Şiir ve Yaşam

Şiirin değerini belirleyen şey onun anlamı değil (yoksa o şiir değil bilgelik, âlimlik taslamak olurdu) bilâkis onun biçimidir.

… Son yıllarda sanatta düşünceyi ortaya çıkarma işi filologlar, gazeteciler ve şair geçinen kişiler tarafından ortaklaşa yapılmıştır. Bugün birbirimizi hiç anlamıyorsak ve ben sizlere bir şairin çağı, dili hakkında konuşmada, bir İngiliz gezginin Asyadaki bir ulusun adetleri, dünya görüşü hakkında gerçekten söyleyebilecekleri kadar zorlanıyorsam bunun nedenini birçok örümcek kafalının kültürümüze getirdiği büyük zorluk ve çirkinlikte aramak gerek.

Bireysellik, üslûp, düşünce tarzı, ruh hali vesaire üzerinde edilen bütün bu kafa yorucu, boş sözlerimden sonra şiirin asıl malzemesini sözcüklerin oluşturduğuna dair düşüncenizi hemen kaybedip kaybetmediğinizi bilmiyorum. Şiir, yan yana dizilişleri, sesleri ve içerikleri ile sözcüklerin meydana getirdiği, görülebilecek, duyulabilecek şeyleri hareket ögesiyle birleştiren ve bizim ahenk dediğimiz kaçamak bir ruh halini başka sözlerle apaçık anlatan, düşsel, adeta ağırlıktan yoksun bir doku gibidir. Eğer siz sanatlar içinde en kolay olanın bu tanımlamasını kabullendiyseniz, vicdanınız üzerindeki karmaşık bir yükten de kurtulmuş olacaksınız. Sözcükler her şeydir. Bunlar sayesinde gördüklerimizi, duyduklarımızı yeni bi’r varlığa dönüştürmek ve ilham kanunlarına göre onların hareketine ayna tutmak mümkündür. Şiirden yaşamın içine dosdoğru giden bir yol yoktur, yaşamdan da şiire. Yaşamın içeriğini yüklenen bir söz ve şiirde yer alabilecek olan hayali bir kardeş sözcük tıpkı kuyudaki iki kova gibi birbirinden uzaklaşmaya çaba sarfederler ve birbirine yabancı bir şekilde boşlukta asılı kalırlar. Dıştan gelen hiçbir kanun sanatın İçindeki tüm sivri zekâyı, yaşama olan küskünlüğü, yaşamı doğrudan ilgilendiren her şeyi ve yaşamın her çeşit taklidini ortadan kaldıramaz, bunun olanağı yoktur. Ağırlığı olan bu şeylerin orada yaşama şansı bir ineğin ağaçların tepesinde yaşayabilmesi kadar azdır.

Tanınmamış ama değerli bir yazarın1 sözlerini kullanacak olursam; “şiirin değerini belirleyen şey onun anlamı değil (yoksa o şiir değil bilgelik, âlimlik taslamak olurdu) bilâkis onun biçimidir. Yani dış görünüş değil, aksine ölçü ve ahengin içindeki o insanı derinden etkileyen şeydir. Bu sayede, her dönemin ilk ustaları kendilerini sonradan gelen ikinci sınıf sanatçılardan farklı görmüşlerdir. Bir şiirin değerini dize, kıta veya daha büyük bir bölümdeki bîr tek güzel buluş da belirlemez. Ancak bütün bölümlerin bir araya getirilişi, bölümler arasındaki ilişki ve bölümlerin zorunlu sıralanış düzeni yüksek seviyedeki bir şiiri ortaya çıkaran özelliklerdir.”

Ben buna, neredeyse kendiliğinden ortaya çıkan iki hususu daha eklemek istiyorum:

Yaşamın madde olarak kendini gösterdiği retorik yönü ile dilde amaçlanan yansımaları şiirin adı üzerinde söz sahibi değildir.

Şiirde en belirleyici şey olan sözcüklerin seçimi ve yerleştirilmesinde (ritim) sanatçı açısından daima ölçü, dinleyici için ise duyarlılık karar vermek durumundadır.

