Bilimde kullanılan en temel kavramlardan biri zaman diğeri mekân, yani uzamdır. Bu iki kavram olmasa ne madde ne de etkileşim tanımlanabilir. Fakat her ikisi de bizim hem dışımızda hem içimizdedir. Zamanın sürekli bir akış içinde olduğunu varsayıyoruz. Günlerin ve mevsimlerin geçişi bizde zamanın da geçmişten geleceğe doğru aktığı kanısını uyandırıyor. Makro boyutta bu böyle; fakat mikro boyutta böyle mi? Mikro boyutta, Kuantum Kuramı zamanın tersinir olduğunu söylüyor. Yani zaman hem geçmişten geleceğe hem de gelecekten geçmişe doğru akmaktadır. Bu durum zamanın var olduğu görüşünü tartışmalı yapıyor.

Zaman ve uzam hareket ile yakından ilişkilidirler. Eğer hiçbir hareket olmasa zamanın aktığını bilebilir miyiz? “Çalışmayan bozuk saat dahi günde iki kere doğru zamanı gösterir” diye bir söz vardır. Fakat doğru zamanı gösterdiğini bilmemiz için çalışan bir saatle çalışmayan saati karşılaştırmamız gerekir. Demek ki gene hareket eden akrep ve yelkovana veya değişen dijital sayılara gerek var. Hareket etmeyen bir insan zamanı doğru tahmin edemez. Bu iddianın doğru olup olmadığını saptamak için şu deney yapıldı: Bir insan yeraltındaki bir mağarada birkaç gün kalmaya razı edildi ve kendisine yaşamını sürdürmesi için yiyecek ve içecek de verildi. Fakat kendisine saat verilmedi ve zamanı kendi sezgisine göre bir deftere kayıt etmesi istendi. Zamanı her kayıt ettiğinde bir elektrik düğmesine basması da istendi. Mağaradaki kişi elektrik düğmesine basınca yukarıda bir zil çalıyor ve mağara dışındakiler de kendi zamanlarını kayıt ediyorlardı. Birkaç gün sonra kişi mağaradan çıktığında zaman kayıtları incelendi ve dışarıdaki zaman kaydı ile içerdeki zaman kaydı arasında büyük farkların olduğu saptandı. Demek ki, bir nesnel zaman (objektif zaman) bir de öznel zaman (sübjektif zaman) var. Nesnel zaman harekete bağlı iken öznel zaman harekete bağlı değil. Nesnel zaman gözlemcinin hareket edip etmemesine, yani hızına göre değişiyor.

Albert Einstein (1879-1955) tarafından geliştirilen Özel Görelilik kuramına göre, hız arttıkça nesnel zaman yavaşlar. Zamanın yavaşlaması demek, iki saniye arasındaki süre uzar demektir. Kime göre uzar? Farklı hızda hareket eden bir diğer gözlemciye göre uzar. Fakat bu kurama göre her iki gözlemci ışık hızını ölçecek olsalar aynı sonuca varırlar. Özel Görelilik kuramına göre, sabit hızla hareket eden tüm gözlemciler için, ışık kaynağının ya da gözlemcinin hızı ne olursa olsun, ışık hızı sabittir. Yüksek hızlarda zamanın yavaşladığı gerçeği soyut bir kavram değildir. Pratikte de uygulaması vardır. Bulunduğumuz yeri bildiren alet GPS (Global Positioning Satellite) bu kuram sayesinde bize doğru bilgi veriyor. Yüksek hızla hareket eden bir uydudaki zaman ile yeryüzünde ölçülen zaman farklı olduğundan, doğru yer ve zaman tespiti yapabilmek için Özel Görelilik kuramının denklemlerini kullanmak gerekiyor.

Immanuel Kant (1724-1804) öznel zamanın ‘a priori’ (doğumla verili) olduğunu ve her insanda doğal olarak bulunan bir özellik veya yeti olduğunu ileri sürdü. İnsan bu yetisini kullanarak nesnel zamanı yaklaşık olarak bazı durumlarda saptayabilir. Örneğin, gece yatağınıza belli bir zamanda uyanmak niyetiyle yatarsanız, gerçekten de o istenen saatte veya o saate çok yakın bir zamanda uyanırsınız. Sanki her insanın farkında bile olmadığı gizli bir “zaman ölçen” sistemi var. Bu öznel zaman ölçme yetimize ‘Sirkadyen Ritm’ veya biyolojik saat da deniyor. Beynimizin hipotalamus bölgesinde belirli frekanslarda dalgalar üreten bir merkezin bulunduğu saptandı.

