Anlatı Nedir? İnsan Varoluşunun Ontolojik Tefsiri

Anlatı nedir? Nereden kaynaklanır? Kökeninin soruşturulması neden acildir? Mahiyeti bakımından anlatı, insan yaşantısı ve varlığıyla yakından ilgili olduğu için felsefenin, daha doğrusu düşünmenin, bizatihi kendisinde bulunur. Anlatının sadece edebî uğraşların, mitolojinin ya da sözüm ona teolojinin sığ ve üstünkörü yönelim ve yöntemlerine teslim edilmesi bir aymazlıktır. Zira anlatı insandır, insan varlığından demlenir ve köklenir. Hayatın içine doğup ölüme doğru atılan insan varlığının kendi içine düşmesinin bir sonucudur.

İnsan yaşadıkça anlatıdan, anlatı yaşadıkça insandan medet umar. Birbirine sığınma ve yurt talebi eşsizdir ve sonsuz bağlılığı imler. Bu, aynı zamanda, anlatı ve insan arasında kurulmuş antik bir aşk metafiziğidir.

Anlatı hem ölüm hem de yaşamla ilgilidir. Hayatın bir işlevinin ölüm olduğu düşünüldüğünde, anlatının ölüm konusuna değinmemesi de imkânsızdır. İnsan doğar, yaşar ve ölür, tıpkı anlatı gibi. Anlatının anlamını insanda arıyoruz, çünkü insan anlatının hem kahramanı hem de nesnesidir. Nesne olarak insan mitolojik bir figür olarak kaydedilse de, edimsellik anlatının ve insanın ortak yeteneğidir. Anlatı ve insanın bu ortaklığı ölümcüldür. Ancak bunun yanında edimsellik dediğimizde başka bir şey daha kendisini gösterir:  fiili potansiyel. Anlatının insanda bulunan bu faal olma hali, kültürün ve doğal olarak da tarihin öncül bir gücünü temsil eder. Anlatının insan varlığının anlamına dair bir şeyler söyleyebilmesi bu açıdan mümkündür. Anlatı, söylemedir: bir dışataşma.

Anlatının düşünselliği, kendinde açınsanan düşüncenin işaret fişeğidir. Düşünme yolları bu işaretlerden bulunur.

Anlatı: Bir İnsan Yurdudur

Anlatı varlığın her yerinde dile gelir. İnsan ve dilin çeşitli olanaklarında filizlenir. Kültür, sanayi, sanat ve şiir… Anlatının bu olgusallığı, dilin ve düşüncenin tüm olanaklarını kullanan bir nesneler dizgesini andırır. Ontolojik bağlamda anlatının ya da insanın yanında yine kendisine yazgılı olan dil sayesinde bizler düşünebiliriz ve şeylerin anlamlarına dair birtakım yorumlar yapabiliriz. Demek ki insan ─ki burada Dasein’dan, yani kendi varoluşunu ellerine alan insandan bahsediyoruz─ bir anlatısal yorumdur. Varoluşunun tefsirini anlatılara yükleyen insan, anlatının bir tefsiri ya da bizatihi kendisi olabilir mi? Bir anlatının ─yani Varlığın dile gelişinde─ can sıkıntısı yaşayan insan, topraksız ve köksüz değil midir, bir biçimde kendisine tebelleş olan ölümünü beklerken şeylerin kendisine sarılarak kendisine yurt edinmektedir.

Anlatı: Bir Olay (Eregnis) Olarak

Anlatı da insan da ─henüz─ bir olmamışlıktır, sadece akıştadır. Akışın kendisidir. Bir olmakta olan: yani bir kendileyiş. Anlatının zamansallığı da burada kendisini gösterir. Zaman ve mekân üzerinde dans eden anlatı sonsuzca kendine doğru akar; kendi üzerine katlanan bir varlık beyanıdır. Bir olay sadece olup bitmez, tarihin tüm şubeleri üzerinden yankılanır ve uzayıp genişleyerek varlığı eğip büker. Anlatının sallantısı, varlığın unutuluşu, tarihin şiirselliği, zamanın uçsuz bucaksız yanılsaması… Hepsi, insan ve anlatının birlikteliğinde beliren varlığın beyanında soluklanır. Olay-olarak-varlık, zamanın ve mekânın kaderi insanda düğümlenir. Dasein beklenen ve henüz var olmayan bir söylence olabilir mi? Belki de o anlattıklarını yaşamaya heveslenen bir başaktördür. Tarihi, bir anlatı güncesi olarak ele alırsak, bir olay kaydedicisi olarak insan hep çöküntüdedir, çünkü henüz olmamıştır, çünkü bir ihtimal olarak ölüme yazgılıdır. Olay olarak anlatı, ölümüne doğru yankılanan ihtiyatsız insan çığlığıdır.

Anlatı, Şiir ve Ölüm Tellalıdır

Anlatının şiirselliği ölümle yan yana bulunmasından kaynaklanır. Şiir ölümle birlikte anlamlanır, tıpkı insan gibi. İnsan bu sebeple şiirsel ölümüne âşıktır. Ölüme doğru gittikçe şiirsel benliğine kavuşur. Ölüme doğruluk, insan şiirinin de yazılma sebebidir; burada anlatı, şiirin içine doğduğu yaşamın kıyısına doğru kıvrılması olarak kendisini gösterir. Anlatı sessizleşir, şiir gelmiştir ve şair peygamberden yeğdir. Varlığın şiiridir anlatı ve her şiir varlığın unutuluşunu haykırır ve söze getirir. Dil ve düşünme burada toplaşır ve logos kendi ağzından içine doğru akar-dökülür. Anlatı, şirin söylemesinden fışkırır ve insan varlığını bütünlüğe doğru çağırır. Bütünlüğe çağıran şairin sözü daima noksanlık bildirir, bilir ki insan olmamışlığa uzatılmış bir köprüdür. Ölüm, bir hususiyet olarak belirse de insan varlığının bitişinin habercisidir.

Can Murat Demir

başka yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.