“Yalnız Olmayan Yazamaz”

Şeref Bilsel yalnızlığı hem poetik hem de çağdaş bir durum olarak belirliyor. Bir yandan kaçınılmaz olana eğiliyor ama asıl şiirin ve şairin karşılıksızlığı meselesinin getirdiği çıkmazlara vurgu yapıyor.

Deneme has düşüncenin eşiğidir. Aşk olarak yazının kapısında gönüllü bekleyiştir. Suyun buhar halidir. Yeter mi? Elbette yetmez, bir kültür ortamında, edebiyat ve sanat hayatında ne kadar deneme yazılıyor, ne kadar çok bağlam üretiliyorsa o kadar canlı demektir orası. Kabul edelim ki görece canlı bir edebiyatımız var. Kitaplar, dergiler yayımlanıyor. Haftalık, aylık kitap ekleri çıkıyor. Dışarıdan görünen manzara bu? Ya işin ruhu? Ya meselelerin derinliğine ele alınıp alınamaması? İşte burada, eleştiriden başlayarak sıkıntılar yaşıyoruz. Belki de eleştiriden, sağlam eleştiriden mahrum olduğumuz için deneme de yazamıyoruz. Öyle ya, şiir, öykü buluşlarla ilerlerken, deneme eleştiriyle gelişir.

Şairler hele onlar, en has denemeyi yazdılar. Elbette sadece onlar değil. Nermi Uygur gibi felsefeciler, Ataç gibi dövüş kulübü yöneticileri de öyle. Ne var ki ben şairlerden yanayım. Bir İlhan Berk denemesinin zevkini uzun uzun yaşarım. Ve beklerim, bugünün şairleri de yazsınlar, hep deneme yazsınlar. Ne yazdıkları önemli değil. Bir dilin şairde konaklayışını görmek yeterli. Şeref Bilsel’in Yalnız Şiir’de bir araya gelen denemelerini bu yüzden özellikle önemsiyorum. Her şair en az bir deneme kitabı bırakmalı geride. Şiir üzerine, edebiyat üzerine yazması şart değil.

Sıradan hayatın sırrını bile “dil”de arayan teorisyenlere fazla sözüm yok. Fakat, şiirin, en çok onun bir dil meselesi olduğu hiç tartışılmaz. Şair de öyle. O dilin öznesi. Bu yüzden “şaire dair açılan tartışmaların anlaşılır olmasının yolu büyük ölçüde dilden ne anladığımızı berraklaştırmaktan geçiyor” tespiti önemli Bilsel’in. Denemeleri yazarken bu görüşünü önde tutuyor şair. “…metinlerin aynı yöne bakmasından ziyade, nasıl bir dil toprağında boy attıkları benim için belirleyici oldu” diyor. Sonunda, kitaba dayanak olan ana duyguya yaslanıyor. Yalnızlık vurgusu yapıyor. “Yalnız olmayan yazamaz; yalnız olamayan çoğalamaz.”

Yalnızlığı hem poetik hem de çağdaş bir durum olarak belirliyor Şeref Bilsel. Bir yandan kaçınılmaz olana eğiliyor ama asıl şiirin ve şairin karşılıksızlığı meselesinin getirdiği çıkmazlara vurgu yapıyor. “Türk edebiyatından şiir tasviye edilirse elimizde çorak bir dil ovası kalır” demesi yabana atılır görüş değil. “Dili yaşatan şairlerdir. Ya şairleri yaşatan?” Haydi şair, poetik olarak kendi kozasına çekildi, yalnızlığını köklendirdi. Şiir olarak yeşertti. Ya toplum? Ya çağ? “Tenkit, tetkik gerektirir” ölçüsünden hareketle, değişik başlıklar halinde bunu araştırıyor denemeler. Şiir nedir? Şair ve dil nedir? Şairin tarihsel eylemi nasıl okunmalıdır? Bir yandan Türkçenin ve onun şiirinin tarihsel akışına bakıyor bir yandan da bu akışın güncelliğini irdeliyor.

Şeref Bilsel, “şiirin hâlâ mümkün” olduğu görüşünde. Çocukluğa inanıyor bu yüzden. “Çocuklar uyandırır sözcükleri.” İnsan, kendi türünün elinden bu özü çekmediği sürece yaşayacak şiir. “Kaybetmediğimiz tek mülk olan çocukluk mümkün hâlâ. Ve belki bu yüzden şiir de mümkün.” Her şair kendi meşrebince kavrar, kendi üslubunca yazar şiiri de, şairi de. Bilsel umutlu. Gücü oradan kaynıyor. Güvenle kuruyor cümlelerini. Sonuçta güven bir duygu değil tecrübe işidir. Kendi dilinin büyük akışını edebi eserlerde içten tecrübe edebilen şairler böyledirler.

Denemenin ölçüsü sonuçta ondan aldığımız tarifsiz dil lezzetidir. Özgün kavrama yöntemleridir. Şair kendi iç enerjisinden aldığı hızla dili coşturabilir. Bir demirci ustası gibi değil, atın sırtındaki jokey gibidir bu yüzden. Burada kazanıp kaybetmek değil koşuyor olmak önemlidir.

YALNIZ ŞİİR
Şeref Bilsel
Ayrıntı Yayınları, 2015
256 sayfa, 20 TL.

