İhanet ve adalet, tarih boyunca iktidar sahiplerinin kendi çıkarlarını korumak ve vicdanlarını rahatlatmak için sıkça bir arada kullandığı iki zıt kavramdır. Montaigne, Denemeler eserinde Antigonos’tan Fatih Sultan Mehmet’e kadar pek çok liderin, kendi kirli işlerini yaptırdıkları “hainleri” iş bittikten sonra nasıl cezalandırdıklarını çarpıcı örneklerle anlatır. Yazara göre bu cezalandırma eylemi, gerçek bir adaletten ziyade, suç ortaklığının tanıklarını ortadan kaldırma ve topluma sahte bir doğruluk portresi çizme arzusudur. İktidar, kendi emriyle işlenen cinayetin kefaretini yine o cinayetin aracısına ödeterek, hem elini kandan çekmekte hem de kamuoyu önünde “adalet dağıtıcı” rolüne bürünmektedir.
Antigonos, bir şehrin askerlerini kandırıp kendi rakibi olan komutanları Eumenes’e ihanet ettiriyor; ama askerlerinin ihanetiyle adamı öldürdükten sonra kendisi tanrısal adaletin uygulayıcısı olmaya kalkıyor, hainleri şehrin valisine teslim edip hepsini dilediği biçimde temizlemesini emrediyor. Öylesine yaptırıyor ki dediğini, sayıları bir hayli çok olan bu askerlerin bir teki bile Makedonya’ya dönmüyor. Askerler kendisine ettikleri hizmetin büyüklüğü ölçüsünde kötülük etmiş ve cezayı haketmiş oluyorlardı.
Efendisi Sulpicius’un saklandığı yeri haber veren köle, Sylla’nın vermiş olduğu söz gereği serbest bırakılıyor; ama devlet hikmeti gereği Tarpeion kayalığından atılıyor.
Bizim kral Clovis de, Cannacre’ın hizmetçilerine altın silahlar vadederek efendilerine ihanet ettiriyor. Sonra üçünü de astırıyor. Kimi yerde de hıyanet edenlerin boyunlarına ihanet karşılığı aldıkları keseyi takıp asıyorlar. Kendi isteklerini yerine getirdikten sonra kamu isteğini de yerine getirmiş oluyorlar böylece.
Fatih Sultan Mehmet, soyunun adeti üzere, taht kıskançlığı yüzünden kardeşini ortadan kaldırmak isteyince onun adamlarından birini kullanıyor bu işte: Adam da fazla su yutturarak boğuyor şehzadeyi. İş olup bitince Padişah bu cinayetin kefareti olarak katili ölen kardeşinin anasına (yalnız babadan kardeştiler çünkü) teslim ediyor o da
padişahın gözü önünde katilin karnını yardırıyor, kendi elleriyle yüreğini bulup sökerek sıcak sıcak köpeklere yediriyor.
Kendileri hiç de iyi olmayanlar, kötü bir eylemden çıkar sağladıktan sonra, rahat yürekle, işe biraz iyilik doğruluk karıştırmaktan hoşlanırlar, bir karşılık ödüyormuş, vicdanlarını temizliyormuş gibi. Kaldı ki, bu korkunç kötülüklere alet ettikleri kimseler kendilerini suçluyormuş gibi gelir onlara. Ölmelerini isterler ki bu yüz karası işlerin bilinci, tanıklığı silinsin gitsin. (Kitap 3, bölüm 1)
Montaigne; Denemeler‘den…
Montaigne’in bu pasajda altını çizdiği psikolojik gerçek, makyavelist siyasetin en karanlık köşelerinden biridir. Bir lider, bir haini kullandığında aslında kendi ahlaki düşüşünü de o hainin aynasında görür. Hainin cezalandırılması, sadece bir “adalet” gösterisi değil, aynı zamanda suçun canlı tanığını yok ederek yüz karası işlerin bilincini silme çabasıdır. İhanet ve adalet bu bağlamda, iktidarın kendi günahlarını kurban ederek arındığı trajik bir tiyatroya dönüşür. Montaigne bize şunu fısıldar: Kötü bir eylemden çıkar sağladıktan sonra yapılan “iyilik”, vicdanı temizlemez; sadece suçun izlerini örter.





