Yorumunuz ne benim için ne de diğerleri için “yapıcı” değil. Yakınmalarınızda yüzeysel ve çılgınca bir tepki görüyorum. Ama keşke bu kadar gayreti bir şeyler yaratmaya harcasaydınız da biz de görseydik: “asıl felsefi yazın” nedir? Sizin hayalinizdeki felsefe ancak olsa olsa akademik kaygılarla yazılmış estetikten yoksun edebî olandan bihaber tatsız tuzsuz bir şey olurdu. Ben buna sadece zırvalık diyorum. Şiirden ve edebiyattan bihaber olan felsefe sadece ve sadece kendisine hizmet eder: yani sıradanlığa. Halbuki felsefe, anlamın peşinden gitmektir. Bu anlamın peşinde giderken hep aynı düzeyde, hep aynı kaygıyla “felsefi öğütler” verip, sizin deyiminizle basit anlamlı kelimelerin peşinden gitmemiz gerekir. Ben buna “uğraşılmamış ama meraklısı çok olan felsefi yazın” diyorum.
Bunların aksine bir ikinci yol daha var:
O da şiirle ve edebiyatla birlikte yürüyen, hatta bazen tamamen okuyucunun seyrine ve derinliğine göre genişleyen bir felsefi yazın. Ben bu yazından yanayım, siz olmayabilirsiniz. Siz salt felsefi metinlerden hoşlananlar, sadece felsefenin alanını daraltmakla kalmıyor, onu yavan bir anlam dünyasına terk edip düşüncenin sığlığına teslim ediyorsunuz. İşte burada ben başlıyorum: Ben felsefenin kayganlığını kavramların güvenilmezliğine salık veriyorum. Şiirle felsefeye saldırıyorum, şairle filozofu kavga ettiriyorum. Buradan daha özgürce oluşturulmuş metaforlar üretiyorum, bu daha eğlenceli ve kesinlikle daha tehlikeli – ve derin. Sadece sahibine derin görünen sular aslında çok sığdır. Ben sığlığa değil, derin düşünene yazıyorum: Kibirle değil, oldukça samimi olarak bunları yazıyorum.
Yorumunuzdan başarılı olduğumu hissediyorum.
Benim amacım tam da buydu: duyguları aşındırıp, varlığın anlam karmaşasından yepyeni bir metin yaratmak ve gerekirse edebî her türlü akımı kullanıp okuyucuyu sarsmak, kavramları hiç olmadığı kadar mutasyona uğratmamın amacı budur: Ne bileyim belki de değildir. Önerileriniz için teşekkürler, ama zaten sürrealist metinler okuyan biriyim. Bu sayede beni ne felsefeye ne de edebiyata dahil edemezsiniz, şekilsiz [kategorisiz] olmaya gayret ediyorum. Bu sayede özgürüm ve yazdıklarıma hiçbir zaman “salt felsefe damgası” vurmadım, ben sadece özgün metinler yaratan ama felsefi tarafı baskın şeylerin peşinde olan biriyim. Felsefe her şeyin kökenidir, köken dediğimiz şey karışımlardan da sorumludur. Bu yüzden felsefeyi “salt olarak kavramların en sade ve en derin şekli” demek bana göre bir prensip olamaz.
Son olarak;
Felsefi üretim, yazarının karakteriyle şekillenir: Nietzsche farklı, Erasmus farklı, Stirner farklı, Derrida daha farklı, Deleuze daha da farklı, Kant ise hepsinden farklı. Ama bu adamlar, -sizin gibi düşünürsek- filozof falan değil. Mesela Nietzsche şairdir, lirizm etkisindedir. Derrida bir “modern kavram” düşmanıdır; her kavramı zorlamaya tâbi tutar. Filozof kavramları olduğu gibi sıradan veya sade kullanmak zorunda değildir. Aksi halde kimse felsefe okumaz, sıkıcılığından kaçıp kurtulmak isterdi.
Küçük bir öneri: Buralara fazla uğramayın, maazallah felsefi alışkanlıklarınız değişebilir, farklı şeylere meyillenebilirsiniz.
Can Murat Demir
İbrahim B.‘nin talebi üzerine ilgili yorum siteden silinmiştir.