Ömer Erdem
(Radikal Kitap)

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Medeniyet ve Hoşnutsuzlukları

Psikanaliz yönteminin yaratıcısı Sigmund Freud (1856-1939), hayatının büyük kısmını Viyana’da geçirmiştir. Tıp eğitimi alan Freud daha sonra psikolojik vakalar üzerinde yoğunlaşmıştır. Birçok nevrozun güçlü bilinçaltı etkenlere bağlı olduğunu deneysel olarak keşfetmiştir ve bilinçaltı etkenleri bilinçlilik alanına taşımayı amaçlayan psikanaliz tekniklerini geliştirmiştir. İnsan davranışlarında bilinçaltı güdünün özellikle de...

Kâğıttan Hayaller

Hayallerimiz var bizim… Kâğıttan hayaller… Sürekli buruşturup attığımız... Var edeceğimize inandığımız ama hiç olmayan hayaller… Hep bir özlemin, bir bekleyişin unutulmuş karakterleri ve sözcükleri gibi… Gülüşlerimize iz bırakmış ağlayışlar… Çocuk bakışlı masumiyetlerimiz… Sonra avuçlarımıza alıp garip garip baktığımız her şeylerimiz, hiçliklerimiz, çoklarımız, yoklarımız, varlarımız… Avuçlarına ağır bir yük gibi gelir hayallerin, gözlerin sakınır...

Ciddi Olacağım…

Ciddi olacağım, haz kadar ciddi. İnsanlar neden bahsettiklerini bilmiyorlar. Yaşamak için hiçbir sebep yok, ama ölmek için de sebep yok. Hayatı ne kadar hor gördüğümüzü gösterebilmemiz için bize bahşedilmiş yegâne yol, onu kabul etmek. Hayat, ondan vazgeçme zahmetine değmez. İnsan, sırf merhametinden, bir başkası için bunu reddedebilir...

Türkçeleştirilince Anlamsızlaşan Yabancı Grup Adları

Grammy’leri, MTV müzik ödüllerini silip süpüren, gönüllerimizde taht kuran bazı müzik gruplarının adlarının Türkçe'sini düşündünüz mü hiç? Gençken odanıza posterlerini astığınız hayranlıkla dinlediğiniz grupların adlarını Türkçeye çevirince ilginç sonuçlar çıkabiliyor. Ama bu yine de onların pek çok başka gruba ilham verdiği, gençliğimizi ve şimdimizi şenlendirdikleri gerçeklerini değiştirmiyor. Radikal’de yer...

Arayışlar ve Hayat

Yıkık dökük bir binanın son katında sevişen iki ruh gördüm; elbiseleri yeniydi ve hala nefes alıyorlardı. Tenleri ay ışığında parlıyordu. Kimsesiz ya da düşman gibiydiler. Fantastik bir aşkın son yolcuları... Onlar hep bizimleydi, hayatın arzu kanatlı ruhları... Arayıpta bulamayanların anısına... Bazen seni anlayan bulunur, bazense senin gibi düşünen... Hayat...

Ölüm Başka Birine Benzemektir

ölüyü hep dışarıya gömeriz ölüm dışarıda olmayı özlemektir başka birine benzemektir bize benzeyenlerden uzaklaşma fikridir ölüm her benzeyen aynı zamanda ölüdür bu yüzden benzer ölüler aynı yere gömülür dışarıya doğru ite kaka can çekişmektir ölüm bazen toprağın tecrübesiz bağrında yanar tutuşur bedenler nefes almayı sürdüremez kör sayar kendini düşmanlaşan boşlukta ölüyü dışarıya atarız sanki hiç yaşamamış gibi küfür etmemiş sevişmemiş hatta kupkuru bir...

Gözlerimi Kapatıyorum

gözlerimi kapatıyorum sakın sigara içme söz vermiştin hatırlıyorum bütün benliğinle içmemeliyim demiştin gözlerimi kapatıyorum sakın sigara içme dudaklarının dumanla sevişmesini kıskanıyorum gözlerimi kapatıyorum kovalarken ölüm bizi nikotin cennetinde her yerini arzuluyorum gözlerimi kapatıyorum sakın sigara içme bazen uçuşuyor bazen öpüşüyorsun kanarken aşkımız ateşten ceplerimde gözlerimi kapatıyorum küfredip erkeklere içime üflediğin zehir beni öldürsün diye kayıp yatağa uzanıyorum saati kurup hüznü içime çekiyorum gözlerimi kapatıyorum sakın sigara içme her ayrılığın...

Hüzün

Soluyorsunuz, hoş güller, Sevdam sizi taşımadı; Açılın, ah! şu Umutsuza, Ruhumu gam sardı. Yasla anıyorum o günleri, Ben, Melek, sana aşık, Gizemli ilk Goncan teselli, Eren bahçemde alışık. Tüm Çiçekleri, tüm Meyveleri Ayağına taşıdığımda, Manzaranın karşısında beteri Kalbimde ümit bağladığımda. Soluyorsunuz, hoş güller, Sevdam sizi taşımadı; Açılın, ah! şu Umutsuza, Ruhumu gam sardı. Johann Wolfgang von Goethe

Beyti Dost Celse: 12

İnanmayanlar için sabrediniz. Şimdi onlar size gülüyor. Bir gün de siz onlara güleceksiniz. İşte bundan kurtulamayacaklar. Çok evvelden söylenmiş, şimdi kulaklarınızın duymadığı neler var. Boşlukta dolaşıyor. Bir gün onları yeniden, çok daha net duymasını becereceksiniz. O zaman göreceksiniz ki size söylenenler ve gönderilenler hakikatlerin ta kendisidir. İşte...