Kibir ve hakikat, insanın kendi yetersizliğini örtmek için yarattığı hayaller ile evrenin sarsılmaz yasaları arasındaki ebedi savaştır. Montaigne, Denemeler eserinde kendini beğenmeyi “insanın özündeki bir hastalık” olarak tanımlar. Evrenin en alt katında, “çamur ve pislik içinde” çakılı kalmış bir varlık olan insanın, hayal gücüyle kendini tanrılarla bir görmesini ironik bir dille eleştirir. Yazara göre insan, diğer canlılardan üstün değil; aksine onlarla aynı yazgının ve aynı doğa yasalarının buyruğu altındadır. Gerçek bilgelik, gökleri ayak altına indirme sevdasından vazgeçip her şeyin “kırılmaz zincirlerle bağlı” olduğu o büyük düzendeki yerini kabul etmektir.
Kendini beğenmek insanın özünde, yaratılışında olan bir hastalıktır. İnsan yaratıkların en zavallısı, en cılızıdır öyleyken en mağruru da odur. Şurada, dünyanın çamuru ve pisliği içinde oturduğunu, evrenin en kötü, en ölü, en aşağı katında, göklerin kubbesinden en uzakta, üç cinsten yaratıkların en kötü haldekileriyle birlikte, dünya evinin en alt katına bağlı ve çakılı olduğunu bilir, görür ve yine hayaliyle, aydan yukarılara çıkıp gökleri ayaklarımın altına indirmek sevdasıyla yaşar.
Aynı hayal gücüyle kendini tanrıyla bir görür; kendisine tanrısal özellikler verir; kendini öteki yaratıklar sürüsünden ayırıp kenara çeker, arkadaşları, yoldaşı olan varlıklara yukardan bakar; her birine uygun gördüğü ölçüde güçler ve yetenekler dağıtır.
Biz insanlar öteki yaratıkların ne üstünde ne altındayız. Bilge der ki, göklerin altındaki her şey, aynı yasanın ve aynı yazgının buyruğundadır.
Indupedita suis fatalibus omnia vinclis. (Lucretius)
Her şey, kırılmaz zincirleriyle bağlı yazgının.
Bazı ayrılıklar, düzeyler ve dereceler vardır; ama her şeyde aynı doğanın yüzü görülür.
Res quoeque suo ritu procedit, et ommes
Foedere naturae certo discrimina servant (Lucretius)
Her şey kendine göre gelişir ve hepsi
Sürdürür doğa düzeninin ayrılıklarını. (Kitap 11, bölüm 12)
Montaigne; Denemeler‘ den…
Montaigne’in bu pasajda altını çizdiği gerçeklik, modern bilimin (evrimsel biyoloji ve astronomi gibi) yüzyıllar sonra tescil edeceği bir “hizaya gelme” çağrısıdır. Kibir ve hakikat dengesinde insan, kendini özel bir konuma yerleştirmek için hayal gücünü kullanır; ancak doğa, her varlığa kendi ritmini ve sınırlarını vermiştir. Lucretius’un dizelerinde yankılandığı üzere, hepimiz doğa düzeninin ayrılıklarını sürdüren eşit parçalarız. Montaigne bize şunu öğretir: Kendimizi evrenin efendisi olarak değil, onun ayrılmaz ve mütevazı bir parçası olarak gördüğümüzde, o “özümüzdeki hastalık” olan kibrin sancısından kurtulabiliriz.




