Yalnızlık Doğumdur Sürüp Giden Yetim Yetim

Yalnızlık…
Nedir yalnızlık?
Kaç çeşittir? Yaratılan ve yarattığımız yalnızlık mıdır sadece yalnızlık? B’aşka çeşit yalnızlık yok mudur? Cami tuvaleti kapılarının sırtına tükenmez yalanıyla satılan bir kalemle yüklenmiş bir ibnenin cep telefonu numarası yalnızlık imdadı değil midir mesela?

İbneliğin kabul görmemiş toplumunda bu yalnızlığı kaç el, kaç düşünce, kaç göz, kaç ayıplama ve kaç arsız bakış yaratmıştır? Öyleyse faili meçhul bir yalnızlık çeşidi vardır. Tek’sel olan ve çoğulluk tarafından yaratılmış faili meçhul yalnızlık…

Tek başına bir odada kalp krizinden ölmenin yalnızlığı da vardır, kandan olanların yarattığı. Öyleyse bütün yakınlar, akrabalar, eşler, dostlar ve evlatlar birer yalnızlık yaratma amacı gütmektedir her nefes alışta. Raflarımızdaki her okunmamış kitap, harf harf, kelime kelime ve cümle cümle yalnızlıktır mesela. Hem de göz görmemiş yalnızlık.

Gidenlerin de yalnızlığı vardır. B’aşka yalnızlıklardır bunlar. Hem yaratılmış hem de yarattığımız yalnızlıklardandır. Eşsizdir. Kanser gibi çaresizdir. Neremize bulaşsa kangren olmuşçasına bizden koparıp atmaya kadar varacak sonuçları olan yalnızlıklardır bu b’aşka yalnızlıklar. Üstelik doğumunu o çok sevgili ruhumuz ve kalbimiz yapar; sebebi bizden yitip giderken. Aşkın bulaşmadığı yalnızlıklarda vardır. Yapamadığımız şeylerin yalnızlıkları mesela. İçimizde paraşütle atlamaktan korkan bir insan vardır yalnız başına. Ya da sevmekten korkan… Yahut ta korkmaktan bile korkan yalnız insanlar… Kızdığımız… Başaramıyorsun diye hırpaladığımız yalnız, yalnız insanlar.

Gözyaşları hep taze ve susuşları sessiz…

Susmak dedik ya… Aslında susmanın bile yalnızlığı vardır. Konuşmak gibi bol harfleri ve çeşitli cümleleri yoktur mesela susmanın. Bir alfabesi yoktur. O kadar çok konuşuruz ki bazen, susmalarımızın çığlığına kulaklarımız tamamen kapalıdır. Biz hep konuşunca sağırızdır. Oysa başkalarını duymak sağır olmadığımız anlamını taşır, yaşam denilen şu dönme dolapta. Ne garip değil mi? Çelişkiler yumağını bir kedinin patileri arasında yuvarlar gibi yuvarlar dururuz. Ve bilmeyiz nedir, neyedir bu yumak.

Dünya da o kadar çok yalnızlık vardır ki bunları saymaya niyet eden yanımız bile yalnızdır. Sayıp ulaşacağımız en büyük rakam şuan yalnız başınadır mesela. Ya da dinlemeyi bıraktığımız şarkılar. Bakmayı kestiğimiz tablolar… Seyretmesini unuttuğumuz filmler. Beni yeniden oku diye yalvaran kitaplar, ne kadar yalnızdır şimdilerde!

Yalnızız… Ve her yalnızlığımızdan çıkarıp attığımız küçük imdat yalnızlıkları birer perde çeker aramıza gerçeklerle. O imdatlar sanki artık yalnız değilsin der gibi bizi bizle yalnız başımıza bırakır. Katlanır yalnızlıklarımız bizle, baş başa kalışlarımızda.

Tuvaletin kapısına numarasını bırakan ibnenin yalnızlığını görevlilerin kapıya çaldığı bir fırça boya kapatır… Onun üstüne başka ibneler yalnızlığını nakşeder. Ve bazılarının içinde yalnız kalmış küfürlerin en uğrak yeridir o ibne yalnızlıklarından arta kalan boşluklar. Yalnızlıklar yalnızlıkları doldurur, cami tuvaletinde kapı arkasında… Kareli bulmacalar gibi.

Biz hep yalnızızdır… Bir yaratıcımız vardır ama görmemişizdir. Birileri onu gözler dışında görmekten bahseder ama tatmin olmuş gibi ortaya saçtığımız o yalancı yüz ifadelerimizle biz hiç tatmin olmayan birimizi içimizde daha o an yalnız bırakırız. Ve anlarız ki yalnızlıklar yalnızlığı doğurur.

Bir çay içmenin bile yalnızlığı vardır. Yalnızlıkları diriltme gücü vardır. Dalar gözlerimiz hatıralara çaya dair. O zaman çaydan keyif almak isteyen yanımız yalnız kalır. Dalmazsa gözlerimiz, çaya dair hatıralarımız yalnız kalır.

Ve yine yine yine anlarız ki
Yalnızlık her yerdedir ve yalnızlıklar yalnızlığı doğurur.
Şu yalnızlığın meramını sayfalara doğuran aklım ve kalemim bile yalnızdır.
Bıraksam yazmak isteyen yanım yalnız…
Yazsam bırakmak isteyen…
Kalemim doğurmak ister kelime kelime cümle inşasını yalnızlığın.
Yorgun parmaklarım dur artık der!
Bu doğum nereye kadar? Bu yalnızlık denen kısır döngüyle bu amaçsız uğraş nereye kadar?

