Yekta Kopan ile Söyleşi

Yekta Kopan, Artful Living Edebiyat Söyleşileri’nde yeni yılın ilk konuğu olacak. 9 Ocak Perşembe günü saat 19.30’da Art!Space’te gerçekleşecek olan etkinlik öncesi Kopan’la minik bir röportaj yaptık. Haydar Ergülen sordu…

-Sevgili Yekta, o güzelim “Hayalet Gemi” dergisi kapanalı yıllar oldu, ama hayaleti hala edebiyatın üstünde dolaşıyor. İyi ki dolaşıyor. Bilhassa seni ve Murat Gülsoy’u hatırlıyorum oradan, başka değerli adlarla birlikte. Oradaki çalışkanlığınız sürdü, gerek Murat gerek sen hem kitaplarınızla hem de arayışlarınızla günümüz edebiyatının önde gelen yazarları arasında yer aldınız. Son kitabın İki Şiirin Arasında da senin öykücülüğünün Cumhuriyet dönemi Türk öykücülüğü içinde geçmişle akrabalık kuran, arayan ve bulan bir öykücülük olduğunu gösteriyor. Öte yandan önceki kitaplarında, örneğin Kediler Güzel Uyanır’da olduğu gibi deneysel diyebileceğimiz arayışlar ve yazımlar da var. Bunlardan biraz söz eder misin?

Öncelikle konuşmaya Hayalet Gemi’yi anarak başladığın için teşekkür etmeliyim. Derginin on yıl süren ve asıl olarak Murat Gülsoy tarafından omuzlanan yolculuğunun unutulmaması gurur veriyor. Dediğin gibi, bu yolculuk boyunca çok değerli isimlerle ilerledi Hayalet Gemi. Bende de tartışılmaz bir etkisi ve katkısı vardır. O aramaya hevesli ve deneylere açık ruhun da buradan sızdığını düşünürüm. Öncesinde de, öykünün farklı anlatı tekniklerini denemeye açık kapısından içeri bakmayı severdim. Hatta dergiye yolladığım ilk öykü de, böylesi bir üründür. Ama denerken, beslendiği damarları araştırıp, buradan hareketlenen damarları bulmayı çok sevmişimdir. Bunu gelenekle ilişki kurmaktan öte, büyük resmi görme çabası olarak adlandırabilirsin. İki Şiirin Arasında bu anlamda özel bir kitap. Çünkü kitabın ikinci bölümünde, neredeyse yirmi yıl önce yazılmış öykülerim varken, birinci bölüm tümüyle son dönemi oturtuyor okurun karşısına. Olay örgüsünün içinde ilerleyen hesaplaşma metinleri. Hesaplaşma, yüzleşme, tartışma… Kurmaca metinlerin ve özel olarak da öykünün, bir “doğrular kalıbına” sıkıştırılmasını sevmiyorum. Dil ile, anlatı teknikleriyle, kurguyla oynamayı seviyorum. Yeni coğrafyalar keşfetmek gibi. Gezginler için, mutlak güzel coğrafya diye bir tanım yoktur. Bir yolculuğa çıkarsınız, kaybolmaktan korkmadan ilerlersiniz ve karşınıza çıkan manzarayla özel bir ilişki kurarsınız. Yani, ben de edebiyatın içinde yolculuğa çıkmaktan ve farklı manzaraları görüp, sonrasında okurla paylaşmaktan keyif alan bir gezginim sadece. Hangi yolculuk geçmişle ilişki kurdu, hangisi yüzünü geleceğe döndü, hangisi deneyseldi diye düşünmeden yürüyen bir gezgin.

-Yazar ve sanatçı. Bilinen, tanınan, sevilen bir ad olarak, sanatın ve edebiyatın birbirlerinden nasıl beslendiği, etkilediği, zenginleştirdiği ya da bazen eksilttiği üzerinde de biraz duralım istersen. Kendi durumundan yola çıkarak yanıtlar mısın?

