Neden Ben? Varoluşsal Sancıdan Mutlak Özgürlüğe

Varoluşsal Cinnet, “Neden ben?” sorusunun karanlık labirentlerinden geçerek mutlak bir “Ben” bilincine ulaşıyor. Metin; anksiyetenin o soğuk terleri, ölümün sıradan kokusu ve vicdanın iflası arasında sıkışan bireyin, delilikle özgürlük arasındaki o ince çizgide verdiği savaşı anlatıyor. Felsefe Hayat perspektifinde bu anlatı; tanrıların, peygamberlerin ve toplumsal normların ötesinde, insanın kendi “hiçliğiyle” barışıp “Ben sadece Ben’im” diyebildiği o kanlı şafağın manifestosudur.

Bazen kötü hissedersin! Çünkü o an bunu gerektirir. Sanki yokmuş gibi tanrının emrinden çıkmak istersin. Peygamber kadar özgürsündür suç işlemede, dermanın yoktur yiyip içmeye ve hazırsındır vicdan denilen şeyin içine etmeye. Çünkü toz tutmuştur anıların, çünkü aklını yiyen tek şey vardır:

Korkunun ve Hiçliğin Ortasında Bir Soru

Korkarsın! Korku tek kaynaktır. Korkun tek anlamdır! Ürperir tüylerin en umulmadık uzuvlarında… Sağa ve sola savrulur ruhlar… Üstlendiğin ve yüklendiğin hayatın ağırlığını atıverirsin üzerinden bir anda. Ruhun tek avunma odasıdır; rezaletin karşısında… Yutkunman güçleşir, sanki erirsin güneşin altında bir elma şekeri gibi. Tadını bırakır, her şey vazgeçer cisminden nesneler,bir kuruntu diğer bir kuruntuya köprüdür sadece… Güzelliği bulmak huzuru dilenmektir böyle bir vakitte. Taşlar dile gelir sonra ve bir sevgilinin ağzından şunu sorar kendine: Neden ben?

Bazen kötü hissedersin. Nefesin kesilir, kalp atışların hızlanır. Daralırsın, soğuk terler dökersin ki bu anda sadece dışarı çıkmak ve temiz hava almak istersin. Ama çare değildir, çünkü bilinmedik korku ve tadılmamış bir acıdır bu. Yüreğini cendereye sokan metalimsi bir tat bırakır dilinde ve şunları söyler zehirli kelimelerle: Neden ben? Ağzın kurur. İşitme duyunu yitirirsin. Hızla geçip giden arabalara bakar kalırsın,gözlerin odaklanamaz karanlığa, aklın tutuklaşır. Hiç kimseyi göremezsin, tanıyamazsın. Sezgiler darmadağın olmuştur; aşk, yaşam, özlem, mücadele… Sanki anlamsız birer kelimeden ibarettir. Dilinin ucuna sadece şu soru takılır: Neden ben?

Yazmaya mecalin kalmaz. Harfler tanıdık birer acıdır sadece,cümlelerse cehennemi barındır sanki… Tıpkı yaşadığı sancılı hayat gibi yavan ve bir o kadar da sıradandır. Derken ölümü hissedersin bir anda; haberin yoktur varlığından ve kısa bir ömrün olduğundan… Çünkü mezardır tüm insanlık, çünkü mezarını düşünecek bir insan kalmamıştır yeryüzünde. Nefes aldığına sadece şu kinayeli cümle şahittir: Neden ben?

Dokunduğun her şey haramdır. Ten, öpücük, sevişmek… Hepsinin sıradanlığını kavrayamadan ölen bir çocuk gibisindir. Kusarsın, tükürürsün hayatı; hiçliğin ağzından! Organların yabancıdır, sonrasında ellerin özgürce gider insanlığın boğazına, katili olduğun saçmalığın beşiğine…

Delilikten Özgürlüğe: Köksüz ve Yüce Bir Ruhun Doğuşu

Heyecanlanırsın. Sürpriz mi, hediye mi diye! Ağzın kurumaya devam eder, kalp atışların daha da hızlanır. Seni ele geçirir heyecanın, ağız dolusu gülmek istersin ama olmaz. Olamaz! Çünkü sen kötüsündür, kötü bir tanrının, kötü bir çocuğusundur. Bir yalanın içinde yuvalanan küçük bir böceksindir. Sinirlerin laçkalaşır, şeytan tüm hücrelerine emrederken sen içinden şunu sayıklarsın: Neden ben?

Dış dünya seni boğar. Soğuk souk terlersin yatağında. Uyumak ölümdür sanki. Buz keser ayakların, ıslak bir kum gibi sıvaşır her yerine, yalnızsındır bu vakitte. Hem yalnız hem de safsındır. Kötü hissetmeye devam edersin. İnsanlar gibi uzaklara dalar, ıslık çalarsın uzaktaki sevgiliye, kolların ağırlaşmaya başlayınca kafanı önüne eğer topuklarını birbirine vurursun. İşte delilik burada başlar, çünkü delilik hem yalnızlığın hem de kötülüğün bittiği tek yerdir.

Dizginsiz ruhunun tek kurtuluşudur. Karşılıksız seven bir sevgili gibi asılır boynuna ve bir öpücük kondurur ruhunun en derin dudaklarına. Sanki seni hiç terk etmeyecekmiş gibi… Ama sen başka mecralarda, başka maceralarda sürüklenirsin,debelenirsin! Sonrasında aradığın tek cevap öz ağzından dökülüverir: Sen Bensin!

Gün ağarmaktadır. Saatlerce kadınsı bir dinginliği arayan ruhun artık hürdür. Hürsündür! Amaçsız bir adam, isimsiz bir adam… Derken şunu fısıldar içindeki şeytan: Ben… Ben.. Ben… Şimdiye kadar duymadığın, söylenmemiş ve tadılmamış olanım! Ben… Ben… İşte şimdi yaşadığının farkına varırsın ve içgüdülerin kanlı bir şafağın habercisi gibidir, kanlı bir sabahın horozu gibi… Kızıl bir çağrı cisimleşir kalp atışlarında. Nefesin ölümüne sebep olur, havadaki kükürtün. Ben… Sorular… Cevapsız sorular… Diretilen bir hayatın son çığlığı kulaklarında yankılanır. Çünkü ben sadece varım dersin… Ben… Sadece benim! Söylenmemiş olanım!

Artık kötü hissetmezsin! İyi hissetmenin ne kadar da anlamsız olduğunu hatırlarsın. Şimdi özgür ve köksüz olarak, yüce bir ruhun sahipliğini kavrarsın. Ben kadar… Ben gibi… Sadece BEN olduğunu aklına kazırken, sezgilerin ve içgüdülerin tektir, biriciktir…

Can Murat Demir

başka yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.