Şimdi kendini yazıya vermiş yalnızlığı sayfalara nakşederim

İçimden bir adam seslenir;

Yalnızsın adam!
Bir başınasın!
İki yanında anan baban yok!
Ne üç şey dileyeceğin bir sihirli lamban,
Ne de dostların var dört yanını saran…
Beş duyunla hissettiğin bir yalnızlığın var sadece.
Yalnızsın adam…
Çok yalnız…

İbrahim Sarp Baysu

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Gelenek ve Şair

Geçmişin “hal” içinde varlığını hissetmek kadar ebediyeti, sınırsızı, sınırlı olanda yani bugünde bulmak, bu beraberliği hissedebilmek bir yazarı gelenekçi yapar. - I - Zaman zaman yolduğundan...

Tren

Çalışıyorum, sevgilim, kendime açıklamaya, safra dolu bir marşandiz nasıl olur da yatağımızdan uğratmak zorunda, daha rahat dinlenebilsin diye kendi yatağında bir hat, ikimizi, her gece gibi bu gece...

Tekelleşen Film Dağıtımıyla İlgili “Kapalı Gişe” Belgeseli, Şimdi İnternette!

Tekelleşen sinema sektörünü masaya yatıran “Kapalı Gişe: Türkiye’de Tekelleşen Film Dağıtımı” belgeseli, internet üzerinden izleyicilerle buluşuyor. İlk olarak 35. İstanbul Film Festivali’nde seyirciyle buluşan...

Bellek İrrasyonel Bir İnsan Gibidir Şimdi

Bellek, balkonuna sıra sıra dizdiğin ve atmaya kıyamadığın bira şişeleri gibidir çocuk. Benim içinse yalnızca bir çöplük! Parmak ucuma basarak, o şişeleri devireceğim korkusuyla yürümekten...

Stoacılar, Varlık ve İnsanın Özgürlüğü

Stoacıların özne olarak kavradıkları insanın etkinlik alanı, onun bulunduğu mekândır. Bütün bir varlığın yani kâinatın parçası olarak insanın etkinlik alanı bütün bir kâinattır. Onların...

Tarantino ve Şiddet

Quentin Tarantino’nun Filmlerinde Şiddetin Tezahürü Quentin Tarantino’nun filmlerinde şiddetin tezahürüyle ilgili senelerdir alıp yürüyen tartışma, genellikle şiddetin bir amaç mı araç mı olduğu çıkmazının üzerinden...

Belki Bir Gün Bir Dinozorun Ellerinden Su İçebilirim

Bir pandanın kucağında kaç kişinin nesli tükendi, Kaç kelaynak avlandı sürüsü kırlangıcın izinde, Ya da hangi dinazor yok oldu bilmem kaçıncı jeolojik devirde? Nedir peki? Yani nedir bizim...

Keşfe Keder

Yeniden keşfetmeyi hiç unutmadı Jerzy. Ona unutturamadılar. Çünkü her harekete geçmeden önce yeniden keşfetti. Bir sözden önce, bir keşiş saygısında ve bir dere akışında...

Hayat Işığım

Kalabalıkların bulanık yüzlerinde, hiç bitmeyen telaşlı hallerinde, yaşamaya çalıştıkları en karmaşık duygularında gördüm seni! Kime sorsan, adı aşktır belki? Oysa aşktan bir adım sonrasıydı, yürek...

Bence Artık Çıkmalısın

Dur dedi sinirli köpek, Geçemezsin! Sen belki başı boşsun, Belki de diğer köpekler gibi gevşek.. Her yol yürünebilir, Her yeri görebilirsin, Ama giremezsin! Durman gereken yer, görmen gereken yerlerden Daha önemlidir. Bastığın toprak Bazen...

“Yurdunu Seven Martılar Komitesi”nden Haber Var!

Konuşmuyordu. Konuşamıyordu. Konuşamamak bir eylem sayılabilir miydi? Hayır, tabi ki. Sessizlik bir üretim olabilir miydi, belki. Bu bir üretim süreci olsaydı doğal olarak ortaya...

Ali Nesin Felsefe Köyü’nü de Açıyor!

Ali Nesin, Felsefe Köyü'nü kurmakla katılımcılara düşünmeyi, soru sormayı öğrenecekleri bir ortam yaratmayı hedefliyor. Türkiye’nin en önemli aydınlarından Aziz Nesin’in oğlu Ali Nesin, kurduğu Matematik...

Nikomakhos’a Etik

İnsanoğlunun İçindeki “İyi”nin Doğası Nedir? Aristo’nun siyaset konusundaki çalışmaları, onu yine “bilenlerin efendisi” olarak konumlar. Ama Aristo için bilmek (vukuf), diğer konularda olduğu gibi, siyaset...

Aşkınlık ve Aşırılık

Aşkınlık kavramı, insanın düşünce boyutunda genelde kabul edilmiş ölçütleri ve kuralları aşmasını içerir.  Toplumun ölçütlerine ve kurallarına “norm” denir ve bu kurallara uyan insanlar...

Yeryüzünün Paylaşılması

Zeus bir gün seslendi insanlara göklerden; Dünyayı size verdim, alın mülkünüz olsun! Bu sonsuz armağanı bölüşüverin hemen, Ama kardeşçe yapın, herkes hakkını alsın! Eli ayağı tutan herkes geldi...