Yaklaşık 1 yıl önceydi The Big Four’un katıldığı Sonisphere festivali. Aslında o festival zincirlerinin katılımcıları arasında Iron Maiden da vardı ama Türkiye için The Big Four daha uygun görülmüştü. Bu sene ise ikincisi düzenlenen Sonisphere festivallerinde ise geçen sene Big Four’un gittiği yerlere Iron Maiden, Iron Maiden’ın gittiği yerlere ise Big Four gidecekti. Eh benim gibi bir metal sever Iron Maiden’ı da görmeden yapamazdı. Oradaydım. Iron Maiden’e gelmeden önce günü en baştan anlatsam daha güzel olur.

sonisphere-2011

Yer Küçükçiftlik. 1 sene önce ilki İnönü Stadında düzenlenen festivalin hemen yakınında olan açık hava konser yeri. Dışarıda muazzam bir kalabalık öyle ki trafikte seyredenler bize şaşkınlıkla bakıyor, adeta bunlar neyi bekliyor diyorlar gibiydi. Neyse… Saat 12:30 da kapıların açılacağı söylenmişti. 12:30’dan önce orada olmama rağmen zannedersem kapı sayısı yeterli olmadı, bundan dolayı alana geç girdim. Neyse, grup performanslarını değerlendirmeye başlayayım:

MASTADON
Bu grup hakkında yorum yapmam pek doğru olmaz. Malum hem grubu ilk kez duyuyordum hem de konserin diğer katılımcılarını gördüğümde onları açıkçası merak etmedim. Ayrıca ben sırada beklerken onlar zaten performanslarına başlamışlardı. İçeride birkaç kişiden duyduğum sadece Amerikalı bir grup oldukları. Birkaç şarkısını dinleyebildim. Kulağımda progressive metal intibası bıraktılar. Yanlışsam şimdiden affola.

IN FLAMES
Günün ikinci grubu İsveç’ten In Flames’di. Malum grubun kurucusu Jesper, gruptan ayrılmıştı. Bunun üzerine daha önce birkaç turnede gruba eşlik etmiş olan Niclas Engelin grubun daimi üyesi oldu. Konser gününden 4 gün önce yeni çıkarmış oldukları “Sounds of a Playground Fading”ni çıkar çıkmaz dinlemiştim. Ne yazık ki, o albüm beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Neyse ki, bu konserde sadece o albümün çıkış parçası “Deliver Us”ı çaldılar. Geri kalan şarkıların hepsi eski albümlerdendi. Konsere “Cloud Connected” ile girdiler. “Trigger” dan “The Mirror’s Truth”a, “Pinball Map”den “Take This Life”a birçok sevdiğim parçayı çaldılar. . . In Flames hayranları için klasikleşmiş olan “Only For The Weak”e sıra geldiğinde konser alanı tam anlamı ile coşmuştu. Kendimi hem çok şanslı hem de çok şanssız hissediyordum. Hem ilk kez In Flames’i canlı dinliyor hem de sevdiğim parçaları çalıyorlardı, çok şanslıydım, ama aynı zamanda sadece 1 saatlik bir süre ayrılmıştı ve ne yazık ki Jesper’ı gözlerim arıyordu. In Flames için üzgündüm. Neyse, İsveç’e gitmiştim ama In Flames’i orda canlı izleme şansım olmamıştı ve sanırım bununla yetinmeliyim. Fakat ne olursa olsun, In Flames bence daha fazla sahnede kalmalıydı. Konseri yine sevdiğim bir parça ile bitirdiler: My Sweet Shadow. Öyle ki, Soundtrack to Your Escape albümünün öne çıkan parçalarından biridir.

ALICE COOPER
In Flames’in kısa performansından sonra sahnede yine Amerika’dan rock/heavy metal temsilcisi Alice Cooper vardı. Hayranları iyi bilir Alice Cooper çok iyi bir sahne showuna sahiptir. Bu konserde de onu gösterdi. Konsere “The Black Widow” ile örümcek kollarına sahip bir kıyafet ile başladı. Gecenin finaline heavy metal devi Iron Maiden’dan önce aslında iyi bir ısınma olmuştu. “I’ll Bite Yoour Face Off”da farklı bir kostüm, “Feed My Frankestein”da farklı bir kostüm giydi. “School’s Out” şarkısından sonra sahneden indiler ama seyircilerin çağrısı üzerine yeniden sahneye geldiler. Bu sefer Alice Cooper’ın elinde bir de Türk bayrağı vardı. Festival iyice zevk vermeye başlamıştı.