Şiiri şiir yapan bu hususun çoğu kez farkına bile varılmaz. Hanı şu yeni Alman şairlerinin kendilerine yakıştırdığı bu sıfatın, tanıdığım hiçbir sanat üslûbunda bu denli rezİlane, başıboş biçimde kullanıldığını görmedim. Düşüncesizce veya her şeyi felç eden bir amaçla göze batarcasma koyuyorlar bu sıfatı. Can sıkan bir başka husus da ritim duygusunun yetersizliğidir. Görünüşe göre, artık kimse bunun şiirdeki tüm etkiyi yükselten bir kaldıraç olduğunu bilmiyor. Bir şairi son yılların Alman şairleri içinde en üst seviyeye çıkarabilmek için şunu söyleyebilmek gerekir: O şiirinde ölü doğmamış sıfatlar ve iradesine ters düşmeyen ritimler kullanmıştır.

Her ritmin içinde, onun ortaya çıkarabileceği hareketin gözle görülemeyen bir çizgisi vardır. Ritimler hareketsiz kaldığı zaman, onların içinde saklı duran İhtiras tıpkı önemsiz bir balerinin hareketlerinde kine benzer bir hâle dönüşür.

Kendine Özgü bir sesi olamayan, içlerindeki hareketlen sıradan bir ritme uyduran “bireyleri” bir türlü anlayamıyorum. Onların Uhland1, Eiehendorf2 taklidi vezinlerini dinlemekten bıktım, hâlâ dinleyebilecek durumda olan kişileri ise duyarsız, kulaklarından ötürü kıskanıyorum.

Özgün ses her şeydir. Buna sahip olmayan biri, ancak eserin mümkün kılabildiği ölçüde bağımsız olmaya yönelir. En gözüpek ve en güçlü kişi, sözcükleri en özgür şekilde sıralamasını becerebilendir. Zira onları yerleşmiş, yanlış bağlamları içinden çekip çıkarmak kadar zor bir şey yoktur. Sözcükler arasında kurulan yeni, cesur bir anlam bağı ruhumuz için şahane bir hediyedir, genç Antinous’un heykelinden ya da kubbeli büyük kapıdan daha değersiz değil.

Nasıl başkalarını beyaz ve renkli taşlar, işlenmemiş cevher, tertemiz sesler veya dans âlemine salıveriyorlarsa, biz sanatçıları da sözcüklerle başbaşa bıraksınlar. Bizi sanatımızdan, hatipleri ise zihniyetleri ve ağırlıklarından, akıl hocalarını bilgeliklerinden, tasavvufculan da verdikleri ilâhî nurdan dolayı Övsünler. Fakat bizden tekrar günah çıkarmamız İstenirse, onları devlet adamları ve edebiyatçıların hatıralarında, doktorların, dansçıların ve esrarkeşlerin itiraflarında bulmak mümkündür: Madde ile sanatsal olanı birbirinden ayırt edemeyen insanlar için sanat yoktur, ama onlar için pek tabiî yeterince yazılı bir şeyler bulunur.

Hugo Von Hofmannsthal
Çeviri: Yüksel Baypınar

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikŞiirin Üç Tabii Şekli
Sonraki İçerikŞiir Üzerine

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Bazen

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan, Güneş kucağındadır, bilemezsin. Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür, Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın. Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın. Uçar gider, koşsan da tutamazsın... William Shakespeare

Tutarsızlıklar: “Felsefe Ancak Felsefenin Eleştirisi Olarak Vardır”

Marcus Steinweg'in yeni kitabı "Tutarsızlıklar" karşımızda: okundu ve düşünüldü. Seriyi bozmadan aynı çizgide üretilmiş bir felsefe risalesi olarak görüyorum bu metni. Bir önceki kitap Aşikarlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler ile gayet estetik metinler üreten yazar felsefenin uçsuz bucaksız macerasında tekrar bizleri konuk ediyor. Giriş “Felsefe ancak felsefenin eleştirisi olarak vardır.”...