Beynimiz bir elektro-kimyasal organdır ve sürekli elektrik dalgaları üretir. Saniyede 3 titreşim yapan dalgalara Delta, 3 -8 arası titreşim yapanlara Teta, 8 – 13 arası titreşim yapanlara Alfa, 13 – 25 arası titreşim yapanlara Beta ve 25 – 100 arası titreşim yapanlara Gama dalgaları adı verilmiştir. Uykuda iken Teta dalgaları üretiyoruz. Belki de Sirkadyen Ritmi oluşturanlar Teta dalgalarıdır. Uyanık durumda ise, genelde Gama dalgaları üretiyoruz. Uyanık durumda iken bulunduğumuz duruma göre öznel zaman ya çok hızlı geçiyor veya çok yavaş geçiyor. Fakat nesnel zaman içinde biz sadece şimdi ve burada yaşıyoruz. ‘Şimdi’ şu anı ve ‘burada’ şu mekânı ifade ediyor.

Kuantum kuramı her etkileşimin anda gerçekleştiğini iddia eder. Gerçek, anda yapılan gözlem sonucunda ortaya çıkar. Kuantum kuramının Kopenhag yorumuna göre, gözlem yapmadıkça gerçekten söz edilemez, sadece varsayılır. Bizler de anda varız. Geçmişe veya geleceğe gidemiyoruz. Şu halde, gerçek sadece şu anda ve şu noktada ise, zaman hem vardır hem yoktur. Vardır çünkü biraz önceki anda ne yaptığımızı hatırlıyoruz. Beynimiz veya bir alet sayesinde olayları kaydedince zaman kavramını üretiyoruz. Ama gerçekte zaman yoktur, sadece an vardır. Çünkü kayıt sistemimiz olmasa zaman diye bir kavramımız da olamaz. Alzheimer hastalarının beyni zamanı kaydetme yeteneğini büyük çapta yitirdiği için, hem bulundukları yerle hem de yaşadıkları zamanla ilgili sorunlar yaşarlar. Örneğin evlerinin adresini veya yemek zamanını unutabilirler. Öznel zamanla nesnel zaman arasında farklar oluştuğunda sağlıklı insanlarda da sorunlar belirir. Uzak mesafelere uçakla seyahat eden kişiler saat farkından dolayı uyku zamanları sapar. Jet Leg denen bu durumda yerel zamana uyum sağlamak birkaç gün alabilir.

Her gözlem sadece anda yapıldığına göre, Kuantum kuramına göre gerçek olan zaman değil, sadece andır. Fakat Özel ve Genel Görelilik kuramları sürekli zamanın var olduğunu kabul ediyorlar. Bu temel farktan dolayı bu iki kuram bir türlü birleştirilemedi. Görelilik kuramlarını mikro âleme ve Kuantum kuramını makro âleme uygulamaya çalışırsak anlamsız ve yanlış sonuçlar elde ediyoruz. Birinde zaman, diğerinde ise sadece an olduğundan “Kuantum Kütle Çekim Kuramı” (Quantum Gravity) bir türlü oluşturulamadı. Farklı varsayımlardan hareket eden bu iki kuramı birleştirmeye çalışmak yerine, zaman içermeyen yepyeni bir kurama gerek var. Bu sitede yayınladığım Gerçekliğin Üç Boyutu başlıklı yazımda belirttiğim gibi, pozitif bilimlerin belli bir uygulama alanları vardır ve insan söz konusu olduğunda geçerliklerini kaybederler. Zira gerek zaman gerekse an kavramları insan ürünüdürler ve deney ile gözlem yapacak olan da gene insandır.

Doç. Dr. Haluk Berkmen

1942'de İstanbul'da doğmuştur. 1966'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun olmuş, 1970'de İsveç, Lund Üniversitesi, Teorik Fizik Kürsüsü-Nükleer ve Atom Enerjisi alanında doktora almıştır. 1970 - 1980 arası ODTÜ Fizik bölümünde öğretim üyeliği yapan Berkmen, 1979'da Yüksek Enerji Fiziği dalında doçent olmuştur. 1980 ile 2002 yılları arasında Viyanadaki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansında çeşitli görevler yaptı ve 30 Eylül 2002'de Birleşmiş Milletler UAEA'dan emekli olup İstanbul'a dönmüştür. Yerli ve yabancı birçok dergide çeşitli konularda onlarca makale yayınlamıştır. Üniversite seviyesinde yayınlanmış Fizik ders kitabı bulunmaktadır. Yıllardır İlkin Türkçe, felsefe, sufizm, ezoterizm ve spiritüalizm konularında araştırmalar sürdürmekte olup değişik konularda konferanslar vermekte ve makaleler yayınlamaktadır.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.