı.
• I. Dünya Savaşı esnasında Ahmed İhsan’ın rahatsızlanarak Avrupa’ya gitmesi üzerine yayınını durdurdu.
• 1924’de resimli bir magazin dergisi olarak yeniden yayına girdi.
• 1928’de Harf devriminden sonra ‘Servet-i Fünun-Uyanış’ adıyla edebi bir dergiye yeniden dönüşmeye çalıştıysa da giderek önemini yitirdi ve 1942’de Ahmed İhsan Bey’in ölümünden iki yıl sonra 26 Mayıs 1944’de, 2464 numaralı sayısında kapandı.

TEVFİK FİKRET DÖNEMİ

53 senelik Servet-i Fünun sergüzeştinin şüphesiz en önemli ve görkemli dönemi Tevfik Fikret’in yönetimi döneminde olmuştur. 1896’da Recaizade Ekrem Bey’in elinden tutup, çalışmak üzere Servet-i Fünun’a getirmesinden kısa bir müddet sonra derginin yazı işleri müdürü olan Tevfik Fikret, son şiirinin yayımlandığı 1900 senesindeki 495 numaralı sayısına kadar dergiyi büyük bir ciddiyet ve disiplinle çıkarmayı başarmıştır.

Tevfik Fikret’i mesai arkadaşı ve yazar Hüseyin Cahit Yalçın’ın kaleminden okuyalım:

“Servet-i Fünun hareketinin ruhu şüphesiz ki Fikret idi. Fikret’in etkili ve yüksek kişiliği çekici bir güç gösteriyor, bütün saygıları ve sevgileri kendi üzerinde topluyordu. Servet-i Fünuncular yalnız edebiyat kanılarına da değil; siyasal ve toplumsal dileklerinde, kişisel dostluklarında da birbirlerine bağlı bir görünüm içindeydiler. Bu birliğin odak noktası yine Fikret’ti.”

Tevfik Fikret tüm bu vasıflarıyla her nasıl Servet-i Fünun’u başarılı kıldıysa, yine aynı vasıfları yüzünden Servet-i Fünun’dan koptu. Mizacından ötürü Ahmed İhsan Bey’i ticaretin getirdiği günlük davranışlarından dolayı sürekli iğneler, ince ince alay ederdi. Oysa bunlar kusur değil günlük yaşamın getirdiği mecburiyetlerdi. Sonunda Tevfik Fikret’in bu eleştirel yaklaşımları Ahmed İhsan’da kırgınlık derecesine vardı ve ayrılacağını kesin bir dille bildirdi.

Hüseyin Cahit Yalçın
Hüseyin Cahit Yalçın

Yerine Hüseyin Cahit’in geçmesini istiyordu. Kısa süren Hüseyin Cahit döneminden sonra dergi ağırlığını kaybedip Meşrutiyet’e kadar, bir magazin olarak varlığını sürdürdü. Daha sonra Fecr-i Aticilere de kucak açan dergi bir daha Tevfik Fikret dönemindeki ağırlığına ve görkemine kavuşamadı. Meşrutiyet ertesi, günlük gazete olarak da çıkan dergi kısa bir müddet sonra bu maceradan da vazgeçti.

Birinci Dünya Savaşı’yla beraber yayınına ara veren dergi 1924’te tekrar yayına başladı. Ancak Cumhuriyet’in ilk döneminde yapılan kalkınma hamlelerinin neşrinden dolayı dergi başka bir kimlik edinemedi. 1942’de Ahmed İhsan Bey’in ölümünden sonra iki yıl daha yaşayıp yayın hayatına son verdi.

Rifat Dedeoğlu
Popüler Tarih Ağustos 2000 Sayı: 3

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Asuman

Saat dördü Asuman geçiyor Kaldırım taşı değmek üzeredir ayaklarıma Bekliyorum biçare kapımda, elimde otuz yıllık şarabımla. Herkes gidiyor Kimse gelmiyor Saat beşi Asuman geçiyor Kim bilir kimin yalnızlığı ile yürüyor...

