Kendine Bir Canavar Yaratmak

Edebiyat ve insan arasındaki o kadim köprüde, bazen sadece susmak, bazen de bir uçurumun kıyısında “canavarlaşmak” gerekir. Bir Düşünce Platformu olarak, hikâyelerin sadece olay örgüsünden ibaret olmadığını, ruhun en mahrem itiraflarını taşıyan birer ayna olduğunu biliyoruz. Bu hafta, yazarımız K. Jerzy’nin kaleminden; baharın gelişiyle başlayan bir tren yolculuğunun bir içsel hesaplaşmaya ve dostça bir kucaklaşmaya nasıl dönüştüğünü izliyoruz.

Bu etkileyici öykü, “başkaları için çabalamanın” yorgunluğunu ve insanın kendi yarattığı “canavarla” barışma sürecini felsefi bir dille sorguluyor.

Özlemiştim baharı. Çok iyi oldu tekrar yola çıkmak. Trende eve dönerken henüz çiçeklenen her bir ağaca selam veriyordum sanki. Çok da hızlı değildi tren. Aklımdan sadece eve döner dönmez eşyalarımı bırakıp Jerzy’yi bulmak geçiyordu. Öyle de yaptım. Küçük dereyi tahtaların üzerinden yampiri adımlarla bir çırpıda geçiverdim. E alıştık artık tabi. Benim Jerzy’yi bulmam önemli değildi. O beni bulurdu; biliyordum, çünkü hep böyle olur. Bir baktım ki; yamaçta, uçurumun kıyısında oturmuş, karşısında güneş, ve altında deniz… Ayak seslerimi duymuş olmalı ki arkasına döndü. “Gel, Zaim,” dedi. O da şarap içiyormuş.

Şehirde çok kalmadığım için yolculuğumu bilmediğini düşünüyordum ki direkt konuya girdi. “Ben kendime bir canavar yaratıyorum,” dedi. Şu ana kadar kimseye düşmanlık beslemediği için bu konuşmalar beni şaşırtmaya başlamıştı. “Ben bin bir zorlukla yaşadığım şeyleri insanlara altın tepsilerde sunuyorum,” dedi. “Onların da anladıklarını ve benim hislerimi paylaşabildiklerini düşünüyorum. Ama tanrının en güzel meyveleri ve sebzeleri yaratıp da zavallı insanların obez olması gibi. Anlattığım ve yaşadığım şeyler insanlara fazla geliyor, Zaim,” dedi. “Sustukça güceniyorum, konuştukça batıyorum. Karşımdaki insanlara ağır sorumluluklar yüklüyorum”.

Sakinleştirmek istedim Jerzy’yi. “Hayatta şunu iyi biliyorum ki, Jerzy, ben her ne yaşayacaksam, sen çoktan oraya varmış oluyorsun. Bu yüzden sana olan saygımı kelimelerle ifade edemem; bundan daha önemlisi, sen gelen kişi için karşılama seremonisi bile düzenliyorsun. Bunlar için bizlerin sana teşekkür etmesi gerekiyor.” dedim.

“Herkesin benden hoşlanması gerekmiyor ki, Zaim. Seni hayatı boyunca sadece 2 saat görecek bir insan için neden bu kadar çaba? Nereye varmaya çalışıyoruz? Kendimizi mi beğendirmemiz gerekiyor? Ya da onaylanma duygusu mu?”

Gerçekten hissetmeye başlamıştım söylemeye çalıştıklarını. O büyük pencerede yine kendimi acınası bir durumda gördüm. İnsanlara bir şeyler anlatmaya çabalayan, kelimeleri ve cümleleri rastgele havada uçuşan kafası karışık bir insan… Çok üzülmüştüm o halime. Durumu teselli edebilecek tek cümle çıkabildi ağzımdan:

“Sence ben bir canavar mıyım?”

Jerzy bana döndü ve ilk defa sarıldı. “Haydi yeni canavarlara o zaman,” dedi.

Sanki güneş tekrar doğmuştu. Denizden dalga sesleri gelmeye başladı. Ben aslında hiç farketmemişim denizin bu kadar dalgalı olduğunu. Rüzgarı tenimde hissettim. Çok güldük halimize sonra.

Güzel bir gündü, yani daha ne diyebilirim ki…

K. Jerzy

başka yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.