Senin Ellerinde Gümüş Zambak Gülüşlerin Var

Senin ellerinde gümüş zambak gülüşlerin var Yüzüme imza tutan esmer altın kırbaç dokunuşların Bağrında tomurcuklanan, umudun sallanan başaktan dirliği Baharı haykıran ruhununun mezardan kalkan perçemleri Yürürlükte ki yıldızların, yüzüne düşen yaprakların cıvgınları Mevsimlerinin burgulu papatyalari, kaderin kokan çiçeklerin sarı açan salkımları Senin bu ellerindeki gülüşün, benim tuttukça yürürlüğe giren yüzümün hüzünlü yalazlanışı var Kelepçe...

Sözsüz Müzik

Müzik; insan ruhuna yeni bir şeyler üfleyen onu şekilden şekle sokan ve sonra ona bir hiç olduğunu fısıldayan bir fenomendir. Müzik dinleriz, çünkü müzik bir anlamda insanın özgürleştiği ya da hiçleştiği tüm metafizik hallerini müjdeler. Bizi tek başımıza bırakır ve sonsuz melodilerin eşliğinde sürükler. Bunu yaparken acımasızdır, aşkı,...

“Mutsuzluk Ahlaksızlıktır” Yazısı Üstüne Bir Röportaj

Yazınıza göre, ahlaksızlar ordusunun mensupları gün geçtikçe çoğalıyor. Buna dur demenin yolu yok mu? Farklı yolları vardır. Yüz yıllardan beri, Doğu bilgeliğinde, Batı ahlak düşüncesinde sürekli olarak gündeme getiriliyor. İnsan düşünce, kural olarak nasıl ahlaklı olacağını kuramsal olarak biliyor; doğrusu bildiğini savunuyor. Uygulayamıyor. Ahlak eylemlerle sonuçlanıyor, kuramsal olarak...

Lucretius’un Şiiri Üzerine

Batı düşünürleri, bunlar arasında özellikle felsefe tarihçileri, De Rerum Natura'daki gibi en derin felsefe konularını, varlık sorunlarını Epikuros'tan aldığını, kendiliğinden bir nesne katmadığını açık seçik bir dille çekinmeden söyleyen Lucretius'un pek yeni, derin bir ozan olmadığını ileri sürmekten geri kalmamışlar. Bu yargı Lucretius'un adını duymaktan öteye geçemeyen...

“Güç İstenci”nde İnsan

Nietzsche ve felsefesi hakkında o kadar çok şey yazıldı ve çizildi ki bunlar arasında belki de onun söylemek istediklerini en iyi anlatan en iyi tasvir eden bana göre şuydu; Nietzsche kesinlikle kölenin felsefesini değil kral insanın felsefesini yapıyordu ve öngörüyordu. Ve yine dikkat çekici olarak asla teslimiyetçi...

‘Öldürmeyeceksin’ Emrinin Hayvan-Olmaklığa Tasallutu

"...Öldürmeyeceksin" (Tevrat/Çıkış 20:13). "...Öldürmeyeceksin" (İncil/Luka 18:20). 'Öldürmeyeceksin' denildiğinde öldürmemelisin çünkü emir ile aynı an da hayat belirmeye başlar, bu beliriş "evrensel yasa"nın tüm türleri koruma altına aldığının kanıtıdır; biricik olan ayettir, ayetin içinde ölüme karşı çıkış ve varlığa bir saygı duruş mevcuttur akabinde ilahi tahakküm gözle görülür biçimde kendini...

Popper’den Gönüle

Öğrencilerinin yazdıklarından, öğrencilerinin öğrencisinin söylediklerinden çıkarıyorum: Ünlü filozof Karl Popper, huysuz, zor bir adamdı. (Okuduğum kişilerden biri Feyerabend!) Söylediklerini inanılmaz titizlik ve tutkuyla temellendirmek isteyen, ciddi, hâlâ üzerinde ondokuzuncu yüzyıl bilim insanlarının ve düşünürlerinin yoğun ''ağırlığını' taşıyan, mesafeli bakışlarla insanlara yaklaşan ''hakikat âşığı'' değerli bir kişiydi. (Onunla ''uzunca''...