Yazarlığı ayrı bir yere koyan, hatta kimilerinin pek sevdiği haliyle kutsallaştıran biri değilim. Dünyayla ilişkimde, farklı kompartımanlar yok. Gördüğüm, duyduğum, öğrendiğim ya da hissettiğim her şey, hem yazımın hem de yaşamımın bir parçası. Elbette böyle bir bakış açısında, genel olarak sanatın bana kattıklarını, iyi bir sanat takipçisi olma çabamın olumlu etkilerini saklayacak değilim. Şöyle söyleyeyim, karşıma çıkan bir binaya baktığımda, sadece iyi ya da kötü mimari bir bütün görmem. Hikayeler geçer kafamdan, şarkılar çınlar kulağımda, fotoğraflar gelir aklıma… Bildiklerimin, yeni bilgilerle ilişki kurmasını severim. Sanatın bana kattıkları, her yeni bilgide yine canlanır. Sadece sanatın değil ama, hayata dair her şeyin. Bilimden spora, gündelik hallerden doğaya. Yalnız sorunun önemli bir noktası var. Çünkü her zaman bir zenginleştirme değil söz konusu olan. İşin bir de korkutan, eksilten yönü var. Siyaset, gündelik hırslar, kibir, cehalet ve daha nicesini düşündüğünde, eksilmemen olası değil.

-Edebiyat ve roman dünyamız diyelim, yenilerden, kuşakdaşlarından okudukların, merak ettiklerin, etkilendiklerin kimler…

Aç bir okurum ben. Elime geçen her şeyi okumaya çalışan, notlar alan, doymayan bir okur. Şanslı bir zamanda yaşıyorum bu açıdan. Günümüz edebiyatı çok sayıda yeni, bilmediğim kitapla-yazarla tanıştırıyor beni. Yayıncılık dünyasındaki değişen dinamiklerin de buna katkısı var. Okuduğum her şeyi şapkamı uçurduğunu söylemeyeceğim elbette. Hatta kimi zaman, üzüntü ve kızgınlığı birlikte yaşıyorum. Kimi zaman olmayacak kitapların basıldığını görünce, bir köşede sırasını çaresizce bekleyen değerli kalemleri düşünüyorum. Ben de o yollardan geldim çünkü. Ama biz olumlu noktadan devam edelim. Genel olarak edebiyat ve özel olarak öykü, yeni-cesur-kararlı isimlerle tanıştırdı bizi son yıllarda. Birinin adını söylersem öteki eksik kalır korkusuyla, şu anda isim vermeyeceğim. Ama sosyal medya paylaşımlarımda, blog yazılarımda mutlaka bu isimleri anmaya özen gösteriyorum. Benim de içinde bulunduğum kuşağı devirip geçecek, cesur kalemler geliyor, bunu söylemem yeter.

-Tezgahtaki ya da sıradaki… Hangisine yanıt vermek istersen artık!

Tezgah oldukça kalabalık. Defterler, dosyalar masanın üstünü kaplamış durumda. Hangisi öncelikle tamamlanır, bilemem. Çünkü yazdığı kadar, yırtmayı da seven bir yazarım. Elimdeki dosyanın, istediğim yolculuğa çıktığına karar vermem oldukça zaman alıyor. Yine de sorudan kaçmamak için, bir süredir bir roman fikriyle dolaşıp durduğumu söyleyeyim şimdilik.

Çok teşekkürler…

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Bilgi ile Olmak

Şuna bütün gönlümle inanıyorum: Ahlâk elbette bilgi ile çok ilgilidir ama nasıl bir bilgi ile ilgidir? Örnek olabilme bilgisi ile. Biz bunu çok denedik; liselere ahlâk dersleri koyarsınız, ahlâk konusunda nutuklar atarsınız, seminerler verirsiniz, kurumlar oluşturursunuz, kitaplar yazarsınız, bunların elbette faydası yoktur demiyorum ama örnek gerekiyor. Bundan 2500...

