Foucault ve Bilginin Sosyo-Politik Kökenleri: Sistemin Dışında Bilgi Mümkün mü?

Foucault, uyuşturucu deneyimi ve Maoizm örnekleri üzerinden çok radikal bir soru sorar: Eğer insanı tanımlayan, ona “bilgi“yi dayatan tüm ahlaki, kültürel ve ekonomik sistemler bir anlığına askıya alınsaydı, geriye kalan “özne” neyi, nasıl bilebilirdi?

Yapısalcılar için önemli olan ilişki sistemleridir. İnsanların yaşadıkları bireysel deneyimler değil kesinlikle. Benim yaptığım şey de, yapısalcılık gibi, öznenin egemenliğini sorgulamaya dayanır. Mesela, uyuşturucu deneyimi nedir? Şudur: Sınırları kaldırmak, bölüşmeyi reddetmek, tüm dışlamaları saf dışı bırakmak. Ve o durumdayken kendine şunu sormak: Peki bilgiden ne haber? Tamamen başka bir şey bilir hâle mi geldik? Uyuşturucu deneyiminden önce bildiğimiz şeyleri hâlâ bilir durumda mıyız? Uyuşturucu öncesindeki bilgi hâlâ geçerli durumda mıdır? Ya da bu yepyeni bir bilgi midir? Bu bir mesele. Bu anlamda, uyuşturucu deneyiminin toplumda sıra dışı bir deneyim olduğunu söylemek mümkün değil. Önemsiz bir sapma değil. İçinde yaşadığımız kapitalist toplumun karşı karşıya olduğu sorunların merkezinde bulunuyor. Bana kalırsa Maoizm de, aynı şekilde. Bambaşka bir biçimde ve bambaşka bir tarihsel kapsamda, bu sorunla karşı karşıya. Yani insan her türden zorlayıcı sistemlerden azat edildiğinde. Yalnızca ekonomik sistemden bahsetmiyorum; siyasi, ahlaki ve kültürel sistemlerden de.

Kapitalizmin yüz yıllardır dayattığı bu sistemlerden kurtulduğunda. Bu özgürleşme anı gerçekleştikten sonra bu durumda hangi türden bir bilgi mümkün olacak?

Foucault’nun burada işaret ettiği mesele, epistemolojinin (bilgi felsefesi) siyasallaşmasıdır. Klasik felsefe, bilginin nesnel olduğunu ve özne ile sistemden bağımsız bir “hakikat” taşıdığını varsayar. Foucault ise tam tersini iddia eder:

Michel Foucault

ötekilerden

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.