Hayatımızı sürdürebilmek için bazen de bazı şeylerin bizi sürmesi gerekir. Şüphe yok ki, fizyolojik ihtiyaçların yanı sıra taşıtlar da yaşamımızın temel gereksinimler kategorisindedir. Araçları kullanan insan, ruhundan bir parça duygu, kişiliğinden de bir tutam özellik serpiştirerek, tabir yerindeyse taşıtları da kendisine benzetir.

Mesela, tüm duygu bütünlüğünü içerisinde barındırarak farklılık demeti oluşturan her insanın kullandığı otobüsler, kiminin aceleci kiminin sakin olduğu, orta halli kişilerin yoğunluğunu kapsayan bir araçtır, nezdimde. Kapıya yakın olanların hatta oturanların rahatlığını, ineceği durağı kaçırmamak için sürekli tetikte olan insanın huzursuzluğunu hissettiren, yolu bilmeyenlerin şoförün iyisine denk gelmesi için dua etmelerindeki tedirginliğini yansıtan bir taşıttır. Kanaatime göre, psikolojideki A, B, C ve D kişilik tiplerinin harmanlandığı türdür.

Adına romanların yazılabileceği metrobüs, yaşamın tam bir rekabetten, bir uğraştan ibaret olduğu kanısını doğrulayan agresif bir taşıttır. Hele ki bireyler için çileye bürünen, mesai saatlerine denk gelindiyse hiç çekilmezdir. Sinirlilik noktasında, araçların en öfkelisi “Minibüs” ü unutmamak gerekir, tabii. Hayatın telaşesine kapılmış sorumluluk sahibi insanların, bir yere aciliyetle yetişmesinde rol oynayarak, asabi, stresli yolcu kılığına bürünmelerine sebep olan mücadele ruhlu bu araç, tam bir A tipi kişiliğine benzer. Endişeli, yorgun, bitkin, sıkkın gibi negatif halleri de içinde barındırmasıyla D tipi kişiliğin bazı özelliklerini de yansıtır. Güzel giyinimli kişilerin, -kabaca- yer kapıp oturma isteğiyle düşünce minvallerinde eriştikleri doruk, diğer insanlarla koltuk yarışına girmelerine ortam hazırlar. Sinir ve öfkesini dışarı atmaya fırsat arayanların, hemen bir olayda pençelerini çıkarmakta hazır olan kitlenin mevcutluğunu da taşır. ‘İnsan, insanın kurdudur’ meşhur deyiminin vücut bulmuş şeklidir, metrobüs. Bir mahşer kalabalığını anımsatan duraklar, kimsenin kimseyi tanımamasıyla yine bize kıyamet gününü, dünyadan bir fragman olarak izletir.

Uçak, katı kuralların olması hasebiyle bana Alman İdealizmini, iş ahlakını, Nietzsche’yi, Kant’ı, Kafka’yı hatırlatır. Otobüs yolculuğuna nazaran insanların genel itibariyle soğuk, sözle temasın az ve resmi tonda yarım gülüşle olduğu, yine A tipi kişiliğin nüvelerini gösteren kısa süreli randevuların ağırlandığı taşıttır. Disiplinin sarsılmaz bir düzende teşkil etmesi havaalanında stresli bir bekleyişi uyandırır, kimilerinde. Sınırları belli, üzerinde oynama yapılmayan konforlu bir sıkkınlıktır.

Vapur; yavaş, sakin ve rahat, kısacası B tipi kişiliğe sahip insanlar gibidir. Ayrıca, sevecen, mutlu, duygu yaşamada aşırılık gibi özellikleri göstermesi bakımından C tipi kişiliğin belirtilerini de üzerinde taşır. Şiirin, edebiyatın, resmin, fotoğrafın, her şeyden öte Aşk’ın en yoğun şekilde yaşandığı, bitmesinin istenmediği bir yolculuk kıvamıdır. Her yerin bir vapur mesafesinde olması arzulanır genellikle. Çünkü huzur verir deniz, dalgaların sesi musiki gibi gelir, dinlemesini bilene. Paylaşmayı bilir insan vapurda, insan olmayanla… Gönlü dilhûn olanların yeridir. Duyguludur, düşüncelidir, hassastır vapur insanı. Görüş mesafesini ileriye devşirerek, nice hülyalara dalar. Ama yapılan anonslar, çay-kahve servisi gibi uyaranlar, hayalleri en güzel yerinde böler. Metrobüsün, otobüsün vs. tüm sıkıntılarına bir zıtlık darbesi indirerek, müreffeh bir ortamda ılımlı, mutedil, munis bir insanlık sunar yolcularına. Mahfuz duygularıyla insanın kendisiyle yüzleştiği ve sadece denize anlatmasından ötürü içe-dönükleştiği mekana karşılık gelir; deniz-vapur ikilisi. Sahi kolay mıdır, deniz olmak? Değildir elbet, milyonlarca yaşı içinde biriktirmek… Deniz, hem dinler hem hisseder hem de herkesin gözyaşını sinesine çekerek, kendisi de içine ağlar.

Hangi taşıma aracı olursa olsun, hiç vazgeçemediğimiz bir gerçek vardır ki, o da hüznümüzü, üzüntümüzü içimizin kemiren sesiyle haykırdığımız; neşemizi, gülüşmelerimizi, telefon konuşmalarımızı, heyecanımızı paylaştığımız, cam kenarıdır. Nice bakışları içine atmış, neleri yutkunmuştur. Yaslandığımızda sarsıntıya uğratsa da buğularında kim bilir bizden neler saklamıştır?

Betül Uludoğan

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.