Geldin mi, Ey Ruh?

Hiç ruh çağırdınız mı? Eğer cevabınız olumsuzsa, çok yazık. Günümüzde, herkes işini gücünü bırakıp, masa başında ruhlarla sohbet ediyor artık. "Hadi canım, olur mu?"...

Oz Büyücüsüne Aşıktım

oz büyücüsüne aşıktım ölü bir adam kadar yürüdüm ve aç kaldım yollar hep uzayan intihar oz büyücüsüne aşıktım her kadın buna can atar kendi kendime sorardım hayatın fiyatı ne kadar oz büyücüsüne...

Geri Dönüşüm

Üzerinden ayağımın boyutunda fakat sağlam motorlu bir araba geçmiş gibi duran ortası içine göçmüş gazoz şişesi, büzülmekten akordiyon olmuş kuru fasulye konservesi, anneannemin annesinin...

Post-modern Anlayış Üstüne

Post-modern anlayış ya da post-modern tarz, çok fazlaca tartışılan ve üzerinde mutabık olunamayan bir kavram ve bir süreç. Bu kayganlığı onun fazlaca yeni bir...

Bu Gece

bu gece hissetmiyordum hayatı... bu gece özlemeye adanmıştı. uzakları özlemeye anlatılamayan şeyleri anlatmayı özlemeye... belki de en çok da kendini özlemeye... insanların arasından biraz sıyrılıyorum bu gece, bu kalabalıktan... kendime...

Yalnızsın

Bir akşam ışıkların dağlara güldüğünü Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü Görürsün, hasretiyle sabah ezgilerinin Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin Kuşlar öter, uçuşur, yeşil dallara konar Umutlar yaprak...

Bir Ucu Bir Kuyuda Kaybolan Rüzgârlı Bir Şosede

Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak yüzü saçlarıyla örtülü kavuşma saatımızın bir de ağır yürüyor ki deli olmak işten...

Hiç Gözüyle Edebiyat

Kim dolduruyor edebiyatı anlamla? Edebiyat, bir edebiyat küre içinde olup bitiyor. Edebiyat kürede, yazarlar, okurlar, eleştirmenler, kitaplar, dergiler, onların elektronik ortamda kopyaları, yayınevleri, dağıtım...

Kitap ve Yaşam

Ne yaparsınız bu adamlara: yazılı olmayan lafı dinlemezler, kitaba geçmedikçe sözlere inanmazlar, gerçeğe sakallı olmadıkça kulak vermezler. Budalalıklar yazı kalıbına döküldü mü bir ciddilik...

Şiir Dili

... Bunun dışında, benzetilse benzetilse, şiir dili, metafiziğin diline benzetilebilir ki onu da bugünkü felsefe kale almamaktadır. Eğer şiir dilini bir üst dil saymaya...

Bir Tılsımı Olmalıdır Hayatın…

Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi, zaptedilemeyen bir aşk aranışı gibi, kaptırıp kendini şiirler yazma gibi, bir kadehi fırlatıp aynalara, gecenin büyüsünde çıldırma gibi... Böyle bir...

Whatever Happened To Baby Jane?

Hudson kardeşler gösteri dünyasına küçük yaşta adım atmışlardır. Normal olarak iki kardeş arasında kıyasıya rekabet vardır. Film, iki kardeş arasındaki kıskançlığı ve ölümüne yaşanan...

Niçin Gülüyoruz?

Ama araştırmalar olayın bu kadar basit olmadığını gösteriyor. Tabii sizler de haklı olabilirsiniz. Gülmek araştırmacılar tarafından yıllarca araştırıldığı kadar karmaşık olmayıp, ilkel atalarımızdan kalan,...

İnsanın Kararsızlığı

İnsanların davranışları üzerinde düşünce yürütmek isteyenler, bu davranışları birbirine uydurmakta, hepsini bir kalıba sokmakta çektikleri zorluğu hiçbir yerde çekmezler çünkü bu davranışlar çok zaman...