Haberleşme ve dil, insanlık tarihinin sadece sesli harflerle değil, aynı zamanda bakışlar, jestler ve sessiz uzlaşılarla ördüğü devasa bir ağdır. Montaigne, Denemeler eserinde hayvanlar dünyasından örnekler vererek, dilsiz canlıların bile korkuyu, sevinci ve acıyı kendilerine has bir yöntemle birbirlerine aktarabildiklerini hatırlatır. El hareketlerimizin bir dille yarışacak kadar zengin olduğunu, kaşların ve omuzların bazen en uzun nutuklardan daha fazlasını söylediğini vurgulayan yazar, iletişimin özünün “anlaşılmak” olduğunu kanıtlar. Spartalı kral Agis’in sessiz cevabında olduğu gibi, bazen en güçlü haberleşme ve dil, tek bir kelime dahi etmeden kurulan o derin bağdır.
Hayvanlar arasında eni konu bir haberleşme olduğunu açıkça görüyoruz; yalnız aynı türden olanlar değil ayrı türden olanlar da birbirleriyle anlaşabiliyorlar.
Et mutae pecudes et denique secla ferarum
Dissimiles fuerunt voces variasque cluere
Cum metus aut dolor est, aut cum jam gaudia gliscunt. (Lucretlus)
Söz bilmez sürüler, vahşi hayvanlar
Türlü bağrışmalarla anlatırlar
Duydukları korkuyu, acıyı ya da zevki.
At köpeğin bir çeşit havlamasından kızgın olduğunu anlar; başka türlü bir havlamasıysa, hiç ürkütmez onu. Aralarındaki iş ortaklığından anlıyoruz ki sesi olmayan hayvanların bile başka bir haberleşme yolları var; hareketleriyle konuşup anlaşıyorlar:
Non alias longue ratione atque ipsa videtur
Protrabere ad gestum pueros infantia linguae. (Lucretius)
Başka türlü değil çocukların da
Sesle anlatamadıklarını hareketle anlatmaları.
Neden anlaşamasınlar? Bizim dilsizlerimiz de işaretlerle pekala söyleşiyor, tartışıyor, hikayeler anlatıyorlar.
Öyle alışkın, öyle usta olanlarını gördüm ki, her istediklerini eksiksiz anlatabiliyorlar. Aşıklar yalnız gözleriyle neler söylerler birbirine: Bozuşur, barışır, yalvarışır, anlaşır, söyleşirler gözleriyle.
E’i silentio ancor suole Haver perigi e porole. (Tasco)
Ve susmada bile
Sözler, yalvarmalar vardır.
Ya ellerle neler söylemeyiz? İsteriz, söz veririz, çağırırız, yol veririz, korkuturuz, yakarırız, yalvarırız, yadsırız, istemeyiz, sorarız, beğeniriz, sayarız, itiraz ederiz, pişman oluruz, korkarız, utanırız, kuşkulanırız, bildiririz, buyururuz, isteriz, yüreklendiririz, yemin ederiz, küçümseriz, meydan okuruz, kızdırırız, suçlarız, mahkum ederiz, affederiz, küfrederiz, pohpohlarız, alkışlarız, kutlarız, utandırırız, alay ederiz, uzlaştırırız, salık veririz, coştururuz, seviniriz, bayram ederiz, acırız, üzeriz, rahatsız ederiz, şaşırtırız, bağırırız, susarız, daha neler neler, dille yarışacak kadar. Başımızla buyur ederiz, kovarız, evet deriz, hayır deriz, yalanlarız, hoş karşılarız, yüceltiriz, kutsallaştırırız, hor görürüz, isteriz, tersleriz, sevindiririz, dertlendiririz, okşarız, azarlarız, dizginleriz, kızdırtırız, korku veririz, güven veririz, soruştururuz. Ya kaşlarımızla? Ya omuzlarımızla?..
Abderia’dan gelen bir elçi Isparta kralı Agis’e söyleyeceklerini uzun uzun söyledikten sonra sorar: Efendimiz yurttaşlarıma nasıl bir cevap götürmemi isterler? Seni, tek söz söylemeden, her istediğini, dilediğin süre söylemekte serbest bıraktığımı söylersin, der kral. İşte size konuşan ve çok iyi anlaşılan bir susma… (Kitap 2, bölüm 12)
İnsan yalnız sözle insandır ve yalnız sözle bağlanırız birbirimize. (Kitap 1, bölüm 9)
Montaigne; Denemeler‘ den…
Montaigne bize iletişimde “biçim”den ziyade “öz”ün önemini hatırlatıyor. Bugün emoji kullanırken veya kısa videolarla kendimizi ifade ederken aslında Montaigne’in bahsettiği o “evrensel el ve göz diline” geri dönüyoruz. Kelimeler yalan söyleyebilir, ancak bir köpeğin havlamasındaki tını veya bir aşığın bakışındaki titreme asla aldatmaz. Haberleşme ve dil, ruhun dışarıya sızma yoludur ve bu sızıntı bazen en gürültülü suskunluklarda saklıdır. Montaigne’in dediği gibi; insan yalnız sözle bağlanır, ama bazen o söz, hiç söylenmemiş olandır.