SLIPKNOT
Ve sıra geldi ses teröristlerine. Festivalde “co-headliner” diye anılıyorlardı. Kendilerinin hayranı değilim ama birkaç şarkılarını bilirim. Slipknot’ı pek beğenen biri değilim ama itiraf etmem gerekir ki sahnede çok başarılılar. Yanlış saymadıysam 8 tane kırmızı tulum giymiş maskeli grup elemanı sahneye geldi. Joey Jordison ise yanlış hatırlamıyorsam “Clown” un omuzlarında baterinin kurulu olduğu yere bırakıldı. Konsere benim de daha önceleri dinlemiş olduğum “(sic)” ile başladılar. O andan itibaren Slipknot fanları şovlarına başladılar. Grup sahnede, fanları ise alanda pogoları ile şovlarını sergiliyorlardı. Gruptaki iki percüstyonist ve klavyeci sahne şovunun başını çekiyorlardı. Perküsyon platformlarının yükselip alçalması, ellerindeki sopalarla bira fıçılarına vurmaları (zannedersem öyleydi)… Daha önceleri internetten okuduğum kadarı ile konserlerinde hayranlarının üzerine işemeye kadar şovunu “renklendiren” bir grup Slipknot. Tabi, böyle bir davranışla Türkiye konserindeki şovu karşılaştırınca normal diye yorum yapası geliyor insanın. Ama benim için önemli olan an “Spit It Out” şarkısının çalınmaya başlanmasıydı. O şarkıya başladıklarında, kameralar Joey’e zoom yapmış ve normal bateri oturakları yerine koltuk benzeri bir şeyde oturduğunu görmüştüm. Zaten hemen aklıma o Youtube’da izlediğim dönerli ritm attığı videolar gelmişti. Ve yanılmadım, o şarkının ortasında vokal Sid, herkesten çökmesini istedi. Bu arada Joey’nin bateri platformonun yükseldiğini gördüm. Sid “Jump The Fuck Up” dedi, herkes olduğu yerden sıçradı, Joey ise döner şekilde bateri çalıyordu. Muazzamdı. Bir daha olsa bir daha izlenir. Bana göre Dave Lombardo’dan sonra en iyi bateristi izlemek bir ayrıcalıktır. Bu arada konser boyunca grubun ölen bateristi Paul Gray’in tulumu asılı durdu. Zaten bir ara, Sid onun ölmediğini her zaman yanlarında olduğuna dair şeyler söyledi.

IRON MAIDEN
Slipknot da kendisine ayrılan süreyi bitirdikten sonra büyük bir heyecanla Iron Maiden’ı beklemeye başladım. Sahnede hummalı bir hazırlık vardı. Slipknot’ın sahneden inmesinden bir saati biraz aşkın bir süre geçmişti. Artık iyice heyecanlanmıştım, malum heavy metalin devi Iron Maiden sahneye çıkacaktı. Heyecanlı bekleyiş, albümün giriş şarkısındaki introyu duyunca son buldu. Maiden, son albümle aynı adı taşıyan Final Frontier ile sahnedeydi. Kalabalık yerinde duramıyor, herkes çığlık çığlığaydı. Ardından yine son albümün ikinci parçası El Dorado ile devam ettiler. Ama önemli olan an 3. Şarkıydı: Sıra “Minutes to Midnight”a geldiğinde, kalabalık kendinden geçmeye başladı. Hep bir ağızdan söylüyorduk. Malum son albüm için turnedeydiler, dolayısıyla eski yeni albümlerden güzel bir harmanlama yapmışlardı. Konserin ortalarında Bruce’un birleştirici mesajları önemliydi. Din, dil, ırk ne olursa olsun Iron Maiden’ın birleştirici bir yapısı olduğuna dikkat çekiyordu. Şarkıları söylerken ordan oraya koşuyordu 50’lik star. Gece çok iyi gidiyordu. Bruce “Scream for me Istanbul” diyor biz hep beraber bağırıyorduk ama malum doruk nokta “Fear of the Dark”da yaşandı. Konserin sonlarına yaklaşmıştık. Sahne karanlıktı. Şarkının başlangıcındaki zil seslerini duyduğum anda her şey başladı. Herkes hep bir ağızdan şarkıyı söylüyor, Bruce’un bize “Fear of the Dark” dedirtmesini beklemiyorduk. Tek kelime ile muhteşemdi. Unutulmaz bir andı. Belki de metal tarihinin en önemli şarkısını canlı dinliyordum. Orada bulunan şanslı insanlardan biriydim. Konserin sonrasında Maiden’ın maskotu Eddie de sahnedeydi. Sahnede kısa bir tur attı, daha sonra eline gitar verdiler o da elinden geldiğince çaldı. Ayrılma vakti gelmişti, 16 şarkılık muhteşem Maiden konseri bitmişti. Her açıdan güzel bir gündü.

Son olarak biraz da organizasyon için birkaç şey söylemek isterim. Açıkçası, mekânın Küçükçiftlik olacağı ilk açıklandığında olaya çok kötümser yaklaşmıştım. Keza Children of Bodom konserinde de mekânın geçer not alamaması bende iyice tedirginlik yaratmıştı. Ama yanılmışım, Küçükçiftlik alnının akıyla çıktı bu etkinlikten. Güzel bir ses sistemi, sorunsuz gerçekleşen bir festival… Organizatörlere ise apayrı bir teşekkürü borç bilirim. Son iki senede bana hayatımın ilklerini yaşattılar, ne kadar teşekkür etsem azdır. Umarım, bu festival artık her sene düzenlenir, her sene gideriz. Bir sonraki Sonisphere değerlendirmesinde görüşmek üzere…

Ercan Yaman

Paylaş
Ercan Yaman… Aslında çok bir şey beklememek lazım ne de olsa sadece iki kelime. Ama okumak isteyenler için de birkaç bir şey karalayayım. Eylül 1989 Samsun doğumluyum. Hava olsun diye değil, kendimi keşfetmeme elverişli ortam sağladığı ve kendimi borçlu hissettiğim için gururla söylüyorum: ODTÜ mezunuyum. Parası ile kimisi kıyafet alır, kimi ev alıp yatırım yapar, kimi gece hayatına harcar vb. Ben ise kazandığım parayı yeni yerler keşfetmek ve çok sevdiğim metal müzik uğruna harcarım. Başka da bir şey yok. Eleştiri ve sorularınıza ise her daim açığım, herhangi bir iletişim adresimi kullanabilirsiniz.

CEVAP VER