Gecenin titreyişini avuçluyorum rüzgarda, içim üşüyor…

Nefesimin dumanı bir an da yok oluyor, soluğumu unutuyorum boşlukta. Geceye sarılıp ağlama isteği sonra, gözlerim bir tufan istemin en dışında. Varım bu karanlıkta, kendim için değilim, en dışsal bir nesnemi bedenim? Kendim kimdim bu karanlıkta, ellerimi yokluyorum, boyalı tırnaklarımdan tiksinti duyuyorum. Sırf bu bulantıyı yaşamak için silip silip yeniden boyadığımda oluyor onları, insanın elini dudağını, gözünü, saçını boyayabilmesi ne ilginç? Ruhumu boyamak, törpülemek, kesmek, kıvırmak ve yumuşatmak isterdim. Bir iç çekiş… asma altında kurulu göğün sonsuzluğuna gönderdiğimiz varoluşun ten rengi dumanları… Bir köşe burası sığınmak isteyenlerin; inançsız, yolcu ve akışta olan için. Köşemi belleğimin bütün sınırlarına yaymak istiyorum, aslında anlatmak istediğim gördüğümün çok ötesi. Gördüğümün tasviri bildiğim sözcükler kadar ve iyi bir falcısı olamadım gördüklerimin.

Aç ellerini binlerce çizginin çelişkisini kadrajıma yerleştireceğim!

Sözümün, bakışımın bittiği yere teslim oluyorum sonra, sürükleniyorum rüzgarlı boylu boyunca kanlı kuyulara. Yok olan birer imgelem oluyor dilimin ucunda sahneler perdeler ve roller. Kahramanımın tek katiliyim hikayede. Ve ruhumun şaha kalktığı öfke nöbetleri… Donuk anlarımı biriktiriyorum köhne öykülerde. Yeni sözcükler istiyorum yeni insanlar değil, çok kullanılmış eskimiş yok olmuş sesler, bedene girdiği tek somut ses, harf, kelimeler istiyorum. Anın kıpırtısında içimi titreten sessizliğin dilini istiyorum ve çırılçıplak soyunuk kendinden. Kendi aslında olan her şeyi. Astarsız bir bellek istiyorum.

Sevdi Aycıl

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.