Max Scheler ve Hiç

Max Scheler (1874-1928), insanın düşüşten kurtuluşunu birincisi dogmayla ikincisi tinle aşılabileceğini ileri sürer. Şöyle der: hiççiliğin aşılması aşamasında tanrılar yaratılır. Scheler, tanrıların karşısına tini çıkarır. Ama tine inanmaz, tinle insanlaşmayı benimser. İnsanlaşma tinin kuracağı yüceltmeyle (Sublimierung) olur: (aşağı) içgüdülerin kültürleşmesiyle. Ancak Scheler, insanlaşmakla yetinmez: yüceltmeyle insanin Tanrılaşmasını (bu...

Anarşizme Post-Anarşist Bir Yaklaşım

Nedir A. A. A . ... ? Alfabenin ilk harfi. Sıralamayı uzatmadan Birey Yayınları’nda yayınladığımız Anarşist Kuram ve Kökeni (1992) adlı kitabın giriş yazısını anımsadım. Ancak oradaki anarşi tanımlamalarını kriter olarak görmüyorum. Çünkü oradaki tanımlama genel bir tanımlamadır. Genel kendi içinde özneyi içermez. Önce: kriter nedir? Ve sonra: anarşinin kriteri olabilir mi? Varsa: kim belirler? Anarşinin...

Anlar

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya, İkincisinde, daha çok hata yapardım. Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım. Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar, Çok az şeyi Ciddiyetle yapardım. Temizlik sorun bile olmazdı asla. Daha çok riske girerdim. Seyahat ederdim daha fazla. Daha çok güneş doğuşu izler, Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim. Görmediğim birçok yere giderdim. Dondurma yerdim doyasıya ve daha...

Öğrenmek

I - Üstat dedi ki: "Öğrenmek ve sonra bunu başkalarına öğretmek zevk verici bir şey değil midir?" - "Uzak ülkelerden gelmiş arkadaşları olmak hoş değil midir?" - "Kendisini tanımadıklarından dolayı kaygılanmayan bir kimse, 'büyük ve üstün insan' değil midir?" II - Filozof Yu (1) dedi ki: "Ana babaya saygı ve...

Memleket Nereye Gidiyor?

Bugün itibariyle gündeme acı bir haber düştü. Ankara Güven Park civarındaki dolmuş duraklarında canlı bomba faciası... Şu ana kadar resmi olmayan rakamlara göre 100'ün üzerinde ölü var. Ve bir o kadar da yaralı olduğu bilgisi sosyal medyada dolaşıp duruyor. Resmi olmasa da bu sayıların artacağından ne yazık ki...

Oz Büyücüsüne Aşıktım

oz büyücüsüne aşıktım ölü bir adam kadar yürüdüm ve aç kaldım yollar hep uzayan intihar oz büyücüsüne aşıktım her kadın buna can atar kendi kendime sorardım hayatın fiyatı ne kadar oz büyücüsüne aşıktım bir erkek ve aşk hep rezervuar pisliği içine sarkıttım özrü kabahatinden sakar oz büyücüsüne aşıktım her suç bir gölgesavar her sabah erkenden kalktım temizdi kirli yataklar Can Murat Demir

Monarşinin Prensesi‏

Yağmur gibisin. Kısık sesli, korkak bakışlı çocukla el ele kaçan... Bir o kadar şehvetlisin. Eğer bir şiir olacak olsaydın seni yazardım. Şarkı olsaydın eğer seni söylerdim ancak ellerim titriyor. Hava soğuk biraz. Çok ıslağım, çok ıslaksın. Hayır, bir adım daha atma bence. Kelimeler hala çocuk çünkü. Hem...

Tragedya’nın Doğuşu

Tragedya'nın Doğuşu'na (1872) karşı insaflı olabilmek için birkaç şeyi unutmalı. Bu kitap başarısız yanıyla, örneğin Wagner'ciliği bir yükseliş belirtisi sayıp ona yararı dokunmasıyla yaptı etkisini, giderek büyüledi. Bir dönüm noktası oldu Wagner'in yaşamında da: Ancak ondan sonradır ki Wagner adına büyük umutlar bağladılar. Bugün bile, hem de...